Mesnevi’den Nefsine Av Olmak,Hükümdar ibrahim bin Ethem’in sarayında misafir olan nur yüzlü ihtiyar, o gece hükümdara bir ders daha vermek istedi.
Bunun için herkesin uyuduğu bir vakitte kalkıp sarayın tavanına çıktı ve hükümdarın odasının üzerinde ayaklarını vurarak sağa sola koşmaya başladı.
Gündüz, sarayına kervansaray diyen ihtiyarın söyledikleri kulağında çınlayan ve zaten bu yüzden gözüne uyku girmeyip yatağında düşünen hükümdar, tavandan gelen koşma seslerine şaşırdı ve yatağından fırlayarak seslendi:
“Kim var orada, ne arıyorsun?” ihtiyar, sesini değiştirerek cevap verdi:
“Ben çobanım, develerimi kaybettim. Onları arıyorum.”
Hükümdar:
“Sarayda çobanın işi ne, tavanda deve aranır mı?” ihtiyar:
“Sen de bu milletin çobanı değil misin? Ve zevk safa içinde, kuş tüyü yataklarda Cennet aramıyor musun? Böyle Cennet bulunursa, tavanda da deve bulunur.”
Sonra sesler kesildi. îhtiyar usulca odasına geçti ve yattı. Nöbetçiler baktıklarında onu yatağında uyuyor buldular.
ibrahim bin Ethem ise duyduklarıyla ikinci defa şok olmuş ve sarsılmıştı. Beyni allak bullak olmuş bir halde sabaha kadar düşündü. Güya Müslümandı, ama ibadetlerini yapmıyordu. Dünyada ebedî kalacakmışçasına zevk ve eğlencelerle ömür geçiriyordu.
Üstelik millete karşı sorumluluklarına da fazla aldırış etmiyordu, iyi ama, bu saltanat ne kadar sürecekti. Böyle bir hayat, gerçekten de sonunda onu pişman etmez miydi? Cennette ebedî mutluluk vardı ve ona ulaşmayı da çok istiyordu.
Fakat hayatını değiştirmedikçe bunun mümkünatı yoktu. Hayatını değiştirmek de saray şartlarında kolay değildi. İçine kurt düşmüştü fakat kararsız kaldı. Sadece “Allah’ım bana yardım et, Sana dönmemi nasip et!” diye dua etti.
O sabah ihtiyarı uğurladıktan sonra ava çıktı, ibrahim bin Ethem, avlanmayı sever ve haftada en az bir gününü buna ayırırdı, ihtiyar, saray görevlilerinden onun bu özelliğini ve avlanmaya gittiği yerleri öğrenmişti. Ona son bir ders daha vermek istiyordu.
ibrahim bin Ethem orman içinde dolaşırken şöyle bir ses kulaklarında yankılandı:
“Ey İbrahim! Sen dünyaya avlanmak için geîmedin. Yaratıldığın şeye dön. Sorguçlarla, tahtlarla oynamayı bırak. Büyük sultanlığa talip ol!”
ihtiyar, ellerini boru gibi yaparak, gizlendiği yerden böyle bağırmıştı. Sesin nereden ve kimden geldiğini bilemeyen hükümdar, o gün çok garip bir olaya daha şahit olmuştu.
Veziri ve muhafızlarıyla birlikte yemek yedikleri bir sırada süzülerek gelen bir keklik, bir parça ekmek kopararak havalanmış ve biraz ötedeki çalılıkların arkasına inmişti.
Bu işte bir gariplik olduğunu düşünerek gidip baktıklarında kekliğin, ekmeği, bataklığa saplanan bir adamm ağzına koyduğunu hayretle gördüler.
Yardım edip adamı çıkarttılar. Adam, avladığı kuşun oraya düşmesi üzerine bataklığa girdiğini ve çıkamadığını, üç gündür o kekliğin kendisine ekmek taşıdığını anlattı. Dehşete düşen İbrahim bin Ethem, kendi nefsiyle yüzleşerek şöyle dedi nefsine:
“Sen onları avlarken o keklik, çaresiz kalmış bir adamı besliyor. Seninse halkından haberin yok!”
Bu düşüncelerle saraya dönen hükümdar, o gün her zamanki avladıklarından bir şey avlayamamıştı ama çok daha önemli birşey avlamıştı: Nefsim. O zamana kadar, ona av olduğu nefsini.






























