Kara Büyü
29/08/2019
Kimsesizler – Kemal Çerçibaşı
01/10/2019

Üçü Bir Arada Hikayeler

Üçü Bir Arada Hikayeler

Hikâye 1: Cahil Köylü

1960 Yılların sonu 70’li yılların başında büyükşehirlerin her tarafı pazardı. Tamam, hepinizi duyar gibiyim “Hala var be cahil! Uzayda mı? Yaşıyorsun be adam.” Benim bahsedeceğim konu bu değil. Hamallar eskiden pazarın köşelerinde eğer kışsa yanan bir varil ya da peynir tenekesinden bozma mangalda ısınmaya çalışan, eğer yaz ise sele serpe bağrı açıp bir ağacın altında yatan sırtlarında sepetle yük taşıyan insanlar.

İşte bakın ağzında kürdanla sağa sola anlamsızca bakan güleç yüzlü bir geç adam. Burası Ankara’nın Cebeci semtinde İnönü stadının hemen paralelinde başlayıp siyasal bilgiler fakültesinin karşısında son bulan yol üzerindeki pazardayız. Bu Pazar haftada bir gün kurulur hala var mıdır? Bilmiyorum. Bu pazarda ilginç tipler olduğu gibi ilginç tartışma ve kavgalarda olur. Bu pazarlarda şimdi olduğu gibi zabıta filanda çok olmaz. Yaşlı, saçı hafif dökük, bıyıkları ağarmış ama çok sigara içtiğinden olacak burnunun altına gelen beyaz bıyıklar sarıya çalan, kalın siyah kaşlı, gözlüklü emekli birisi olduğu her halinden belli amcamız eli kıçın da pazarı geziyor.,sağa sola bakınıyor. Tam hamalların bulunduğu yere geldiğinde “Kaça taşıyorsunuz?” Genç ve güleç çocuk önce diğer hamallarla itişerek sıranın kendisinde olduğunu işaret edip başladı lafa “10 Lira amca” yaşlı adam ters, ters bakıp süzdükten sonra kızgın ses tonuyla “Ben senin nereden? Amcan oluyorum. Neyse 5 liraya gel” Genç çocuk hayal kırıklığıyla birkaç adım geri gidip dayandığı ağaca yaslanıp  “Olmaz amca… yani bey abim, beyim..” Yaşlı amca inat mı inat “6 Lira gel uzun etme” Genç çocuk daha ciddi bir ifade takınıp ”Tarife belli 10 Lira zaten fazla değil, bak bunlarda taşımaz. Götürmek isteyen varsa sıra onun olsun” Amca diğerlerine dönüp bağırdı “Koskoca 6 Lira götürmez misiniz?”bekleyen amca cevap alamayınca genç çocuğa döndü “Parada beğenmiyorlar iyi, ala gel arkamdan vereceğim 10 Liranı” Hamal çocuk yerde duran sepeti sırtlayıp yaşlı aksi ihtiyarı takip etmeye başladı. Pazarın bir başına bir sonuna gidip, gidip tekrar dönen yaşlı adam nihayet bir domatesçinin önünde durup “Kaç paraymış bu?” Satıcı “Bey amca 3,5 Lira” Yaşlı adam “iki kilo tart ama iki liradan” Satıcı kullanılmış gazeteden yapılmış kese kâğıdına birkaç tane domates attıktan sonra duraksadı. “Ne dedin bey amca” Yaşlı adam “sağır mısın? İki kilo dedim” satıcı tekrar “amca arkasından bir şey daha dedin” Yaşlı ve aksi adam “Allah, Allah ben bu adamların nereden amcası oluyorsam. Bak iki kilo tart ama iki lira veririm dedim” Satıcı kızarak kese kâğıdından koyduklarını boşaltıp kâğıdı tezgâha fırlattı. “De get be moruk adamın asabını bozma, ulan desen 50 kuruş çıkmıyor ya da param yok de bedava bile veririm gelmiş yarı fiyatına benden domates alacak nah aha alırsın” dedi elini nah yapıp sallayarak. Yaşlı adam hiddetlenip “Terbiyesiz adam görürsün seni pazarcılar odasına, zabıtaya belediyeye şikâyet edeceğim.”  Satıcı hiddetle hem bağırıp hem yaşlı adamın üzerine yürürken yan taraftaki satıcılar onun önüne geçip sakinleştirmeye çalıştılar, satıcı koşturarak tabanları yağlayan yaşlı adamla hamalın arkasından “Yürü lan!  Kime edersen et.” Yaşlı adam hızlı adımlarla yürürken bir yandan da kendi kendisine kısık sesle küfürler ederek konuşuyordu.

Bütün olaylara şahit olan genç hamal “Buyur beyim bir şey mi dedin?” yaşlı huysuz adam “Sus seni de ayağımın altına almayım konuşma yürü” Hamal “Ben ne ettim ki amca…” yaşlı adam hiddetle döndü “Senin adın ne delikanlı?” şaşkın genç hamal “Mehmet beyim” yaşlı adam “Bak Mehmet ben senin gibileri sevmem neden biliyor musun? Söyleyeyim sen mutlaka pis bir köyden gelmişsindir. Köylüsündür. O yüzden sevmem ham cahilsinizdir. Kalabalık gelmişsinizdir Cümbür cemaat. İşiniz yoktur, anca öyle getir götür yaparsınız kafanız çalışmaz”

Genç Mehmet silkinip “Bana bak beyim ben senin kadar iyi giyimli değilim. Evet, köyden geldim. Evet, işsizim o yüzden hamallık ve getir götür yapıyorum ama okul bitine kadar. Ailemin okutma imkânı yoktu” Bu söz yaşlı adamı sarssa da pek renk vermez, hızlı adımlarla yürürken bir ara arkasını döner hamalın arkasında olmadığını görünce “Hadi ne dikiliyorsun? Gel” diye eliyle işaret eder. Hamal Mehmet karasız adımlarla denileni yapar. Yaşlı adam “Bana hitap etmen gerekirse …?? Bakanlığı emekli genel müdürü Vahap bey diye seslen, üstelik kulaklarım pek işitmez şöyle iyice bağır ki duyayım ” Hamal Mehmet “İyide vahap bey ben size sadece vahap bey desem olmaz mı? niye emekli filan…” Yaşlı adam sözünü keser “Ben sana ne diyorsam onu söyle kim olduğum bilinsin ki deminki vahim vaka tekrar etmesin. Anlaşıldı mı evlat?” Hamal Mehmet hafifçe başını salladı.

Başka bir domatesçinin önünde durup bakınan yaşlı adam “Yanlış mı? o yazı 6 lira yazıyor” Pazarcı “Yok be babalık neyse o” yaşlı adam başını sinirle saldı “Babalık da ne? Bana bak pazarcı, yukarıda adam 3 liraya satıyor sen iki katına” Pazarcı “Tamam babalık uzatma, üzmeyelim seni…” yaşlı adamın gözü parladı “Ne yani 3 liraya mı vereceksin?” Pazarcı keyifli bir kahkaha atıp “Yok be! Yanlış anlıyorsun babalık, git oradan al, üzmeyelim seni dedim sadece ” Yaşlı adam “tüh! Senin kalıbına” tekrar pazarın diğer ucuna gelen yaşlı adam domatesin pahalı olduğunu görünce babacan tavırla çıkarıp tam 7 lirayı Mehmet’in avucuna sayıp“Mehmet, şu demin tartıştığım adam var ya ona git 2 kilo domates tarttır. Al gel bak sakın yamuk yapıp kaçmaya çalışma arkandan uzaktan izleyeceğim ” Mehmet kafa sallayıp parayı alıp uzaklaştı. Yaşlı adam kenardaki elektrik direğindeki çapraz basamaklara çıkarak uzaktaki pazarcıyı görmeye çalışsa da nafile kalabalıkta ne pazarcıyı ne Mehmet’i göremiyordu. Yaşlı adam biraz endişeli  “Ulan kaptırdık mı? Parayı yazıklar olsun bana, tüh kafasız, beyinsiz bir de uyanık geçinen Vahap” diye dövünürken

Hamal Mehmet bir elinde gazeteden yapışmış 1 kese kâğıdı dolusu domates diğer elinde suyunu akıtarak keyifle dişlediği şeftali. Yaşlı adam Mehmet’i görünce rahatlayıp sevinerek “Nerede kaldın? ” dedi ve elinden kese kâğıdını yırtar gibi çekerek içine baktı. “Neyse eziklerini koymamış, eğil de atayım” koca sepete saatler sonra ilk defa bir şey alıp koymuştu Vahap amca. Mehmet “Vahap bey başka bir şey almayacak mısın? Saatlerdir boş boş dolanıyoruz” Vahap amca “Dur bakalım, her şeyin bir sırası var.” Mehmet “Tamam da üç kez gittik geldik, gittik geldik birazdan hava kararacak” Vahap amca hiddetlenip “Bana bak bugüne bu gün …bakanlığından emekli genel müdür Vahap Karataş var karşında seninle 10 liraya anlaştık istediğim yere geleceksin” Hamal Mehmet “Siyasal dış ilişkiler bölümü öğrencisi Mehmet Öz var karşında üç kuruş verdin diye beni satın almadın ya, zaten istediğin yere gidiyoruz. Üç kez bir başa bir sona gittik” Vahap amca sinirli, sinirli “Üçte giderim beşte hava kararsın ucuzlasın diye bekliyorum avanak çocuk” Mehmet daha da sinirlendi “Bak ben okul harçlığı için çalışıyorum bir an evvel başka iş almazsam gün boşa geçecek o yüzden alıyorsan al daha fazla katlanamayacağım” Yaşlı ve aksi vahap amca “Bak seen dil pabuç gibi hem cahil hem geveze” Mehmet “Bana cahil diyorsun vahap bey sen kaça kadar okudun? ki” Vahap amca soru karşısında içinden geçen ses (Ulan bebe doğru söylüyor ben ilkokul 3 e kadar okudum. Şimdi bizim zamanımız da 3 e kadardı desem kendimi ezdiririm dur en iyisi)

-Seni hiç ilgilendirmez kaça kadar okuduğum taşıyorsan taşı taşımazsan uğurlar ola ama paranı vereceğim eşek gibi taşıyacaksın.

Mehmet ”Sözlerine dikkat et! Kölen değilim iyi madem öyle” sepeti indirip, kese kâğıdını vahap amcanın koltuk altına sıkıştırdı

-İyi tamam git Genel müdür Vahap Karataşın eşyalarını ortada bıraktım kendine taşıttırdım de sesi biraz da bağırarak bağırmaya başladı “EY CEMATTİ MÜSLİMİN BU HAMALLARA  MEYDAN VERMEYİN BAK KOSKOCA ON LİRAYI BEĞENMİYOR UTANMAZLAR”

Etrafta “Adamlar haklı amca on liranın hükmü kaldı mı ki”

Mehmet tekrar sepeti sırtlayıp oradan ayrılacağı sıra da fısıldayarak kendi kendisine “Vahap Karataş, Karataş ha lan sakın”

-Vahap bey, vahap amca

-Ulan kaç kez söyleyeceğim örümcek kafalı köylü …bakanlığının genel müdü..

-S*kt*r lan! Seni şimdi tanıdım. Sen babamın arkadaşı sırtlan Vahapsın. Hani şu bakanlıkta genel müdürün odacılık hizmetini görüp adamın mührüyle devletin bir tır dolusu kitabını satan çakal sonra yakayı ele vermeyim diye emekli olan şerefsiz. Senin hakkında bizim köyde ne diyorlar biliyor musun? Şerefsiz, Çakal, Sırtlan, aşağılık beş para etmez kalleş

Tüm bunlar olurken kıpkırmızı bunları dinleyen vahap bir süre dudakları titreyip bir şeyler geceledi ama konuşamadı. Sonra Mehmet’e yaklaşıp omzuna dokunup sırtını sıvazladı

-Şey yok evlat yok karıştırdın. Neyse sen şu yirmi lirayı al hakkın geçmesin hem öğrencisin ihtiyacın da vardır. Neyse görüşürüz. Diyerek kalabalığı yarıp yere doğru bakarak uzaklaşmaya çalışırken. Mehmet elinde tuttuğu paraya bakıp adamın arkasından salladı yere fırlattı

-Al bunu senin haram paranı istemiyorum. Ben temiz namuslu dürüst Anadolu çocuğuyum. Senin yüzünden ne jandarmalar ne müfettişler köyü didik, didik etti. Senin yüzünden devlet karşısında tüm köylünün boynu büküldü. Şimdi karşıma geçmiş köylüleri beğenmiyorum diyor. Hem köylülüğünden utan, hem nefret et köylü vahap biz senin gibileri insan kabul etmiyoruz.

Vahap aldığı domateslerle kalabalığı yararak ortadan kayboldu. Mehmet’in etrafına toplanan kalabalık onu takdir etti omzunu sıvazladı. Nur yüzlü, kısa boylu, yaşlıca kibar konuşan bir teyze eğilip yerden parayı alarak Mehmet’in avucunu açarak içine yerleştirip kapattı.

-Al bunu evlatçım anladığım kadarıyla bundan fazlasını hak etmişsin. Bu para sana helaldir.Oku adam ol, insan ol bizi bunun gibi insan müsveddelerinden kurtar.

Hikâye 2: İş bilmeyen Kasap Bir Yerine Gider Masat

Bugün işyerinde ilk günüm büyük bir mağazada çalışmaya başladım çok sevinçliyim. Burada fatura keseceğim, ufak tefek defter kitap işleri yani muhasebe demek daha doğru. Burası yaklaşık 100-150 kişinin çalıştığı ev eşyaları satan bir mağaza neler yok ki; Beyaz eşya halı, yatak, mobilya ve marka veremesem de hepsi kaliteli ürünler. Bu iş yerine başlamadan önce dışarıdan buranın sahibi hakkında çok iyi duyumlar almadım ama beni buraya davet eden arkadaşım işin yaparsan sorun olmaz diye gaz verince kendimi burada buldum.

İlk günler fena değildi, patron gördüğümüz kadarıyla karşı odada oturuyor pek bir şeye karışmıyordu. İşyerini babası ve abisinden aldığı paralarla açmış. Yani anlayacağınız babası toprak zengini birisi kendisi ise burayı açana kadar boş gezenin boş kalfasıymış, yanımdaki masada oturan arkadaşlar patrona değişik lakaplar takmışlar ve anladığım kadarıyla pek sevilmiyor. Patronumuz kısa boylu dombili yerden bitme birisi eli yüzü ve ten rengi normal bir insandan en az beş ton daha koyu yani üç ton daha koyu olsa zenci bile sanılabilir. Yakında oturan arkadaşım murat beyin demesine göre içinin kötülüğü yüzüne vurmuş, bunu ilk duyduğumda yadırgadım fakat sonradan hak verdim.

Arkadaşımızın haklı olmasının sebebi durduk yere hizmetliye, çaycıya, temizlikçiye çatması abuk sabuk kelimeler kurmasıydı. Dendiğine göre hukuk fakültesi okumuş ama ben diplomasını görmedim, etrafa söylerken arkadaşlar duymuşlar.

İnsanları küçük gören patronla bir dosya imzalatmaya gittiğimde muhatap olmak zorunda kaldım. Sabah saatleriydi, Patronumuz ofisine girince bende arkasından girdim ki imzayı alıp işleri bir an evvel halletmek. Ceketini çıkarıp dilsiz uşak denilen askılığa astı. Gömleğinin kollarını hamur yoğuracak gibi sıvadı. Ayağındaki kösele ayakkabıyı önce çıkardı sonra arkasına basarak tekrar ayağına giydi masasına oturdu. Eline telefonu alıp çay ocağındaki Esra abladan çay sipariş etti ama hiçbir yerde görmediğim bir nezaketsizlikle aynen telefonu açıp “Çay” dedi ve kapadı. Eliyle bana getir şeklinde işaret yaptı. Bana bir baktı “Sen yenisin değil mi?” Ben “Evet ”dedim. “Bunu götür bana muhasebe müdürü getirsin bundan sen anlamazsın” dedi. Tuhafıma gitmişti dönüp ”Neden anlamayım efendim bunları ben yaptım” diyince bana sert biçimde “Ulan ben anlamıyorum diyorsam anlamıyorsundur” demesiyle bir tuhaf oldum çıkıp muhasebe müdürümüz tonton amcamız ali beye götürdüm olanları anlattım sen takılma işine bak dedi evrakı alıp patronumuzun odasına gitti. Murat abi bir şeylerle uğraşıyordu “Murat bey herife taktığınız lakaplarda haklıymışsınız”dedim. Murat bey bıyık altından gülüp pis, pis sırıttı “Tabi olm deneyim bilip’te konuşuyoruz her halde”dedi elindeki tespihi sallayarak “Naaptı bu ayı” olayı özetleyince “Bak koçum bu adam akşamdan kalma kafa çalışmıyor. İşi bilmiyor işleyişi bilmiyor. Anlatıyoruz anlamıyor. Sadece anlamış gibi ha, hoo diyor gene aynı, ali beyi çağırdı şimdi anlatsın diye sana bu ne diye sorsa bilmediği ortaya çıkacak kendisine yediremez. Seni 10 dakika sonra çağırıp anlattıracak” Hemen arkasından telefon çaldı aynen murat abimizin dediği gibiydi durum. Adam işi bilmiyordu.

Sabah murat beyle konuşurken laf arasında sordum “Anlat abi patronun ne gibi lakapları var başka” Murat bey keyifle “Çay ısmarlarsan anlatırım” dedi. Çaylar gelince tek, tek saydı ”Ayu, ayı, Kutup ayısı, kocaayak, yeti, kar ayısı, öküz, dana, dombili, arap, Çingen bebesi, kütük, odun, daha araştırmalarımız devam ediyor. ” Evet, adamda boy yoktu yakışıklılık yoktu ama en garibi çok güzel bir eşinin olması yanında etrafta abdestli namazlı biri olarak bilinirken ofisinde arada içki kaçamağı yapar, çalışan kızlara sarkardı anlayacağınız ahlaksızın birisiydi. Murat beyin demesine göre baba korkusundan namaz kılar gibi yapıyormuş ama baba memleketinde buralardan uzakta olduğundan şu an iyice boşlamış.

İşe başlayalı tam bir yıl olmuştu Patronumuz iş bilmediğinden iş yerimiz krize girmişti. Bunun sorumluluğu sanki işçilerdeymiş gibi sağa sola kuduz köpek gibi saldırır olmuştu. İçerisi tıka basa müşteri dolu olduğu bir gün avaz, avaz bağıran birini duyduk ve hepimiz o yöne baktık patron teknik serviste çalışan Mehmet ali kardeşimize kızıyordu “Ulan aç köpekler hepinizi ben doyuruyorum, kıçınıza giydiğiniz donun parasını ben veriyorum. Sen kalmış ben bu işi yapamam diyorsun.”

Mehmet ali usta bu lafa sinirlenip çıkıştı “Hadi oradan lan bedavamı veriyorsun o parayı emek harcıyorum kıçımızdan ter akıyor. Tabi vereceksin, hem aşağıda cıvata kalmadı menteşe kalmadı. Bana onarım yaptırmaya çalışıyorsunuz ne yapıyım ben imal edeyim vidayı, menteşeyi” Patron üste çıkma niyetindeydi “Vidayla, menteşeyle herkes yapar asıl ustalık kısıtlı imkânlarla yapmak” Mehmet ali usta tornavidayı patronun açık olan eline koydu “Alın yapında sizin ustalığınızı göreyim ben istifa ediyorum ”dedi ve gitti. Patron heykel gibi elinde tornavidayla mağazanın ortasında bir süre öylece kaldı. Bu olayı gören murat abi fısıltıyla “Aha! Zik gibin kaldı ortada” kısık sesle gülüştük bunu izleyen haftalar boyu ödeme güçlüğü sebebiyle diğer ustalarda isyan bayraklarını çekti. İşi bilen eski ustalar ilk gidenlerdi. Onların yerine yanında çalışarak işi öğrenmiş kalfaları patronumuz “Nihayetinde iki vida sıkıyorlar, ne kadar zor olabilir ki “ diyerek ustabaşlarının yerine atamaya başladı ilk hafta kriz atlatılmış gibi görünse de aslında bir dinamitin fitilinin ateşlenmiş olduğu çok geçmeden yapılan her işten gelen şikâyetler neticesinde öğrenilecekti. İşyerimiz bundan dolayı ihtar alacaktı.

On beş gün sonra kriz daha derinleşmiş diğer beyaz eşya ve mobilya şirketlerine ödeme yapamaz olmuştuk. Patron hala sağa sola bağırarak durumun düzeleceği kanısında olmalı ki şirketin yarısı neredeyse bu günlerde ya işi bıraktı ya işten çıkarılmıştı. Üstelik iş tecrübesi kendisini kanıtlamış müdür, genel müdür, teknik servis müdürlerinin patronumuz karşısında sözlerinin bir hükmü yoktu. Zaten birkaç gün içerisinde müdür stoklarımızda erimiş, onun yerine alt kademe iş bilmeyen “TAMAM EFENDİM, SİZ BİLİRSİNİZ EFENDİM” c iler. Hurda malzemeleri satan arkadaş Genel müdür, mobilya mağazasına bir yıl kadar önce başlamış arkadaş satış müdürü, stajı yeni bitmiş mobilya ustalarından birisi teknik servis müdürü olu vermişti. Üstelik Tamam efendimciler gurubu “Tamam efendim, siz bilirsiniz efendim, daha iyi bilirsiniz efendim” dedikçe patron Karşıdaki dağları ben yarattım şeklinde komplekse de girince “lan y*rağmım tabi ben bilirim, ne dersem o. ”  “Efendim siz daha iyi anlarsınız” “Tabi ben anlarım yoksa patron sen olurdun.” kelimeleri açıkça arkadaşların yüzüne söylemeye başlamıştı.

Artık bende farkındaydım ki Titanik gemisi batarken Leonardo di Caprio ne hissediyorsa aynısını bende hissediyordum. Çünkü biliyordum ki artık durum pek iç açıcı değildi ve durumların düzelmesi memleketteki değerli arsa ve tarlaların satışından gelecek paranın şirketi kurtarmasıydı. Satılsa dahi iş bilen elemanların ayrılması, patronun başına buyruk her şeyi bilirim şeklinde davranması. Ama sonuçta hiçbir halttan anlamaması beni başka iş arayışlarına itti. Şansıma tüküreyim ki maalesef uzunca bekleyiş sonrası hala iş bulamamıştım. Alım yaptığımız firmalara ödeme yapılmadığından mağazada satacak hiçbir ürün, mobilya, cihaz kalmamıştı.

Kafayı yemiş olan patronumuzla aynı asma kat üzerinde çalıştığımızdan zaman, zaman Ali amcaya söylediği şöyle bir şey duyuyorduk “Ulan Ali şu aşağıda yeni başlayan g*t lalesi var ya” Yaşını başını almış Muhasebe müdürü Ali bey zoruna da gitse saygıdan kusur etmez şekilde “Kim efendim?” “Kim? Olacak yeni başlayan dallama onu gönder p*zevengi çalışmıyor, boş, boş oturuyor” Ali bey sakinliğini koruyarak “Ama efendim takdir edersiniz ki o adam satıcı… Yani diyorum ki mal olmadığı için boş olabilir mi?” Patron sinirle öyle bağırdı ki telefon harici karşı ofisten sterio olarak ses yankılandı “Ulan geri zekalı, kılkuyruk beni oraya getirme çalışmıyor diyorsam çalışmıyor” Ali bey “Tamam efendim” diyip telefonu kapattı. Beş dakika sonra yeni başlayan satıcı Gürbüz Bey muhasebeye çağırıldı. Ali bey kendisine işten çıkarıldığını tebliğ etti. Gürbüz bey şaşırdı “Tamam ağabeycim çıkarın ama neden?” Ali bey “Nasıl söyleyeyim bilmem patron çalışmadığını söyledi.” Gürbüz afalladı “Haha! Çok iyi espri abi sağlamdı gerçekten. Ben satıcıyım biliyorsun değil mi? Ali Bey aşağıda satacak ürün yok tv, buzdolabı mı üreteyim?  Ne bekliyorsunuz? ”Ali bey “İşin gerçeği patron gönder dedi o kadar” Gürbüz “Bir konuşsam mı?” Ali bey “Hayır sen şunları imzala git bir şey söyleme çatacak yer arıyor.” Gürbüz imzaladı çıkarken “ödeme ne zaman?” Ali bey “Gürbüzcüm, maaş günü ödenir.” Bu arada geçen resmi ve milli tatillerde mağazalar da satılacak bir halt olmamasına rağmen gelir olmuştuk.

22 Nisan  akşamı patronumuz eli götünde ofisimizde geziyordu. Murat bey gayri ihtiyari sordu “Ağabey yarın resmi tatil değil mi?” Patron “Ne tatili?” Murat bey “23 Nisan resmi tatil, hem işte yok” patron  “Maaşınızı veriyorum geleceksiniz. Ne demek iş yok? Çalışana çok yarın gelin aşağıdaki arşivi gıcır, gıcır isterim Ali efendi bu Muratı da yanına al işi yokmuş bir fırça ver her yeri temizlesin” dedi ve dır, dır ederek gitti.

-Adamlara bak yav bir ton para ödüyoruz adamlar gelmeyecekmiş. Ben size maaş ödüyorum yarın gelinecek.

Murat bey sinirden kıpkırmızı olmuş bir halde masasından fırladı tam kapıya doğru giderken ali bey önüne geçti onu sakinleştirdi.

1 Mayıs’tı yine izin verilmedi. Nihayet 18 Mayıs akşamı ne tesadüf ki patron yine bizim ofisteydi bu defa Ali beyle çay içip sohbet ediyordu. Ali bey “Yarın tatil yapsak hem işler kesat” Patron “Ne münasebet, ben herkese maaş ödemiyor muyum? Hayır, gelinecek efendim” Murat bey lafa girdi “Eğer müsaade ederseniz yarın çocukların müsameresi var okulda oraya gideceğim” Patron “Tabii git, git ama senelik izninden düşelim.”

Gelinen tatil günlerinde iş yerine gelip akşam mesai bitişi 19:00 a kadar bir fiil oturulmuştur. Bunun akabinde patron cık cık yaparak ofisine gidiyordu. Laf açılınca Ali Beye sorduk neden cık, cık yaparak gidiyor “Boş oturup çalışmıyormuşuz” dedi. Kesinlikle çok ayıp

Haziran ayı gelip çatmıştı ve Kurban bayramı gelmişti bu defa patron izin vermezlik yapamazdı. Kurban bayramının 2. Günü bir telefon çaldı. Arayan Ali Bey “Yarın patron herkesi iş yerine çağırıyor çalışılacakmış” Ben “Abi ne diyorsun? İş mi var gözünü seveyim” Ali Bey “Emir demiri keser” dedi kapattı. Ertesi sabah, işe ilk başladığımda 100 kişiye yakın olan personelin çalıştığı şirkette zaten 36 kişi kalmıştı bunlardan çağrıya uyan 15 kişi gelmişti. Herkes moraller bozuk oturuyordu çünkü zaten normal günde iş yokken bayram sabahı sabahın köründe iş yerinde oturmuş çay içiyorduk. Herkes patrona sövüyordu ama bilmediğimiz patronun dün öğleden sonra geldiği ve odasında uyuduğuydu.

Patron gömleğinin düğmeleri açık içinde beyaz atletle saç baş dağınık iskarpin ayakkabısının arkasına basmış esneyerek merdivenlerden indi “Neler oluyor burada? Ne bu ses bir uyutmadınız, hem ne herkes eline çay bardağı almış geziniyor. Kokteyl demiyiz? Lan. Bayramlaşmanız bittiyse zittirin yerinize geçin, Marş”  Ustalardan birisi “Bizi çağırmışsınız ama niye buradayız? Bayram sabahı” Patron söyle bir baktı “Senin adın ne?” Usta “Ben ihsan mobilya bölümünden” Patron “İhsan ben size maaş ödüyorum tabii geleceksiniz” Usta “Bayram sabahı değil devlet işçiye bayram hakkı tanıyor” Patron “Ben tanımıyorum, itirazı olan varsa söylesin ”dedi çekti gitti.

Sonradan öğrendik ki bayramın ikinci günü eşiyle tartışan patronu karısı evden kovmuş, gidecek başka yeri olmadığından gelip ofisinde yatmış. Ancak canı tek başına sıkılmış olacak ki buna bütün işçileri dâhil etmiş karısına laf geçiremeyen adam işçilere laf geçirim demiş bütün hikaye bu kadar. Seni Allaha havale ettik patron belanı o versin.

Bir sabah geldiğimizde çalışma bakanlığı müfettişleri içerideydi. Birisi giderek patronun koltuğuna oturdu. Patronla karşılıklı sigara yaktılar. Müfettiş kendi dertlerinden bahsediyordu “Azizim bu işçi sınıfı birisi osursa hemen bakanlığa şikâyet ediyor. Kontrol etmek zorundayız” Patron “Anlıyorum. Tabi görevinizi yapın” Müfettiş bond çantaya elini sokup bazı formlar çıkardı “Müdürlerinizi çağırın birkaç soru soracağım” Bu arada müfettiş oturduğu patron koltuğunda bacak, bacak üstüne attı. Çaycımıza ısmarlanan köpüklü sade kahvesi önüne geldi onu keyifle höpürdeterek içerken bir yandan da anlatmaya devam ediyor. “Üstadım güya müfettişiz devlet kos koca memurunu denetime gönderiyor cebimize 30 TL koyuyor. Yemek mi yiyelim? Yoksa aracımıza yakıt mı koyalım?”  Murat bey “Kafasını zittiğim devlet minimum imkan verir o bir günlük yemek kontrol edilecek yere yetecek yol parası beni memur yapmayıp böyleleri memur yapıyorlar. Helikopterle gelseydin p*zemenk”

Ali Bey, Murat Bey ve ben açık olan ofis kapısından canlı yayın gibi oturduğumuz yerden izlerken müdürler girdi içeri girdi müfettiş sordu “İzinlerin düzgün kullanılmadığı ve tatil günleri çalışmayla ilgili şikâyet var. İzinleri muntazam kullanıyor musunuz?” müdürler önce patronun gözüne baktı. Patron “söyleyin lan oğlum hanginize izin vermedim? Kimin maaşını ödemedim?“ Müdürlerin hepsi “izinleri düzgün kullanıyoruz” dedikten sonra müfettiş bu formları doldurun imzalayın. Müfettiş kahvesinden höpürdetip bir yudum daha aldı. Murat bey sinirlenip fısıldayarak “Boğazına dursun inşallah! Domuz” der demez sanki onay bekleyen bir olay gibi müfettiş öksürmeye aksırmaya başladı. Patron müfettişin sırtına vurarak onu rahatlatmaya çalışırken “Koş oğlum müfettiş ruhunu teslim ediyor bir bardak su getir eşhedü enlaa….” Müfettiş o an cana gelip “Durun efendim durun ciğerimi ağzıma düşüreceksiniz iyiyim” Murat bey bu defa “Kopsun ciğerin eşoğlu eşek bu kadar adamın ahından nasıl kurtulacaksın?” dedi ama bu defa dileği gerçekleşmedi. Patron hemen yanımıza gelip Ali beye “Bir zarfa şu kadar para koy bir de hemen karşıya git pahalısından bir medium gömlek kap gel güzelce hediye paketi yapsınlar bak çizgili ve mavi müfettişin sırtındakinden ha”

Bir süre sonra olaylar normale dönmüş müfettiş kravatı ıslanan gömleği çıkarmış atletle patronun koltuğunda oturuyordu. “Üstadım bakın prosedür gereği birkaç tane de işçinin imzasını almalıyım” Patron “Anlıyorum hemen tabi Ali sen gel yanına da aşağı işçilerden iki kişiyi al gel” Ali bey ustalardan iki kişiyle içeri girdi. Müfettiş sordu “İzinler düzgün kullanılmıyormuş onu araştırıyoruz. Söyleyin izinleri haklarınızı alabiliyor musunuz?” işçiler bir ayakta hazır olda duran müdüre bir patron koltuğunda oturan müfettişe birde onun önündeki masa da oturan patrona bakındılar. Ustalar ve Ali bey aynı anda bağırarak Ali bey “Evet” derken Ustalar “Hayır” dedi. Kafası karışan müfettiş “Evet mi? hayır mı?” öne çıkan ihsan usta “Bakın beyim bu adam resmi tatil, hafta sonu demeden bizi çalıştırıyor bu günlere özel olması gereken çift yövmiye’yi vermiyor bordroda izinli gösteriyor. ” Donup kalan patronun imdadına müfettiş yetişti “Öhö! Tabi bunlar ciddi iddialar var mı? ispatın” İhsan usta siz bunun için buradasınız yanındaki diğer işçiyi göstererek “Bu arkadaşımda aynısını söyler” Müfettiş “Söyler misiniz?” Usta, başıyla onaylayınca tamam alın bu formları doldurun dedi ve patronun omzuna elini atarak bizim odaya doğru ilerlerken,

Murat Bey kopartan hamlesini yaptı “Müfettiş demin soyundu şimdi bizim patronu s*kecek” Bizim odaya geldiklerinde patronla fısıldayarak konuşmaların rağmen rahatça duyuyorduk. Müfettiş “Bu ikisinin ifadesi başınıza iş açabilir” Patron “Aman! B*kunuzu yiyim yapmayın ekmek kapım kapanırsa ne yaparım? Bakalım çağresine Ali koş hediyemizi getir ver müfettiş beye” Ali bey kırmızı kurdeleli paket ve üzerine iliştirilmiş zarfı ile birlikte uzattı. Müfettiş önce zarfı alarak içine baktı “Bu iş görmez” dedi. Patron “Neyse canım çok yoruldunuz yemek molası verin orada konuşuruz “dedi

Yemek sonrası odaya tekrar dönen eküriler iki ustayı tekrar çağırdı. Formu inceleyen müfettiş ustalara dönüp “Buraya mesailerimiz yatmıyor diye not düşmüşsünüz?” ihsan usta “evet biz 1000 TL maaş alıyoruz ama fazla mesailerimiz ödenmiyor” Müfettiş “Tamamda asgari ücret 930TL siz zaten asgari ücretin üzerinde maaş aldığınızdan yatmaya bilir” İhsan usta “Olur mu? Öyle şey “ diye çıkışınca müfettiş “Ahlaksızlık etmeyin devletin memurundan iyi bileceksin? Kardeşim çıkın dışarı diye azarladı” Ustalar çıkıp gittikten sonra Patron “Hah! Haddini bildirdin bunlara böyle yapmak lazım ” dedi. O akşam müfettiş gittikten sonra ihsan usta ve diğer usta işten çıkarılmıştı. Bu durumdan güç kazanan patron kiminin bıyığı var kimine gıcık oldum diyerek kıyıma devam etti. Allah sonumuzu hayır etsin. Zaten doldurulan o formlar nasılsa kaybolmuş mahkemeye veren işçiler bu sebeple davayı kaybetti. Müfettiş dilerim diğer tarafta güzel yanarsın.

Ertesi gün, daha ertesi gün benzer olaylar. Patron gelip muhasebeyi arar tecrübe haline gelen Ali Bey dikkatle dinler “Tamam efendim kapatır” Telefonu açıp “Elif hanım arda beyi muhasebeye yollar mısınız” der telefonu kapatır. Murat bey “Ali abi nedir durum?” Ali abi “Bir şey yok patron geldiğinde telefonuyla uğraşıyormuş kapıdan girmiş ayağa kalkmadı. Bana sagısı yok gönderin diyor”

Olaylar artık bizi ne zaman saracak yakalayacak diye düşünürken. Nihayet iyi bir haber geldi beklenen para bulunmuştu. Bir süre sonra yine herkes işinin başına dönmüş olaylar durulmuştu. Bu bana “Şeytanın işi olmadığında çocuğunu düdükler” tabi olayların başında yaşananlar daha sonra kendisini üç kez daha tekrar ettikten sonra nihayet gene aynı duruma düşmüştük bu defa durum daha içinden çıkılmaz bir hal almış artık satacak tarlam filan yok diyerek babası da resti çekmişti üstelik çekilen kredilerin geri ödemesi geldiği halde patronun salaklığı yüzünden daha kötü durumdaydık.

Atanan müdürlerin hepsi gitmişti. Onların yerine bakacak kimse de kalmamıştı. Tabi işlerin tüm yükü bize kalmıştı. Kendi işimiz, angarya işler, başkasının işleri ve vesaire işler. Bir sabah patronumuz gene çıldırmıştı kuduz köpek gibi aşağıdaki yukarıdaki herkese saldırıyordu. Nihayet yerine çıktığında herkes oh demişti ama benim telefonum çaldı beni çağırdı raporları istedi. Götürdüğüm raporlara göz attı baktı “Olmamış, bu yanlış, bu istediğim gibi değil, bu böyle mi yapılır? Size iş mi öğreteceğiz, yeteneksiz, aptal” Ben bozuldum ve ona “Bana bak patron bozuntusu bana her eleştiriyi yaparsın ama hakaret edemezsin” Patron bir an affaladı “Ne diyeceğimi sana mı ? Soracağım, lan saygısız şimdi defol git bunları yeniden yap” Ben artık iyice sinirlenmiştim ”Bu raporları yapmak ne kadar sürdü bir fikriniz var mı?” Patron “Umurumda mı? Bir daha yapın işiniz ne?” Ben artık battı balık yan gider diyip saydırmaya başladım.  “Bana bak terbiyesi kalpsiz patron müsvettesi, biz senin kölen değiliz. Sen verdiğin maaşla bizim emeğimizi kiralıyorsun bizi satın aldığını mı sandın? Ver şu raporları” Raporları alıp yırta, yırta gidip masamdaki eşyaları topladım çıktım. Olmaz olsun böyle patron olmaz olsun böyle insan.

Aldığım son duyumlara göre paraları batıran bu adam iş bulamamış karısı boşamış ve parkları mekân tutmuş dilendiğini bile söylediler diyenlerin yalancısıyım kendi kendisine “Ben patronum ben patronum” diye konuşuyormuş

 

Hikaye 3 : Sanal işler – Grafikçi

Nihayet 10 senedir iş yerimden ayrılıp kendi işyerimi açmıştım. Peki ne iş mi yapıyorum? Grafikçiyim bu konuyu size biraz daha anlatayım. Kutuların üzerinde, televizyonlarda görünen, markaların kullandığı şekil ve yazı çeşitleridir diye biliriz.ülkeler için bayrak neyse firma içinde logo odur. Mesela MC Donald ta Kocaman bir “M” Harfi vardır, kırımızı renk açlığı çağrıştırır. Mersedes’te kocaman bir yıldız vardır vs.

Bugün öğleden sonra bir müşterim gelecek ve ilk işimi alacağım. Koltuklarım bilgisayarım her şeyim yepyeni bunların taksitlerini ödemem gerekiyor o yüzden bu işi kapmalıyım.

Öğleye doğru müşterim konuşmaya geldi. İşi almam çok zor olmadı zaten isteğini belirtti. Konuşma aynen şöyle:

-Efendim ben tuhafiyeciyim küçük işletmemi kurumsal bir yer olarak göstermek istiyorum.

                -Peki neden?

                -Belki böylelikle internet üzerinden ürün satabilirim.

                -Peki, nasıl bir şey istersiniz?

                -Kurumsal olsun

                -Onu anladım, aklınızdan geçen bir şekil, renk yazı vardır. Şöyle pastel tonlardan açık mavi bir şey yapsak.

                -Tamam, Kurumsal kare, Mavi jeans mavisi, apple beyazı

                -Aplle beyazı diye bir şey olmadığı gibi kurumsal kare diye de bir şey mevcut değil.

                -Aaa! Bende işi biliyorsunuz diye geldim kurumsal kare kenarları yuvarlak oluyor.

                -Ha ok! Ama ona kurumsal kare demiyoruz.

                -Her neyse bunları acil olarak yarına kadar halledin acil reklam vereceğim.

Neyse işi aldım ve başladım aynen söylendiği gibi tasarımı bitirdim ve birkaç örnekle birlikte gönderdim. Beş dakika sonra müşteri aradı.

-Bu olmamış

-Neden?

-Kurumsal karenin içine kare pencere koymamışsınız.

-Bakın öyle bir şey olmaz

-Yok! Ben öyle istiyorum

-Peki tamam

Yapılıp gönderilen örnekler için beş dakika sonra tekrar aradılar. Konuşma aynen söyle:

-Bu renk benim istediğim renk değil

                -Olur mu? Karşılaştırın

                -Ha evet oymuş ama siz onu biraz daha açın tamam hemen gönderiyorum.

                -Gönderdim bakın

                -Yok, olmamış biraz daha açın

                -Bu nasıl? Olmuş

-Olmamış biraz daha açık renk

İki renk sonra aynı konuşmalar tekrar eder.

-Şimdi nasıl? Beyefendi

                -Hah ok çok beğendim

                -Tamamda beyefendi bu size gösterdiğim pastel mavi

-Yok, canım olur mu ben bunu söyledim siz anlamadınız. Bu arada renk değişince çerçeve olmadı kaldırın.

                -Ben zaten olmaz demiştim. Gönderdim örnekleri yazısı olmuş mu?

                -Ben düşüneyim ararım.

O gün akşam olmuş dükkânı kilitleyip çıkmışken telefonum çaldı. Tuhafiyeci arıyordu.

-Şey o yazı kalınmış daha ince bişi hemen yapın görelim

                -Valla yarına kaldı dükkânı kapattım otobüse bindim gidiyorum.

                -Olamaz acil lazım

                -Çetin bey ben size örnekleri saat 1 de gönderdim 10 dakika sonra ararım dediniz. Şimdi acil diyorsunuz. Yapacak bir şey yok yarın.

                -Yaa.. Ayıp! Yaptığınız çok ayıp dedi sertçe telefonu kapadı. Ertesi sabah çetin beyi tekrar aradım. Örnekleri gönderdim bir bakın.

                -Bu hala kalın

                -Bu orta kalınlıkta

                -Yok, ben ince zarif bir yazı istiyorum.

                -Size gitmez o

                -Bana ne, bana ne istiyorum.

-Peki şimdi

                -Ben sizi ararım iyi günleeer.

Saatler sonra telefon çaldı.

-Bu yazı çok inceymiş azıcık kalınlaştırın

                -Dedim size

                -Bu nasıl bir bakın?

                -Biraz daha

Yarım saat sonra hala aynı konuşmalar devam ederken

-Çetin bey bu az önce yaptığım yazının aynısı deminden beri olmadı diye uğraştırıp aynı ilk yaptığım font büyüklüğüne gelince şimdi oldu diyorsunuz pes vallahi.

-Tamam, da yani sonuçta size para ödeniyor içime sinmesi lazım.

-Çetin bey bakın ben size içinize sinmeyen bir şey yapın demedim ama baştan beri aynı yerdeyiz. Önerilerimi dinlemiyorsunuz, tam olarak ne istediğinizi söyleyemiyorsunuz. Sonrada işim acil diyorsunuz. Bakın bu iş böyle giderse ye – tiş- mez.

-Şimdi bir dakika ben bir b*ktan çakmıyorum öyle mi? teşekkürler yani

-Bakın benim o kadar dediğimden bunu mu çıkardınız. Alo.. Aloo.. Çetin bey..

-Ne yapayım kardeşim kaç gündür Çetin tuhafiyenin işine uğraşıyorum acil dedi bu gün kapattı telefonlarımı açmıyor. Zaten herif nonoş mudur nedir? Anlamadım canımlı, cicimli adamın kaprisiyle uğraşıyorum. Adam örgü örüyor ağabeycim, nasıl? Abi deliyle uğraşırken başka işleri kovalamaya vaktim olmadı bu gün üçüncü gün neyse hadi görüşürüz.

-Alo

-Bak canım sana kırgınım zaten aramıycaktım ama o kadar hukukumuz var. Sen logoyu dediğim gibi yap yarına yetiştir artık kal geldi canım hadi bye

Neyse logo bitti iş teslim edildi. Konuşmalar aynen şöyle:

-Evet, harika renkler fontlar kalınlıkları tam istediğim gibi hemen baskıya vereyim broşür ilan ne varsa bassınlar hemen.

Aradan bir hafta geçmiştir ama hala ödeme alınamamıştır.

-Çetin abim merhaba benim ödemeyi ne zaman? Yapacaksın.

-Canım bende seni arayacaktım baskı işi bekliyor.

-Neden abi?

-Bak canım eşim logoyu beğenmedi o en üste koyduğumuz kelebek en sağda olacak bir de o font kalın olmuş. Bizim hanım o kelebekte neyin nesi at şeyi gibi, aynı at şeyi kelebek benzetmesi yaptı. Yani canım yapamamışsın, becerememişsin?

-Bana bak nonoş çetin bir haftadır senin kaprisinle uğraşıyorum tam her şey tamam dedin istediğin font istediğin renk oldu karım beğenmedi diyorsun ver numarasını onunla konuşayım

-Ne benim karımla mı? flört etcen seni sapık tüh sana

-Ulan çetin ne diyorsun sen? Ver onunla muhatap olalım anlamında dedim.

-Ya çevir kazı yanmasın hadi anam hadi

Sonradan öğrendim ki ilanları bastırmış dava açtım ama ortada bir kanıt olmadığından bir sonuç çıkmadı.  Bu gidişte topu dikeceğim galiba.

Benzeri bir hikâye vardı bizim arkadaş evine gömme dolap yaptıracakmış marangoz gelmiş ölçü almış haftaya Perşembe gelip dolabın kapağını, askılarını çekmecesini takarım teslim ederim demiş yalnız paranın yarısını malzeme almak için ödemelisiniz diye eklemiş.

Neyse lafı uzatmayalım adam parayı almış bir hafta sonra Perşembe günü gelmiş askılar, kapı,dolap ve çekmeceleri hazırmış askıyı vidalamış tam o sıra ustanın telefonu çalmış “Ne diyorsun eyvah hemen geliyorum” demiş apar topar eşyaları toplamış çantayı kapının önüne hazırlamış çıkmadan kibar bir ses tonuyla “Size geleceğim için tedariksiz geldim valide perde takarken yuvarlanmış hastaneye götürüyorlar rica etsem ödemeyi şimdi yapar mısınız?” der ve alacağı parayı alıp Perşembe günü  geleceğim tekrar diyerek gider. Bir yıl önce giden ustayı şimdi ne zaman arasalar adam Perşembe günleri hariç servisimiz yok diyerek bizim arkadaşları atlatıyor. Eğer Perşembe sabahları ararlarsa bugün mutlaka uğrarım diyor ama ne gelen var ne giden. Anlayacağınız eşeğinizi sağlam yere bağlayın. Yoksa benim gibi sonunuz hüsran olur.

SON

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir