Dalavereci’nin Sonu
17/01/2019
Mutlu Ölüm Dönümleri
04/02/2019

Tüm Satıcılara Ölüm

Tüm Satıcılara Ölüm

 

Bir otel odası ve saat 07:01 i gösteriyor. Sarı saçlı uzun boylu yarı çıplak yakışıklı bir adam acele etmeden pantolonunu ve gömleğini giyiyor. Aynanın karşısına geçerek kravatını takıp, saçlarını düzelttikten sonra sandalye’nin üzerinde asılı ceketin iç cebinden Marlboro sigarasını çıkarıp, Zippo çakmağıyla yakıyor. Zippo çakmağın çıkardığı metalik ses yatağın içerisinde yatmakta olan çıplak kızı harekete geçiriyor. Kız doğrularak arkası dönük olan adama bakıyor tuhaf ve uykulu sesiyle :

-Simon lanet olası sabahın köründe neden erken kalktın.

-Gitmeliyim bebeğim satılacak daha çok şey var.

-Dur! bende hazırlanayım bari

-Sen zahmet etme çünkü burada kalıyorsun

-Dün gece bana bu pis barda ömrünü çürütemezsin demiştin.

-Evet doğru demişim, orası tam bir batakhaneydi. Hem sen daha iyi bir yer bulabilirsin.

-Ne? Sen hani bana bir bar açacaktın. Benim çalıştırmama izin verecektin.

-Hıh! O dündü, hem o kadar param olsa, eyalet, eyalet, şehir, şehir gezermiyim?

-Ne yani? Hepsi bir yalan mıydı?

-Ben yalan söylemem güzelim. Sadece insanlara hayal satarım, onlara duymak istediklerini yada duymaya ihtiyaçları olanları söylerim.

-Yalancı, yalancı

Simon ceketini giyip takım elbisesinin çırpıp düzeltti. Eline çantasını alıp kapıya yöneldi, kapıyı araladı tam çıkacakken, cebinden çıkardığı 10 Doları masanın üzerine bırakıp kapıdan çıktı.

-Az kalsın ücretini unutuyordum. İşin olmadığından belki bu para bir işe yarar.

-Ne?! Alçak sen beni ne sandın bir fahişe mi?

İşte bu adamın adı “Simon MILES” liseyi bitirdikten sonra hayata atıldı neredeyse tüm Amerika’yı karış, karış gezdi. Bu adamın satamayacağı hiçbir ürün yok, satıcıların şahı desek daha doğru olur ama onun için yalan söylemek sıradan ve gerekli bir durum olduğundan artık onun için her türlü yalan onun için nakit demek bu yüzden artık hiçbir firma için çalışıp, hiçbir ürün satmıyor. Peki, o zaman ne satıyor bu adam? Hayal satıyor demek yanlış olmaz az önce kendisi de söyledi. Nasıl mı? simon’un aslında bazı hobileri de var. Resim çekmek bunları değerlendiriyor. Taşıdığı şu çanta var ya, işte onun içerisinde seyahat acentelerinin haritaları broşürleri var.

Neyse şimdi devam edelim, simon otelden çıkarak aracını çalıştırdı birkaç saat sürdükten sonra bir tepe üzerinde durdu müthiş manzarayı uzun bir süre seyretti. Sonra aklına bir fikir gelmişti. Koşar adımlarla aracına giderek poloroid kamerasını alıp bu tepenin manzarasını orda bulunan yaşlı çınar ağacının etrafının fotoğrafını onlarca kez çekti.Tüm fotoğrafları çantasına doldurarak, aracını çalıştırdı. Sonra uzun bir yolculuğun ardından akşamüzeri bir cafe de yorgunluk kahvesi içmeye başladı. Masa üzerinde bulduğu bölgesel gazeteyi en küçük yazılarına kadar okudu. İş ve ölüm ilanları sayfasına geldiğinde “Acı kaybımız Albay John Caster ailesi ve sevenlerine sabırlar dileriz Tompskinsville Katolik kilisesi baş rahip Tomas Asthon” Ölüm ilanları sayfasını yırtarak cebine tıkıştıran simon elinde pot ile masaya yaklaşan bayan garsona

Tompskinsville daha ne kadar yolum var.

60 mil daha var.

-Peki, bu yakınlar da nerede Konaklayabilirim?

-Bu yolu takip ederseniz 2 mil ileride yaşlı Jerry’nin bir benzinliği var üst katı pansiyon olarak kiralıyor.

-Tamam, teşekkürler bu işimi görür.

Hava karamak üzereyken elinde çanta ile benzinliğe giren simon gözlüklerini takmış kasa’da hesap yapan yaşlı kadına yaklaştı.

-İyi akşamlar bayan, pansiyondan yer kirayacaktım

Yaşlı kadın simonu iyice süzerken benzinliğin raflarına paket yerleştiren adam söze girdi.

-Artık biz oda kiralamıyoruz, hele satıcılara, bozuk bir buz makinesi ve kırık bir blendır’dan sonra kesinlikle yok

-Kapa çeneni ihtiyar bunak, bu beyin bir satıcı olduğunu da nereden çıkarıyorsun?

-Elindeki çantadan tabi ki

-Elinde her çanta olan satıcı olacak değil ya, sen işine bak

Simon kılık kıyafetini düzelterek söze girdi:

-Hayır! Ben sandığınız kişilerden değilim, bir seyahat acentesi sahibiyim, bu yakınlardaki bir müşterime bilet götürüyorum.

-Gördün mü? Jerry bay bir iş adamı, Şu formu imzalayın, buyurun anahtarınız, size 109 numaralı odayı veriyorum. Merdivenler den çıkınca soldan dördüncü kapı.

-Yemek yiyebileceğim bir yer var mı?

-Yakınlarda yok ama biz de tam yemeğe oturmak üzereydik, ama şimdiden söyleyeyim, ücrete dâhil değildir.

-Tabi sorun değil.

-Yarım saat sonra karşı kapıdan girince karşı kapı.

Simon elinde çantasıyla odasına çıkarak elini yüzünü temizledi bir süre yatağa uzanıp tavana boş, boş bakındı. Saate baktı ve üzerini ve kıyafetlerini düzelttikten sonra aşağı inerek benzinliğin artık hizmet vermediği her halinden belli olan sandalyeleri masaların üzerine ters çevrilmiş kafeteryasının tek açık masasında oturan yaşlı adamın yanına gelip:

-Oturabilir miyim?

-Keyfine bak evlat

-Burayı neden işletmiyorsunuz?

-Bir zamanlar çok müşterimiz vardı. Oğlumuzun askeri operasyonda öldüğü haberi üzerine kendimi içkiye verdim. Yanlış kararlar içki, kumar evliliğimizi, beni laura kurtardı. Ancak, sıkıyönetim ilan etti. İçki rafını her gün yatmadan sayar. Gördüğün gibi kasanın başından ayrılmaz, parayı sık, sık sayar. Eğer 1.000 dolar biriktirebilirse birlikte tatile çıkacağız.

-Jerry! Misafirimizin kafasını mı şişiriyorsun?

-Hayır, hayır laura

-Siz onun kusuruna bakmayın. Yaşlandıkça çenesi açılıyor.

-Yok, hayır sorun yok, iyi anlatıcıları dinlemeye bayılırım. Eşiniz çok hoş sohbet birisi.

-Çok kibarsınız, sakın onun kabalığını övmeyin

-Laura aşkım yapma!

-Sus! Jerry al tabağını

-Buyurun bayım, afiyet olsun, bu civarda sizi daha önce görmedim.

 

-Ben bir seyahat acentesi sahibiyim Virginia limanı yakınlarında ofisim var. Cruse turları düzenliyorum. Bilet parasını peşin ödemiş devamlı bir müşterimin daveti üzerine onların çiftliğine gidiyorum, biletlerini teslim edeip bir merhaba diyeceğim.

-Deniz seyahati gibi bir şey mi? Cruse

-Evet bayan bu biraz daha lüks bir tur her şey dahil, ayrıca gemi içerisinde yolculuk boyu havuzlardan yararlanabiliyorsunuz. Yeme, içme, sauna, konserler ve tamı tamına yolculuk bir ay sürüyor tropik adaları değişik limanları görme şansınız var.

– Ooo, müthiş bir şey, Bu tatil iki kişi için ne kadara patlıyor?

-Kişi başı iki bin dolar civarı

-Bizim böyle bir tatile çıkmamız neredeyse imkansız laura

-Kapa çeneni jerry yemeğini ye

-Size yardımcı olmak isterdim aslında

-Hayır, bayım bu bizim için çok fazla para, hem o kadar paramız yok

-Beni ağırlamanın karşılığı olarak düşünün, artık dost sayılırız.

-Hayır, bunu kabul edemeyiz.

-Zaten bedava demiyorum uygun fiyata, bir bilete bir bedava ne dersiniz?

-Güzel teklif bay..

-Simon diyebilirsiniz.

-Evet, simon fakat o bile çok para

-Peki, bende zorlama yok, ayrıca yemek güzeldi iyi akşamlar.

-İyi akşamlar.

Simon odasına gitmek üzere masadan kalktı. Kafeteryanın kapısını arasından konuşmaları dinlemeye başladı.  yaşlı adam fısıldayarak eşine:

-Sıı.. laura, Bu fırsat kaçmaz.. yarı fiyatına hem ikimizin de tatile ihtiyacı var.

-Ahmak adam sen sus paramız yeter mi? Sanıyorsun.

-En azından pazarlık edebilirdik yeme içme her şey dahilmiş

-Senin derdin anlaşıldı. İçip sabahlara kadar gemi içinde kaybolmayı planlıyorsun.

-Hayır, aşkım sadece seni düşünüyorum

-Sen onu külahıma anlat

Simon yavaşça odasına çıktı ve yattı ertesi sabah eşyalarını toplayıp benzinliğin kasasında oturan bayan laura’ya kaldığı odanın ve yemeğin parasını ödedi.

-Bayan laura telefonunuzu kullanabilir miyim?

-Selam ben simon, bay Caster’la görüşecektim. Ohh, gerçekten mi? çok üzgünüm bayan tüm saygımla, kusura bakmayın.

Simon telefonu kapatarak ellerini cebine soktu ve yüzü tuhaf bir hal aldı.

-Bay simon, bay simon sorun nedir?

-Bileti sattığım müşterim, dün gece kalp krizi geçirmiş, sanırım tatil yerine diğer tarafa yelken açmış bile.

-Çok üzüldüm, yapabileceğimiz bir şey var mı?

-Teşekkürler bayan, sanırım bir cenaze töreni için Tompskinville gitmeliyim hatta hemen, depoyu doldurup yola çıkmalıyım.

-Jerry, bay simon’a yardımcı ol hemen gitmesi gerekiyor.

-Tamam, tamam ben hallederim.

Ellerini cebine atan simon iki adet bilet çıkardı. Katlı olan biletleri açarak kasa gerisinde gözlükleri takılı kadına uzattı.

-Sanırım artık bu bilete gerek kalmadı. Bunu almalısınız.

-Hayır, bay simon bunu karşılıksız kabul edemeyiz.

-Bunu bir hediye olarak düşünün, çok zarar ettim çünkü karşılığını yola çıkmadan önce yatırmıştım. Siz kabul etmezseniz boşa harcanmış bir para olacak.

-Belki bir miktarını telafi edersek kabul edebiliriz.

On dakika sonra simon aracını yan koltuğunu abur cuburlar la doldurmuş içerisi bira kaç kâğıt para ve bolca bozuk para ile dolu orta büyüklükte bir kavanoz onun yanında, kavanozun yanında, gümüş bir şamdan ve altın kaplama bir haç dikkat çekiyordu. Gülen yüz ifadesi ile dışarıda kendisine gülümseyen yaşlı kadınla adam el sallıyordu. Bir süre yol aldıktan sonra aracını sağa çekerek durdu ve kavanoz içerisindeki paraları saymaya başladı.

-Aptallar! O tozlu köhne pansiyonunuz sizin olsun,  770.. 771.. 772 dolar23 sent bu kadar mı? lanet olsun en az bin dolara satabilirdim o bileti, neyse ki sahte bileti üç dolara maal etmiştim, şamdan 25-30 dolar eder, haç altın kaplama bir teneke mi? lanet olsun “made in taiwan” yazıyor, beş para etmez. Olsun yine de fena değil.

Aracı çalıştırıp yola devam etti. Kısa bir yolculuk sonrası Tompskinsville ulaşan simon kasaba girişinde bulunan kahveci de bir süre mola verdi. Birşeyler atıştırdıktan sonra, kahvesini tazeleyen orta yaşlı kadın garsona:

-Güzelim buralar da “John Caster” adında birisini arıyorum sanırım emekli Albay yakınlar da mı oturuyor.

-Bilmiyorum ben buraya taşınalı çok olmadı.

-Kasaba şerifi yada belediye binasına danışabilirsiniz.

-Teşekkürler, (fısıldayarak)lanet olsun

Bu arada pencere kenarından geçen rahibi görünce cebinden çıkardığı 10 doları masanın üzerine bırakıp hızla kapıdan çıkan simon’un arkasından garson kadın seslendi.

-Bayım kahveniz yeni doldurmuştum

-Teşekkürler bir işim çıktı. Bu arada üzeri kalsın.

Simon bir süre hızlı adımlarla onu birkaç blok geçen rahibin arkasından yaklaştı. Birkaç adım kala yavaşlayıp öksürür gibi yaptı.

-Aziz peder

-Evet, buyurun, sizi tanıyor muyum?

-Şey, hayır ben buraya bir dostumu görmeye gelmiştim, onu tanıyor olabileceğinizi düşünmüştüm.

-Kimden bahsediyorsunuz? Adı ne?

-John Caster, babamın bir dostu beni de çok sever.

-Ah! Başınız sağ olsun evladım onu dün toprağa verdik.

-Anlıyorum çok üzüldüm taziyelerimi sunmak ve sizin için sipariş ettikleri haç ve şamdanı vermek istiyordum.

-Sipariş mi?

-Evet, siz başrahip Thomas olmalısınız. Tompskinsville Katolik kilisesi başrahip Tomas Asthon

-Evet, çok doğru bir tahmin.

-Buyurun gideceğiniz yere kadar sizi ben bırakayım

Araca ulaşıldığında hızla koltık üzerindeki bitmiş abur cubur paketlerini dışarı atan simon rahibe koltuğu gösterdi. Yolda giderken biraz sohbet sonrası albayın evini öğrenen simon. Kilise kapısına ulaşıldığında araçtan rahiple birlikte indi, bagajı açarak şamdanı ve sahte altın haçı çıkartıp:

-Buyurun, peder bu sizin ve kiliseniz için sipariş edilen eşyalar

-Ooo bunlar çok muhteşem altın bir haç ve gümüş süslü bir şamdan, pahalıya maal olmuştur.

-Evet,  peder bir kısmı babam tarafından karşılandı. Kalan kısmı Albay John tarafından ödendi küçük bir miktar buraya ulaştığım da ödenecekti.

-Emin misiniz? Albay kiliseye pek uğramazdı ve dini işler pek ilgisini çekmezdi.

-Şey… Eşi karşılamış olabilir.

-Genç adam bu eşyaları çok beğendim fakat şu an ailesinden para istemeniz pek uygun kaçmayabilir.

-Haklısınız, ne önerirsiniz?

-Kaç para ödemeleri gerekiyor?

-600 Dolar civarında ama yarısı dediğim gibi ödendi. Sanırım 250 dolar yeterli olur.

-Yardım sandığı bu günler içindir. Kilisenin ihtiyacını buradan karşılarız.

Rahibin davetiyle içeri giren simon kocaman bir teneke kutunun rahip tarafından açılmasını gözleri kamaşarak izledi. İçerisi açıldığında ise hayal kırıklığına uğramıştı. Çünkü içerisinden bolca bozuk para ve birkaç kağıt para vardı. Rahibin oturup saatlerce o parayı saymasını sabırsızlıkla bekledi.

-Bay simon korkarım ki bu para yetersiz, 173 dolar bulunuyor.

-İnsan bazen hayır işleri yapmalı, bu bizim kilise için yaptığımız bir bağış olarak düşünün peder

-Siz iyi bir adamsınız bay simon, Tanrı sizi korusun.

-Ben baş sağlığı diledikten sonra New york’a işimin başına dönmeliyim peder o yüzden size iyi günler sevgili peder.

-Yolunuz açık olsun güle, güle gidin.

Simon arabasına atlayıp toprak yolu tozutarak kiliseden ayrıldı, Albayın evinin bulunduğu yere gitmek üzere yola koyuldu. Yolda kendi kendisine konuşuyordu:

-Hiç fena değil, en fazla 30 dolar eden bir şamdan ve altın rengi sahte bir haç için 170 dolar. Bu gübre kokan köy ve tozlu yollar başka türlü nasıl çekilirdi.

Beş dakika süren yolculuk sonrası, bir tepe üzerinde kocaman bir çıkar ağacına neredeyse yaslanmış Amerikan tarzında ahşaptan inşa edilmiş 3 katlı bir çiftlik evi dikkat çekiyordu. Araç tepenin biraz altındaki düzlüğe kadar ulaşınca simon inerek eve kalan elli metrelik dik patika yolu güçlükle tırmandı. Kapıyı çalıp beklerken cebinden çıkardığı mendiliyle alnındaki terleri sildi kravatını düzeltti. Kapıyı genç bir kadın açtı.

-Buyurun ne istemiştiniz?

-Albay john’u görecektim

-Maalesef pek mümkün değil bir saniye “Anne!”

İçeriden yarı ağlamaklı omzunda beyaz şalı olan yaşlı bir kadın belirdi. Yaşlı gözlerini silerek:

-Buyurun

-Ben Albay john Caster’i görecektim

-Onu kaybettik ühhüü..ühü dün toprağa verildi.

-Ooo, anladım. Peki o halde bayan kusura bakmayın ölmeden önce ödediği ve imzalamış olduğu bütün anlaşmalar geçersizdir. Bu yüzden firmam adına özür dileyerek ödenmiş olan 100 dolar kaporanızı iade ediyorum. Buyurunuz. Diyerek cebinden çıkardığı 100 doları yaşlı kadının eline tutuşturduktan sonra arkasını dönerek yürümeye başladı. Bir süre şaşkınlık yaşayan yaşlı kadın bu şaşkınlığı atlattıktan sonra seslenerek simon’u durdurdu.

-Hey! Evlat bir saniye buraya bakar mısın?

Yüzünü dönmeden önce yüzünde şeytani bir gülüş atan simon arkası döndüğünde is ciddi mesafeli bir duruş ile yaşlı kadının yanına yaklaştı.

-Buyurun hanımefendi dinliyorum.

-Önce otur bakalım genç adam ve bize bu işi anlat, ne anlaşmasından bahsediyorsun?

-Bundan yaklaşık bir ay önce şirketimizle eşiniz arasında aile kabristanı alımı için anlaşma imzalandı. Eşiniz kendisi ve torunları için tam 10 kişilik cennet benzeri bir yer seçti bakın bunlar da fotoğrafları, bize 1.500 dolarlık ödemenin sadece 100 dolarını posta çeki ile ödedi kalan kısmı ise bu gün tahsil etmemizi söylemişti.  Artık hayatta olmadığına göre bu anlaşma iptal oldu o yüzden bu kaporanızı iade ettim.

-Anladım, fakat eşimin isteği buysa saygısızlık etmek istemem. Bu anlaşmayı yeniden düzenleme imkanınız yok mu?

-Mümkün değil bayan.

-Lütfen bayım bu eşimin bizden istediği son dilekti, hepimizin sonsuza kadar bir arada olması.

-Bakın bayan pek iyilik yapan birisi değilim. Ama sizin yaşadığınız acı sebebiyle size şöyle bir ayrıcalık yapıp bu anlaşmayı yine de işleme koyabilirim, yani bayan siz kimseye söylemezseniz ben de söylemem dudaklarım mühürlü.

-Teşekkürler, çok teşekkürler. Şu paranızı alın geri kalanı için bekleyin bir çek yazayım.

Yaşlı kadın eve giderek 1400 dolar tutarında seyahat çeki getirerek simona teslim etti. Çeki çantasına koyan simon hızla aracına binerek çalıştırdı. Toprak yolda gerisinde tozutarak oradan uzaklaştı. Hava kararmak üzereyken hala araç süren simon bir sigara çıkarıp aracın çakmağıyla yaktı ve kendi kendisine konuşmaya başladı.

-Kiliseyi biraz dolandırdıysam bundan ne çıkar bir sonraki kasaba da birkaç mum yakarım. Hem verdiğim eşyalar değersiz de sayılmaz karşılığını ödemiş sayılırım. Ayrıca o yaşlı kadına sadece yolda çektiğim manzaraları da satmış olabilirim belki öldüğünde onu da resimdeki kadar güzel bir yere gömerler. Bu fotoğraf merakım sayesinde bir gün para kazanacağımı biliyordum.

Motel levhasını görünce burada bir gece geçiren simon tekrar yola çıkarak en yakın diğer kasaba da denk geldiği banka da seyahat çeklerini bozdurdu. Saatlerce araç kullandıktan sonra bir dere kıyısında mola veren simon’un dikkatini derenin karşı kıyısında bulunan tek katlı derme çatma bir evin önündeki odun kıran kilolu kadın çekti ve yanına giderek onunla konuşmak istedi.

-Selam bayan

Kilolu kadın simonu görünce elindeki baltayı göstererek çıkıştı.

-Senin okuman yok mu? Kapı da özel mülk girilmez yazıyor.

-Okudum ama o kapı filan sayılmaz ağaç bir direk, ayrıca ben bir satıcıyım öteki dünya da mutlu olabilmeniz için cennet gibi yerler satıyorum. Bir aile kabristanı almayı düşünüyor musunuz?

-Defol ilgilenmiyoruz, ayrıca levhanın altında satıcılar giremez de yazıyor.

-Tamam bayan gidiyorum.

Omuzun da çifte, ağzında pipo tüttüren yaşlı bir adam kapıdan çıkıp

-Hey, vilma kimdi o?

-Bir satıcı baba aile mezarlığı satıyormuş, ilgilenmediğimizi söyledim.

-Öyle deme kızım, diğer tarafı da düşünmek lazım, hey bayım içeri gelmezmisiniz?

Şeytani gülümsemeyi atan simon kravatını düzelterek ciddi bir tavır takındı ve yavaş adımlarla yaşlı adamın peşinden içeri girdi. İçeri giren simon dehşete kapıldı içerisi inanılmaz derece de karma karışık ve pislik içerisindeydi. Yaşlı adamın kendisine oturması için gösterdiği yer yarısı ısırıp tırmalanmış pamukları çıkarılmış iğrenç derece de pis görünen kırmızı bir koltuktu.

-Oturun bayım adınız?

-Sim.. simon diye bilirsiniz.

-Bay simon anlatın bakalım şu aile kabristanını

Çantayı açan simon daha önce bir süre durup polaroid kamerasıyla çektiği resimleri çıkarıp yaşlı adama uzattı.

-İşte bayım burası size çok yakın bir tepe üzerinde firmamızın yeni açtığı aile kabristanları bölgesi 10 kişiyi rahatlıkla alır. Manzarasına diyecek yok yeryüzü cenneti diyebilirsiniz. Üstelik tam 2.000 dolar kişi başı 200 dolar olarak düşününce az bile sayılır.

-Çok hoş alıyorum bay simon

Şaşkın ve salak ça etrafa bakan simon, saf ve aptal bir gülüş atıp

-Siz bu işlerden iyi anlıyorsunuz bay… ??

-Elliot diyebilirsiniz. Eski bir rahibim, kızlarım ve ben burada yaşıyoruz. Bu saye de kızlarım namuslarıyla yaşamayı öğreniyor kimse onlara ilişmiyor ta ki bir gün talip eşler bulana kadar.

-Sizi tebrik ederim bay elliot

-Size paranın tamamını nakit olarak şimdi ödeyeceğim.

İçerisinden “Aptal köylü bunak” diye geçiren simon yaşlı adamın uzattığı 2.000 doları sayarak cebine koydu. Ancak yaşlı adam konuşmasını henüz bitirmemişti.

-Ancak parayı ödemem sizi yanıltmasın aptal birisi sayılmam. Bu gece konuğum olun, sabah erkenden şu kabristanı görelim bana evrakları teslim edin ve yolunuza gidin, böylece size yemek esnasında satıcıları neden sevmediğimin hikâyesini dinlemiş olursunuz.

-Yoo, yoo, hayır, bu teklifinizi kabul edemem gitmem gerekli.

Simon çantasını kapatarak çıkış kapısına yürüdüğünde Danua cinsi dev bir köpeğin hırlayarak onu baktığını fark etti. Elini cebine atarak 2.000 doları koltuğun üzerine bıraktı.

-Eğer sorun ödeme ise onu yarın da alırım.

-Israr etmek zorundayım bay simon

Yaşlı adamın böyle söylemesi köpeğin daha fazla hırlamasına neden olmuştu. Korkan ve ne yapacağını bilmeyen simon koltuğa tekrar dönüp oturdu orada duran parayı tekrar cebine koyarak düşüncelere daldı. Aklından            “Nasılsa bir yolunu bulup buradan kaçarım para da bana kalır hem fena para da değil, belki tuvalet penceresinden ya da herkesin uyumasını bekleyip ön kapıdan mutfak kapısından”

-Eşyalarım dikkatinizi çekti mi bay simon , evi böyle merkezden uzak dağ başına yapınca eşyaları şehirden getirmek sorun oluyor. Ben bizi ziyaret eden satıcılardan bir çok şey aldım, büyük kızım vilma bana bu yüzden çok kızar levhayı asan kişinin o olduğunu anlamışsındır, küçük irma ise karışmaz o sadece onun için gelecek koca adayını bekliyor. Bakın burada satıcılardan aldığım televizyon, burada başka birinden aldığım çamaşır makinesi, burada bir buzdolabı hepsinin ortak yanı bozuk olmaları.

Yaşlı adam üzerindeki örtüleri alınca bu pis kulübenin neden koktuğu anlaşılmıştı. Tv’nin tüpünün içerisinde yarı çürümüş kesik bir baş, çamaşır makinesi içerisinde başka bir baş vardı. Buzdolabının kırık kapısı aralığından buzdolabı içerisinde bir ceset olduğu anlaşılıyordu.   Dehşete kapılan simon kusmaya başladı.

-Tuv.. tuvalete gi.. gitmeliyim.

Yaşlı adam onu kolundan tutarak üst katta bulunan küçük tuvalete götürüp soktu ve kapıyı çekti burası camlarında teneke parçaları çakılmış bir kişinin zar zor sığdığı bir klozet mini bir lavabonun olduğu bir tuvaletti. Simon önce pencereleri yokladı ama cakılmış teneke elini kesmişti. Hem tenekeyi çıkarsa dahi küçük pencereden çıkması imkânsızdı. Çaresiz elini yüzünü yıkadıktan sonra dışarı çıktı. Yaşlı adam onu alıp yemek alt kattaki mutfağa götürüp masaya oturttu.  Bir süre sonra simonun önüne koca bir biftek tabağı geldi. Simon teşekkür edip bir lokma ağzına götürmek üzereydi ki mutfak tezgâhı üzerinde yarısı kesilmiş insana ait bir kalça görünce kusacak kadar olmuştu. Ayağa kalkarak

-Yeter artık gitmeliyim dedi

Sonra başına aldığı darbe ile kendinden geçip yere devrildi. Simon kendisine geldiğinde salam gibi sıkı sıkıya bağlanmıştı. Yaşlı adam onu sertçe sarsarak bağırıyordu.

-Kalk uyan be adam sabah oldu artık

Simon gözlerini zar zor açarak etrafına bakındı. Yaşlı adam neşeli bir şekilde güldü

-Hah hi ho! Ölmemiş biliyordum vilma

-Hadi baba sofraya, oturun kahvaltı hazır.

Yaşlı adam ipleri çözerken bir yandan da konuşuyordu.

-Artık hazırsan şu aile mezarlığını görmeye gidebiliriz.

-Şey aslında düşündüm de sizin için uygun olmayabilir.

-Sen o kısmı bana bırak evlat, bir görelim

-Aslında benim şirketimdekiler aynı yeri bir çok kişiye satıyor almasanız daha iyi olur.

-Bak sen! Demek sende o dolandırıcılardan birisisin.

-Hayır, hayır asla ben dürüst olmasam size söylemezdim.

-Ama bize böyle bir yeri satmaya kalktın, hem gördüklerinden sonra belki de ölmelisin.

-Hayır, lütfen yalvarırım, ben dürüst bir adamım.

Yaşlı adam elindeki baltayı tam simon’nın başına indirecekken mutfaktan büyük kızı vilma çıkarak ona seslendi.

-Baba, belki onu irma ile evlendirmelisin, yakışıklı bir adam sayılır.

-Ne? Olur mu dersin? Kabul eder mi bakalım? Hey sen kızımla evlenir misin?

-Evet, evet, kesinlikle evet

-Tamam, irma’yı çağır gelsin o da olur derse neden olmasın?

Yaşlı adam simonu itekleyerek üst katta bulunan odalardan birisine soktu. O gittikten sonra hemen pencerelere koşan simon hepsinin dışarıdan kalaslarla çakılı olduğunu görüp duraksadı.

-Ne kadar çirkin olabilir ki? Geçici bir evlilik gibi düşünebiliriz. Hem ilk fırsatta tabanları yağlar kaçarım buralardan.

Kapı açıldı yaşlı adam içeri girerek konuşmaya başladı.

-Bak evlat küçük kızım benim en kıymetli varlığım onu mutsuz edecek bir davranış beni de mutsuz eder anlıyor musun? Ben ikinizi bir süre yalnız bırakacağım. Eğer kızımın gönlünü hoş edersen belki seninle evlenir.

-Şüpheniz olmasın bayım

Karanlık kapıda bir gölge ilerler, simon onun yüzünü  görmeye çabalamaktadır. Penceredeki kalaslarından içeri sızan gün ışığının yetersiz aydınlattığı oda içerisinde zaten bir şey görmek neredeyse imkânsızdır. İnce ve hoş sesi duyan sesi duyan simon biraz olsun rahatlar.

-Merhaba! Simon ben irma

-Selam güzel kız sen irma olmalısın?

Bu rahatlama irma’nın yaklaşmasıyla yerini farklı bir korkuya bıraktı. Çünkü irma yaşlı adamdan daha uzun duba gibi kilosuyla dev gibi bir kadındı. Yaklaşıp simon’a sarıldığında simon sanki onun oyuncak ayısı gibi kalmıştı. Üstelik simon yüzüne baktığında tavşan gibi kazma dişleri, abartılı sürülmüş ruju, yanaklarında ekilmiş gibi duran benleri iğrenç duruyordu. Simon içinden :

-Lanet olsun şansıma

-Simon, bir ömür boyu seni bekledim, umarım mutlu oluruz.

-Tabii, tabi diyebildi.

Birkaç saat geçtikten sonra yaşlı adam kapıyı tekmeler gibi açarak sert bir biçimde bağırdı.

-Hey vakit tamam kararınızı verdiniz mi?

-Evet babacığım

-Oh sevindim, sen evlat bir itirazın var mı?

-Hayır, efendim bu güzel kız kaçırılır mı?

-Hadi o zaman biz hazırız aşağı salona inelim hemen rahibi ve davetlileri bekletmeye gelmez değil mi?

Simon’un içinde bir anlık umut ışığı yandı. Kendi kendisine düşünmeye başladı.

“Eğer rahip gelirse ona bir fırsatını bulup delilerin arasında mahsur kaldığımı söylerim kurtulabilirim, evet yapabilirim.” Merdivenlerden inip salonun kapısını açtığında sadece elinde bir demet çiçek olan vilma vardı. Simon’un içerisindeki umut yerini umutsuzluğa bırakmıştı. Biraz sinir ve sitem ile

-Hey rahip nerede? Davetliler nerede? Nedimeler?  Sağdıç, kimse yok herkes nerede?

-Şaşırma evlat ben eski bir rahibim,  nedime ve davetli olan vilma, eğer sağdıç istersen o kişi de ben oluyorum.

-Nikâhımı hiç böyle düşünmemiştim.

-Evet, baba simon haklı biraz daha iyi olabilirdi.

-Kızım süsleri görmüyor musun? Senin için yaptık.

-Bu eski gazete ve dergilerden yapılmış asılı çöpleri mi diyorsunuz?

-Hey evlat ağır ol onlara çok zaman harcadık.

-Baba siz benim mutluluğumu istemiyorsunuz. Sende vilma

-Hayır kızım elimizden gelenin en iyisini yaptık

Bunu bir fırsat olarak gören simon biraz daha ortalığı karıştırmanın işine geleceğini düşünerek.

-Hadi aşkım yürü buradan gidiyoruz. Nikâhımızı en büyük kilise de ve kalabalıkta yapıp aşkımızı herkese duyuracağız. Bu arada bayım size kart atarız.

Simon, irma’nın elinden tutup evin kapısına doğru onu çekmeye başladı. Yaşlı adam belinden colt tabancasını çekip

-Dur bakalım orada seni bu tabanca ile vururum.

İrma o an hiç durmadan hızla babasının eline atıldı ve boğuşmaya başladılar. Yaşlı adamdan daha iri olan irma onu yere yıktı elindeki silahı almaya niyetliydi. Fakat silah birden bire patladı. İrma elinde silahla ayağa kalktığında yaşlı adam elini göğsündeki kırmızılığın üzerinde tutuyor, boş, gözlerle tavana bakıyordu. Vilma sinirle irma’nın üzerine atladı, boğuşmaya başladılar.

-Küçük sürtük babamız hayatı boyunca sadece seni sevdi ve kolladı bunu ona nasıl yapabildin?

-İkiniz de mutluluğuma engel olamayacaksınız?

-Aptal fahişe, bu adam sana uygun birisi değil hiç gözümüz tutmadı. Seni sevmiyor sadece rol yapıyor.

-Hayır, o benim yıllardır beklediğim aşkım. Artık hiç biriniz bana engel olamaz.

Simon dehşete kapılmış bir şekilde salonun kapısının önüne çökmüş olanları izlemekle yetiniyordu. Ardından bir el daha patlama sesi geldi bu defa vilma vurulup yere yuvarlandı. İrma yine ayağa fırlayıp simon’un yanına gelerek elinden tutup onu ayağa kaldırdı.

-Hadi aşkım buradan gidip evlenelim, bu arada babamın biriktirdiği 100 bin doları da gömdüğü yerden çıkarmalıyız.

İrma evin arka mutfak kapısını açtığında, simon kocaman uçsuz bucaksız ağaçların çevrelediği bir tarla içerisine park edilmiş yüzlerce araba gördü. Kendi aracı da onların içerisindeydi.

Merdivenlerden inildiğinde duvara dayalı bir kürek ve ve bir kazma bulunuyordu. İrma bunlara ihtiyacımız olacak aşkım, şu silahta sende dursun bunu parayı çıkardığımız çukura gömelim. Simon ses etmeden silahı alıp beline koydu kazma ve küreği alarak irma’yı takip etmeye başladı. Simon içinden plan kurmaya başladı. “100 bin dolar hayalini kurduğum, çiftlik evini alabilirim, bu işleri bırakırım, irma paranın yerini gösterdiğinde en iyisi ondan kurtulmak olacak”

İrma, park edilmiş araçları geçip ileri de bulunan büyükçe bir elma ağacının altına geldi. Yeni kazıldığı anlaşılan bir toprak parçasını göstererek burayı kazmalısın dedi. Simon ceketini ve kravatını çıkarıp ağacın dallarından birisine astı. Kazma, kürek saatlerce kazdı, mola vermeyi ihmal etmedi.

-İrma nerede bu para? Baban neden bu kadar derin kazmış sanki?

-Hep bir şeylerin çalınmasından endişe eder, o yüzden olmalı.

Simon yaklaşık bir buçuk metre derine inmişti ki metalik bir ses duydu daha da hızlandığında, tenekeden, kare biçiminde kapaklı bir kurabiye kutusu buldu.

-İrma buldum bana yardım et.

İrma elinden tutarak onu yukarı çekti. Heyecanla simona sarıldı ve öptü ama simon’un bu öpücük hoşuna gitmemişti.

-Ne oldu aşkım?

-Ne mi oldu? Ben sulu öpmelerini sevmiyorum.

-Neyse aşkım önümüzde uzun bir ömür var paramız var. Belki de ilerde birbirimizi daha iyi tanırız.

-Ha ha ha, ilerisi mi? senin için yol burada bitiyor

-Neden bitsin aşkım? Burada içi para dolu iki kutu para var.

-İki kutu mu? Diğeri hala aşağı da olmalı. Ama önce senden kurtulmalıyım.

Simon belindeki tabancayı çekerek iki el ateş etti ve irma’yı yere serdi. Çıkardığı kutuyu açtı ve ağzına kadar para dolu olduğunu görerek keyiflendi. Hemen ikinci kutuyu almak için aşağı atladı. Eliyle biraz kazdığında diğerinden daha küçük ve daha hafif bir kutu buldu. Neden bu kadar hafif olduğunu anlamak için sabırsızlıkla kutuyu açtığında kocaman bir kâğıt üzerinde Game over (Oyun bitti) yazmaktadır. Kendi kendine sinirlenip

-Oh! Lanet olsun!  Bu da ne demek?

Birden bire elinde tüfekle kazılmış çukurun üstünde az önce ölmüş yaşlı adam, başında kanlar akan, elinde kürekle vilma, oturmuş vaziyette göğsünden vurulmuş onu seyreden irma bulunmaktadır.

-Şaşırdın mı evlat? Bunlar ketçap ve kurusıkı tabanca, kızımı sevip sevmediğin ve gerçekten dürüst olup olmadığını anlamalıydık. Sen dürüst bir adam değilsin, zaten satıcıların hiç birisi değil ve sen asla kızımı sevmedin her şey para içindi sanırım.

Vilma elindeki küreği sertçe sallayıp simon’un kafasına indirdi.

-İyi geceler, bay satıcı seni kapıdan girmemen için uyarmıştım.

Simon baygın halde çukurun içerisinde yatarken hissettiği, yarı kapalı gözleri arasından seçebildiği üç gölge ve üzerine atılan nemli topraktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir