Mezardaki Çivi – Kemal Çerçibaşı
05/11/2019
Leydi Astaroth’un Geçidi
20/11/2019

Timsah Adam

Timsah Adam

Brezilya’daki yılan gibi kıvrılarak akan amazon nehrini duymayan yoktur. İşte sıcak bir yaz günü sadece ormandaki kuşların ve hayvanların sesi duyuluyordu. Bu sessizlik bir motor gürültüsüyle bozuldu. Alçalan deniz uçağı gürültüler çıkararak suyun üzerine iniş yaptı. Çıkan pilot uçağı iple kıyıya bağladı uçağı yanaştırdı. İçeriye doğru seslendi:

-İşte geldik profesör.

Beyaz saçlı başında komik beyaz bir şapka ve gazoz kapağını andıran gözlükleriyle havaya bakarak etrafı inceleyen üfleseniz uçacak kadar ince yapılı bir adam gözlerini kısarak ellerini çırptı sabırsızlandığı her halinde belli bir tavırla:

-Mükemmel tam aradığım yer

-Profesör James bu yeşil cehennemde kalmak istediğinize emin misiniz?

-Elbette, niye ki

-Sizin için sayalım market yok, hastane yok, rahatsızlansanız en yakın yardım alacağınız yere bir günlük mesafedesiniz. Bir çukura düşseniz sizi ancak tahminen iki yıl sonra bulurlar ve en önemlisi şu lanet olası sivrisinekler, ayağıma yapışmış duran sülükleri saymıyorum bile

-Endişelenme dostum ben her ortama uyarım sen eşyalarımı kıyıya bırakıver. Yardımcım buralarda olmalı.

-Peki, nasıl isterseniz bayım ben aldığım paraya bakarım.

Pilot eşyaları kıyıya indirdi. Eşyaların içerisinde kocaman bir sandık birçok kimyasal bidon birkaç çanta yer alıyordu. Birkaç dakika geçmişti ki ormanın içinden yeşil otların içerisinden giyiminden civarın yerlisi olduğu anlaşılan şortlu ve çıplak ayaklı bir genç iri zenci geldi.

-Selam sahip ben Philiphe(Filip) yakındaki köyde yaşıyorum.

-Dilimizi güzel konuşuyorsun.

-Evet, sahip ben köyümüze yerleşip uzun süre yaşayan rahip Carlos’tan İngilizce ve İspanyolca öğrendim.

– Philiphe seni çok sevdim seninle iyi anlaşacağız. İngiliz araştırmacı dostum Hamilton senin bilgili birisi olduğundan bahsetmişti yanılmamış. Peki, bu kadar eşyayı nasıl taşıyacağız keşke yardıma birilerini getirseydin.

-Ben kendi işime başkalarını ortak etmeyi sevmem. Ben hepsini hallederim kulübe yakınlarda zaten.

-Çok akıllıca

Uçak havalanıp Profesör arkasından el salladıktan sonra Philiphe koca sandığı bir seferde sırtladı. İkisi birden neredeyse bir metreye varan otların içinden ormana girdiler. Çok geçmeden çatısı samanlardan ötülmüş virane bir kulübeye geldiler. Profesör biraz hayal kırıklığı yaşasa da ses etmedi.

-Hamilton burada mı? Kalmıştı.

-Evet sahip

-Hmm çok tuhaf neyse mesele değil.

Profesör kapının önündeki salanan sandalyede bir pipo tüttürüp çevreyi tanıyana kadar Philiphe

Tüm eşyaları kulübenin önüne yığmıştı. Güneş batmaya başlamış muhteşem bir görüntü oluşturuyordu.

-Gün battı sahip anlaştığımız gibi para

-Senle bir anlaşma yapalım. Bundan sonra ben söylediğimde gidersen günlük parayı beş dolara çıkaralım.

-Anlaştık sahip, Yeterli param olursa karımla çocuğumu şehre götüreceğime söz verdim.

-Merak etme sayemde çok para kazanacaksın. Al bu ilk beş doların gidebilirsin yarından itibaren çok çalışacağız.

-Tamam, sahip Adios

Ertesi sabah Profesör James erkenden hazırlanmış elinde kahve fincanıyla sallanan sandalyesine oturmuş doğanın keyfini çıkarıyordu. Philiphe küçük patika yoldan kulübeye geldi.

-Günaydın sahip

-Günaydın Philiphe, şu sahip lafını bir kenara bırak bana doktor diye bilirsin. Kendine istersen bir kahve alabilirsin tazedir çekinme

Philiphe içeri girdiğinde Profesörün laboratuarı elden geçirip güzel bir görünüme soktuğunu gördü. Kendisine bir fincan kahve doldurup Profesörün yanına döndü.

-İçeriyi baya düzene koymuşsunuz.

-Evet, genellikle geceleri uyumam, birkaç saatlik uyku ve ardından kahve bana yetiyor.Otur yanıma biraz konuşalım Philiphe

-Buyur sahi… Şey doktor.

– Philiphe, Bana deneylerimde kullanmak için her gün canlı bir timsah lazım bunu nereden bulabiliriz?

-Santos, bu bölgenin yerlilerindendir. Aslında eskiden desek daha doğru artık burada yaşamıyor ama her sabah siparişleri ormandan toplar gider.

-Bu adam timsah tüccarı mı?

-Sadece timsah değil. Amazon civarında yaşayan ne varsa avlayıp satar.

-Peki, bu adamla görüşmemiz lazım hem de bu gün vakit kaybetmeden.

-Yalnız sizi uyarmalıyım paragöz birisidir. Sizi son kuruşunuza pazarlığa zorlar.

-O bunu söylediğin güzel oldu. Ne zaman gideriz.

-Kampı nehrin aşağısında 2 saatlik mesafede.

-Hadi hemen hazırlan.

-Tamam doktor.

Kanoya atlayan ikili yaklaşık iki saat kadar nehirde yolculuktan sonra nihayet dumanlar tüten kulübe göründü kayıkların bağlı olduğu iskeleye yanaştılar. Bir adam koşarak elindeki silahla sertçe bir şeyler söyledi. Philiphe, doktorun anlamadığı bir dilde bir şeyler söyledi. Adam onlara kafa sallayıp eliyle gel işareti yaptı. Kulübeden içeri girdiklerinde masa başında oturmuş kılığı kıyafeti paramparça önden birkaç dişi eksik bir adam yemek yiyordu. Aynı oda içerisinde irili ufaklı birçok kafes içerisinde rengârenk kuşlar, papağanlar, maymunlar, yılanlar ve kerten keleler vardı. Philiphe :

-Don Santos bu Amerikalı doktor James burada misafirimiz. Araştırma yapıyor ve bazı ihtiyaçları var.

-Sen beni aşk telalı mı? Sandın donsantos o pis işlere bulaşmaz.

-Hayır, beni yanlış anladınız Don santos timsah lazım bize

-Ne timsah mı? puhh gomez duydun mu? Timsah diyor.

-O hayvan altın değerinde ve nehirdekiler çoktan avlandı. Kara timsah bataklıklarda var. Ama avlaması o kadar kolay değil silahlarımız tesirsiz.

-Bu arada timsah canlı olmak zorunda

-Ne ben canıma susamadım o büyüklükte bir timsahı vurmadan canlı yakalamak imkânsız 150 dolar iyi para olabilir ama bunun için değmez.

-Bay santos sizi iş adamı sanıyordum size bunun için 300 dolar öneriyorum.

-1000 Dolar

-Hayır,350 dolar

-800 dolar

-Hayır, bay santos 400 dolar.

-650 dolar

-Bay santos size son teklifim 500 dolar.

-500 çok az

-Hadi Philiphe gidelim sen bu adam için buraların en büyük avcısı demiştin. Bu adamda o yürek yok kendi başımızın çaresine bakalım.

-Orada dur bakalım doktor buranın en büyük avcısı benim, Ben yapamazsam kimse yapamaz.

-Hadi oradan bunu anlayabileceğimiz bir kanıt üç beş kuş mu? Çocuklar bile yakalar.

-Tamam, bayım sana ispat edeceğim kara timsah hem de 500 doları kabul ediyorum.

-Peki, her akşam kulübene teslim o devlerden istiyorum. Philiphe size yolu tarif eder.

-Gerek yok ben her yeri avucumun işi gibi bilirim. İlk teslimat 1 gün sonra

Philiphe ve doktor 2 saat boyunca tekrar kürek çekerek kulübeye döndüler. İkisi birlikte yapılacak deney için hazırlık yaptı. Öğleden sonra başka işleri olmadığından kapının önündeki sundurmanın gölgesinde oturup bir şeyler atıştırdılar. Profesör

-Bak sana son bir şey söyleyeceğim itiraz etme dikkatli düşün seni zengin edebilirim.

-Emrinizdeyim doktor.

-Santosa her timsah için 500 dolar ödeyeceğim. Sana ise 750 dolar ödeyeceğim ve tabi günlük alacağını ayrıca vereceğim hatta beş yerine on dolar ödeyeceğim. İşimiz bittiğinde çok zengin birisi olacaksın.

-Ne yapmam gerekiyor?

Doktor kulağına fısıldayarak

-Bak bu deneylerin başarılı olması için bana her hafta canlı insan lazım.

-Siz çıldırmışsınız.

-Dur! Hemen kestirip atma bu deney aylarımızı alacak bir düşün ailenle rahat yaşam ha ne dersin?

-Hayır! Siz kendi halkıma ihanet etmemi istiyorsunuz.

-Öyle düşünme eğer bu deney başarılı olursa insanlar yıllarca yaşlanmayacaklar çok daha kuvvetli olacaklar.

-Hayır, dedim.

Philiphe elindeki tabağı yere çalıp ormanın içerisine girerek gözden kayboldu. Sabah erkenden kalkan profesör çok heyecanlıydı. Eline bir kahve ve bir kitap alarak gölgeye oturarak piposunu yaktı. Uzun süre etrafa bakındı ama Philiphe’den bir haber yoktu. Kendi kendisine “Yazık oldu. Benim için iyi bir asistan olur diye düşünmüştüm yanılmışım. Tek başıma zor da olsa bu işten dönmek yok, Eğer evrimi ispatlarsam ve bunu tersine çevirebilirsem. Bu yıl Nobel ödülü benimdir. Bu sayede daha gelişmiş bir insan ırkı benim sayemde yaratılır.” Hülyalara dalan profesör uzun süre düşündü etrafta keşif turları yaptı. Akşamüzeri santos iki adamını uzunca bir ağaca bağlamış olduğu timsahı sırtlayarak kulübenin önüne bıraktılar. Timsahın ağzı ısırmaması için sıkıca bağlanmıştı.

-İlk teslimatınız. Doktor Kara timsah

-Burun bu ilk ödemeniz sayın

-Size güveniyorum doktor gerek yok

-Sizden ricam adamlarınız yardım edip içeri ağaç sedyeye bağlamama yardım ederlerse sevinirim

-Tabi doktor. Alex onu içeri taşıyın.

Adamlar timsahı içeri taşıyıp deri kayışlarla ayaklarından ağaç bir sedyeye sabitlediler. Onlar gittikten sonra doktor iğne ve neşterlerle hayvandan örnekler alıp deney tüplerine ve kavanozlara doldurdu. Bu sıra kapı açıldı. İşine devam eden profesör hiç acele etmeden arkasını döndü. Gelen Philiphe’di yanında yaşlı bir adam dikiliyordu.

-Doktor madem atalarıma yüzümü döneceğim. O halde her adam için 1000 dolar. Günlük ise 50 dolar çalışma ücreti.

-Tamam, anlaştık yalnız günlük 10 yerine 20 dolar öderim.

-30 dolar olsun o halde

-Tamam, Philiphe, bu arada bu kim?

-İlk kurban kimsesi yok, hatta aklı yok, sizler nasıl dersiniz? Muchos loco.. deli  onun için kimse ağlamaz, yas tutmaz. Onun canını yakmayacaksın değil mi?

-Hayır, o farkında bile olmayacak al şunu ona ver koklasın.

-olor..olor , kokla koca adam.

Bir pamuğu koklayan yerli birden yere serildi. Philiphe onu düşmeden havada yakaladı. Timsahın arkasındaki diğer ağaç sedyeye onu yatırdılar.

-Ne koklattınız ona doktor.

-Eter, merak etme mışıl, mışıl uyuyor.

Gece boyu süren çalışmalardan sonra doktor timsahtan elde ettiği sıvıları damıtıp bir şişe de topladı. Sonra o sıvıyı bir enjektöre çekerek kendine gelen sedyedeki deneğe vurdu. Philiphe doktora sordu:

– Tamam mı? su istiyor vereyim mi?

-İşimiz bitti ona su ver karnını doyur şimdi sadece onu izleyeceğiz. İşin bitince gidebilirsin.

Çok geçmeden işini tamamlayan Philiphe evine gitmek için oradan ayrıldı. Doktor bir süre kitap okuyup deneği kontrol etti. Çok geçmeden elindeki kitapla koltuk üzerinde uyumuştu. Sabah gün doğmadan önce denek çığlıklar atarak bağırıyordu.

-En el fuego! Ahh.  En el fu..

Denek aniden sustu kaskatı kesilmişti. Doktor birkaç deneme yapıp onu kurtarmaya çalışsa da başaramadı. Tutuğu günlüğe şunları yazmıştı.

 

Profesör James Günlük Tarih: 13 Ekim

İlk denek orta yaşlarda bir kızıl derili ilk hazırladığım DNA solüsyonu damar yolu ile verdim ama bünyesi bunları çözemedi. Ölüm sebebi karaciğer ve kalpte oluşan kan akışı düzensizliği ölüme yok açmıştır.

 

Sabah,  Philiphe kulübeden içeri girdiğinde denek üzerindeki beyaz örtüyü gördü ve sinirlenerek

-Hani doktor zarar görmeyecekti.

-Ben zarar görmeyecek demedim canı yanmayacak dedim öyle de oldu.

Gün boyu üzgün bir şekilde ortalıkta pinekleyen Philiphe akşam Santos geldiğinde yeni timsahı ağaç sedyeye bağladılar. Profesör bir süre timsahla uğraşıp safra, kan ve değişik sıvı örnekleri aldı. İşi bittiğinde cansız timsahı sedyeyle götürüp nehre attılar. Philiphe döndüklerinde ortalığı topladı. Profesör bir tomar para çıkarıp Philiphe’ye uzattı.

-Al bakalım anlaşma anlaşmadır burada 2040 dolar var. Bir daha ki denek için peşinen ödüyorum. Hiç birisiyle duygusal bağ kurma hadi şimdi gidebilirsin bir işimiz kalmadı.

-Bir daha ki sefere aynı gücü bulabilir miyim? Bilmiyorum.

-Aileni düşün sen onları söz verdiğin gibi büyük şehre götüreceksin orman hayatından kurtaracaksın.

-Haklısın doktor.

Deneyler başlayalı yaklaşık iki ay geçmiş başarısız geçen deneylerin sonucunda fatura yaklaşık 7 insan hayatına maal olmuştu. Profesör çözümü bulduğunu düşünüyordu.

 

– Philiphe burada yetişen bir orkide özünü de formüle ekledim. Başarmak üzereyim hissediyorum.

-Doktor köydeki tüm yaşlıları kandırıp getirdim gençleri ve çocukları bu işe karıştırmak istemiyorum.

-Merak etme bu defa başaracağım.

Sedyede yatan yaşlı bir kadın çaresizce ağlayarak bir şeyler mırıldanıyordu.

-Por favor  piedad… Por favor  dejame ir, piedad.

-Ne diyor bu kadın?

-Bırakın acıyın

-Sen şunun ağzını tıka başım şişti işe konsantre olamıyorum.

Philiphe denileni yaptı. Profesör cam tüplerden ve damıtarak elde ettiği sıvıları karıştırıp ilaç elde etti.

Sonra çıkardı enjektöre alarak sedyede çırpınan yaşlı kadına iğneyi yaptı. Sonra oturarak deneği izlemeye başladı. Yaklaşık 20 dakika geçmişti ki Profesör heyecanla:

– Philiphe… Philiphe Buraya gel başardık sana söylemiştim. Bak dikkatle bak

Sedyede yatan yaşlı kadının rengi yeşile dönmeye başlamıştı. Ayrıca elleri pençe halini almaya başladığında kolları kuvvetlendi ve bağlı olduğu sedyenin deri kayıştan yapılma bağlarının sağ tarafını hiç zorlanmadan kopardı. Bu arada profesör atılıp elini tutmak istediğinde onu savurup laboratuarın diğer ucuna kolaylıkla savurdu. Durumu gören Philiphe üzerine atlayıp onu yere de yıksa yaşlı kadın ayağa kalkmayı başardı. Profesör eline aldığı sakinleştirici iğneyle geldiğinde yaşlı kadın aniden donmuş gibi hareketsiz ayakta bir süre kaldı sonra sert bir şekilde bir kütük gibi yere düştü. Buna anlam veremeyen profesör şaşkın bir şekilde elindeki iğneyi bir kenara koydu eliyle kadını muayene edip eğilip kalbini dinledi, nabzına baktı

– Philiphe bu kadın ölmüş lanet olsun.

-Neden doktor?

-Neden diye soruyorsun? Başından beri hep yaşlıları kullandık, kalpleri bu ilacı kaldırmıyor.

-Bana bak doktor ben bu cinayetinize daha fazla ortak olamayacağım. En başta söylemiştim gençleri ve çocukları bu işe sokmayacağım. Zaten yakınlarda yaşlı bulabilecek bir kabile ya da köy de kalmadı. Bu iş bitti doktor.

-Bak Philiphe bu işte birlikteyiz. Gördün ya iki aylık çalışmalarımız başarıya ulaştı. Bunu çöpe atmamı mı istiyorsun? Gördün değil mi? yaşlı kadın ne kadar güçlendi? Yakın bir zamanda yaşlanmayı durdurup daha güçlü insanlar için aşı üretebilim.

-Ya da daha vahşi askerlerle ordu da kurabilirsin.

-Neden olmasın? Yakında çok zengin olabilirim. O zaman sende tarihe geçersin yardımcım olarak ne dersin?

-Katil olarak, ırkına ihanet eden biri olarak ta anabilirler.

-Bunun ne önemi var başarı her şeyi gizler. Başarı önemlidir.

-Son kararım hayır. Yarından sonra şehre yerleşmek için ayrılacağım doktor bir daha geri gelmeyeceğim. Bu arada kimseyi denek olarak ta getirmeyeceğim.

Philiphe ve Profesör cesedi ortadan kaldırıp ortalığı düzeltiler.  Santos yeni timsahı akşamüzeri bırakıp parasını aldı ve gitti. Profesör yeni bir ilaç hazırladı. Piposunu alarak dışarı çıkıp düşüncelere daldı ve kendi kendisine konuşma başladı.

-Aylarca uğraştım başardım sadece deneyin başarısını teyid etmeliyim. Kendi üzerimde denesem kendimi gözlemem imkânsız ya sürekli öyle kalırsam sonuçları kestirilemez. Santos’a iş teklif edip insan temin etsem. Beni ihbar edebilir. Daha kötüsü bana şantaj yapıp daha fazla para sızdırır. kendim yakın köyden birilerini kaçırsam, benim ince yapım buna uygun değil hem böyle bir şeyle yakalanırsam orman kanunu geçerli beni öldürürler. Santos’u kandırıp ilacı onun üzerinde denesem yanında her zaman iki kişi oluyor. Buldum Philiphe ilacı onun üzerinde denerim. Ben bir dahiyim evet zaten buraları terk edecekti onu sormaya gelen olursa şehre yerleşti derim mükemmel bir fikir. Bu sayede ilerde beni ele vermesi mümkün olmaz.

Profesör James ormana ilk adım attığı heyecanı sabah kulübenin önünde tekrar yaşıyordu. Kafasında planı nasıl uygulayacağını tekrar, tekrar kurmuştu. Tek eksiği Philiphe’nin gelmesiydi. Philiphe, Profesöre göre iri yapılı bir zenciydi. Bu sebeple plan kesin kez başarılı olmalıydı. Philiphe nihayet gelmişti, profesör planı uygulamak için sürekli ona iş veriyor böylece uygun zamanın gelmesini umuyordu.

– Philiphe tahta kutu içerisinde ne kadar tüp kalmışsa tüm cam tüpleri rafa dizmeni istiyorum.

-Tamam, doktor

Philiphe eğilip önce cam tüpleri kırmadan tek, tek yere dizmeye başladı. Profesör bir pamuğa eter döküp avucuna hazırladı. Şırıngalardan birisini yaptığı ilaç formülüyle doldurup giydiği beyaz önlüğün cebine koydu. Sonra Philiphe’nin arkasından yaklaşarak üzerine atıldı ve pamuğu koklatmaya başladı. Olayı anlayan Philiphe ayağa kalkarak doktoru yere fırlattı ama aldığı birkaç nefes eter onu yere sermeye yetmişti. Sersemleyen Philiphe ayağa kalkmaya çalışsa da bunda başarılı olamadı. Doktor yere düştüğünde batan bir şeyden dolayı bacağını tutuyordu. Eliyle batan şey çektiğinde onun cebine koyduğu ilaç dolu enjektör olduğunu anladı.

Kendi kazdığı kuyuya düşmüştü. İlacın yakıcı bir etkisi vardı. Bağırarak vücudundaki değişikliğe şahit oluyordu. Önce ayakkabısı patladı kocaman yeşil pence şeklinde bir ayak fırladı içinden. Sonra sağ kolu yeşil pullu ve kaslı bir hale geldi. Beş dakika geçmeden yarı insan yarı kertenkele olmuştu. Bu arda kendisine gelen Philiphe ayağa kalktığında gördüğüne inanmakta zorlanıyordu. Profesör kendisinden daha iri bir hale gelmişti.

Profesör şaşkınlıkla kendi vücudu üzerindeki inanılmaz değişimi izlerken onu izleyen Philiphe fark etti onun üzerine atılıp.

-Sen faydasız bir asistansın emirlerimi sorgulamamalıydın dedikten sonra bir pençe darbesiyle Philiphe ikiye böldü bu inanılmaz olay profesörü etkilemişti.

-İlacı kendi üzerimde denemek o kadar da kötü bir fikir değilmiş yıllardır olmadığım kadar güçlüyüm artık ilk timsah adam ben olacağım güçlü kuvvetli, hastalanmayan, yaşlanmayan bir insan ırkı yarattığımda herkes beni tanıyıp bunun için para ödeyecek bir devlet bile kurabilirim. Yenilmez askerler, uçan askerler. Ha ha ha birden boğazında bir kaşıntı hissetti artık profesör konuşamıyordu.

Yaklaşık bir saat sonra santos adamlarıyla yeni bir timsahı profesöre teslim etmek için getirmişti. Kulübenin dışından seslenip profesörü göremeyince içeri girdi. Manzara korkunçtu Philiphe iki parça halindeydi üzerinde dev bir timsah ondan arta kalanları yiyordu. Santos belindeki palayı çekip adamlarına seslendi onlarda gelince yerdeki timsaha seri bir şekilde vurmaya başladılar. Kanlar içerisindeki timsah ölmüştü. Palasını beline takan santos:

-Galiba timsah doktoru tamamen yemiş zavallı Philiphe az daha gelmesek onu da bulamayacaktık. Hey gomez şunun derisi para edebilir. Ziyan etmeden onu yüzün sonrada Philiphe’nin ailesine durumu anlatın. Tanrı günahlarını bağışlasın.

Profesör James en güçlü insan olmak isterken bir çanta olmuştu. Belki de kalan parçalarından ayakkabı bile yapmışlardır. Philiphe ise yaptıklarının cezasını çekmişti İlahi adalet denilen şey belki de budur.

Son

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir