yeniçeri
Hiç Kimse
27/01/2016
Mobilyacı Bekir
31/01/2016
Hepsini Görüntüle

Taşlı Tarla

taşlı tarla hikayesi

Mini roman Taşlı Tarla-Gerçek olaylara ve insanlara dayanmaktadır.Bu sebeple kişi ve yer isimleri değiştirilmiştir

Hacı hüseyin nihayet memuriyetten emekli olmuş çocukluğununda geçtiği Kayseriye bağlı pınarbaşı köyüne yerleşmişti.Emekli ikramiyesi ile hac vazifesini tamamlamış,babadan kalma evini tamir ettirmiş kalan para yetmeyince hacı lütfü den borçlanarak senetle kendi ihtiyacı kadar meyve sebze ekebileceği bir tarla satın almıştı.Ağalık düzeni yoktu ama hacı lütfü buranın ağası sayılırdı.Birçok tarla ve toprak onundu paraya pulada ihtiyacı yoktu birçok ırgat çalıştırır ekim dikim işlerini onlara yaptırırdı.Ama artık yaşlanmıştı o tarz işlere oğlu fatih onun yerine koşturuyordu dahada önemlisi hacı lütfü hacı hüseyinin hac arkadaşıydılar.Aynı dönemde kutsal toprakları birlikte ziyaret etmişler orada bir akşam üzeri sohbetinde hacı hüseyin toprak alma fikrini hacı lütfüye söylediğinde gidip gelmediğimiz bir kaç küçük tarla var.Alacak yer aramana gerek yok para mühim değil kalanı için sıkılırsan söyle senle hem çocukluk arkadaşı sayılırız sen her ne kadar aşağı mahallenin uşaklarından(çocuklarından) olsanda diyerek gülüşmüşlerdi.Döndüklerinde köye biraz uzak ve dağın eteğinde olduğundan taşlık olması dışında hacı hüseyine yetecek kadar geniş bir tarlaydı.Hacı lütfü ve oğlu kahvede otururken hüseyin yanaştı.

-Selamın aleyküm hacı ağa

-Aleyküm selam hüseyin ağa

-Dediğin tarlaya baktım geliyorum biraz taşlık ama olsun bana yeter fiyatında anlaşabilirsek

-Aman hüseyin ağa dediğin şeye bak üç aşağı beş yukarı seni üzecek değiliz

çaylar içilir sohbet koyulaşır.hüseyin efendi şehirde çalıştığı süre boyunca hayal ettiği ve yetiştirdiği mahsulleri ballandıra ballandıra anlatır.En son sadede gelindiğinde hacı lütfü tarlanın fiyatını söyler.hacı hüseyin biraz yüzünü ekşitir.Ama renk vermez fiyat biraz fazla gelmiştir.Bütçesini aşmış olan hüseyin efendi zaten kalan miktarı lütfüye peyderpey ödeyecektir ama nasıl ? hacı lütfü fiyatın fazla geldiğini zaten bilmektedir.Ne yapsın faiz haramdır hacı olduktan sonra böyle bir şey yakışıklık almaz zaten birde köyde duyulursa kahveye dedikodu malzemesi olmakta vardır işin içinde hüseyin efendide zaten vadeli bir yer aramakta ve elinde parasıda yok nasılsa bir şekilde dönüp dolaşıp ortak bir fiyata bağlarız diye düşünür zaten almasada zarar etmem ya diye iç geçirir.

Hacı hüseyin;

-Müsaeenizle ağalar ben kalkıyorum hem bir düşüneyim nasıl yaparım ? nasıl öderim diye

Yavaş yavaş eve doğru gider bir yandan almıştır bir düşünce.Ertesi sabah hacı hüseyini düşünceli gören karısı

-Hayırdır karadenizde gemilerin mi battı? ne bu halin?

taşlık tarla-Yav hanım senin aklın ermez dün hacı lütfüyle daha önce konuştuğumuz tarla meselesi için tarlaya gittim baktım lütfüyle fatih kavede oturuyodu fiyatı konuştuk biraz…

-haa o mesele anladım lütfüyü zaten hiç sevmem birde hacda adam oldu sandın o da seni bozdu satmaktan caydım dedi hemi git herif canını sıktığına değmez

-Yok kadın dedim ya senin aklın ermez öyle değil fiyatı biraz tuzlu geldi onu düşünüyom

-Aynı şey ha kel ali ha ali kel alma diye çok demiştir o it herif yüzünde nur yok

-La get şurdan herif hacı olup elini eteğini dünya işlerinden çekti oğlu yapıyo işlerini bidaha öyle konuştuğunu duymayım günaha giriyon zati

-İyi iyi zaten doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış
hacı hüso filitresiz siğarasını çıkardı ağızlığına taktı çayını yumulayarak tütürdü.
Akşam üzeri oğlu mehmet onun eşi ve çocukları ziyarete gelmişti.Yemekten sonra bahçede otururlarken Hacı hüseyin tarla meselesini oğlu mehmetede çıtlattı.

-Ben bu yaşa kadar sana bişey yapamadım bari öldükten sonra sana bırakabileceğim bir karış toprağım olsun hem emeklilikte uğraş olur.Patates,domates,bostan(kavun,karpuz)yetiştirir uğraşım olur

-Sen canını sıkma baba emekli maaşın yetmezse ben sana destek olurum

Mehmet hacı hüseyinin tek oğluydu birde mehmetten büyük kızı vardı.Kızından bir kız bir oğlan mehmetten ise iki kız torunu vardı.Çok sık olmasalarda ayda iki üç kez ziyarete gelirlerdi.Mehmetin şehirde hırdavatçı dükkanı vardı.Tamirat tadilat işleride yapıyor bu yüzden mehmet usta olarak bilinirdi öyle çağrılırdı.

-O zaman evlat ne dersin üçüne beşine bakmadan alalım mı ? tarlayı ne dersin?

-Al baba al hem yatırım olur hemde dediğin gibi evde boş boş oturmaktansa tarlaya gidergelirsin vakit geçer.
bunu duyan hacı hüseyinin eşi fatma hanım çıkışır.

-Sizde hiç akıl yok oğlum bari sen babana bişiler desen onun ki heves o kadar sene çalıştıktan sonra her yeri paslandı zati gitmezde görmezde hem benide sürükler yetişemeyince yapamayınca hem sırtı ağrıyıp duruyo nasıl çalışcakmış o tarlada?

-Anne sende adam heveslenmiş hem doğru der evde senle mi otursun? yoksa kavede duman altında kumar mı? oynasın bu yaştan sonra hemde hacı kendini bozmuş vermiş kumarın gözüne demezler mi?

-Ee orasıda doğru oğul ya! ama bi sürü borca batcaz nasıl ? ödencek para kalmadı eve harcadık,hacda yendi.

-Öf be kadın amma uzun ettin dır dır !ömrümü yedin ömrümü gakın şu çayımı doldurun !

-Tamam ana sen tasalanma ödenir gider parça parça ben yardım ederim borca

-Tamam oğlum nasıl biliyosan ? ama seninde bi evin var çocukların var.yetişirmi paran ki?

-Yetişir yetişir

-Amma uzun ettin kadın sizin aklınız ermez saçınız uzun aklınız kısa

-Ne varmış akıl ermeyecek ayağımızı yorganımıza göre uzatalım dedim sizlede laf konuşulmuyo

-Uzun etme get şu çayı doldur dedi ve gürledi hacı hüseyin

-Oğul yarın cumartesi eğer işin yoksa sabahtan gidek kaveye hacı lütfüyle bi pazarlık edek öle dedi diye illa onun dediği rakam olacak
değil ya

-Gidelim baba ben ordan geçerim işe yarın çok yoğun olmaz bizim işler

Ertesi sabah:
kahvaltısını eden baba oğul evden kahveye doğru yola çıkarlar.Kahveye vardıklarında hacı lütfünün henüz gelmediğini öğrenip beklemeye başlarlar.Hacı lütfü eli arkasında başında hacı takkesi saat onbuçuğa doğru ileriden belirir.hacı Hüseyin sevinçle karışık hah tam zamanında.

-Gel gel hacı ağa otur.Bizim oğlanı biliyon dün geldi bizde kaldılar.Şu tarla meselesini o buradayken bi konuşak dedim bi karar bağlayalım

-Hüseyin ağa seni severim bizim oğlan ama biliyon ben işleri fatihe bıraktım o da olsaydı.

-Yav sen he desen o olmaz mı diycek?

-Neyse olur bakalım ee memet sen napan işlerin nasıl?

-İyi şükür lütfü amca sizleride iyi gördük

-iyiyiz bizde şükür bu arada çok zamanım yok fiyatı biliyonuz

-Biliyoruz biliyoruz da babamın durumunu biliyosun?emekli adam aldığı maaş anca onları idare ediyor

-Bilirim bilmesine ama ben atadan galma toprakları ihtiyacım olduğundan satmıyom babanla konuşuken ağzımdan çıktı bi tanıdığa faydası olsun nasılsa ekip dikmiyoruz diye yoksa orası bize ata yadiğarı

-Sende yaptın bi iyilik tam yap lütfü amca benim aklımdan geçen….
Bu konuşma saatlerce sürdü.En son öglen ezanı duyulduğunda hala devam etmekteydi.Apar topar bir karara bağlarlar.

-Hadi baba hayırlı olsun salı çarşamba günü gelirsiniz şehre tapuya gideriz paranı hazırla olduğu kadarını verelim kalanı yüzyirmi liralık altı taksit halinde senetlere yazacakmış tarih yazmayacak sıkışınca gecikmelide ödeyebilesin diye lütfü amca ama bilki baba sana iyilik yaptığını söylüyo ama iyilik filan yaptığı yok anasının gözü o taşlık tarla beş kuruş etmez bana göre.

-Tamam memet sağol evladım işinden geri kalma bu dediklerini anandan duydun zahir o da aynısını söyleyip duruyo

-Yok baba nerden duyayım neyse kal salıcakla
Aradan bir iki sene geçmişti.Hacı hüseyin tarlasına kavuşmuş ekip dikmekteydi borcunu mehmetin yardımıyla bitirmiş senetleri düzenli ödemesine rağmen her isteyişinde hacı lütfü vermekte zorluk çıkarıyor oğlu fatihte olduğunu ondan alıp getireceğini bahane ediyordu.Bir çok senedi almıştı almasına ama son iki senedi her istediğinde hacı lütfüde oğluda aynı şeyleri söylüyordu.

-Kaybettik bulunca vereceğiz nasılsa bi yere kaçtığımız yok
Oğlu mehmette bu duruma kızıyordu.

-Nasıl? vermezler baba borcumuzu ödedik

-Boş ver be oğul hacı lütfüyle hukukumuz ayrı üç kuruş için haciz gönderecek değil ya adamın paraya ihtiyacı mı? var.

-Yok baba ama ben lütfü hacı da olsa ben güvenmiyorum gözleri fırıl fırıl dönen bir adama nasıl güvenilir.

-Adam hacı olduktan sonra elini eteğini dünya işlerinden çekti hiç hırs yapmıyor o eskidendi.Şimdi sabah namazına bile oğlu fatihle gidiyor yoksa eskiden kalkarmıydı sabahın köründe

-Sen bilirsin baba benden demesi

Bir süre sonra bahar gelmiş ağaçlar çicek açmıştı,köy kahvesine yeşil jeep araç yanaştı Üzerinde MTA yazısı vardı altında ise “resmi hizmete mahsustur” yazılıydı içinden üç kişi indi,üç kişi sorup soruşturup köy muhtarını buldular.Köy muhtarı ve yanında hacı lütfünün oğlu fatih çay içip konuştular.Sonra araca binip yakındaki tarla ve üzüm bağlarının olduğu tepeye doğru gittiler.Köy kahvesinde akşam üzeri üç kişi görenler ellerinde kırmızı bir değnekle bir işaretler koyup bazı taş ve kayaları parçalayıp jeepe yüklediklerini anlattılar.Olaylardan üç dört gün sonra Mta nın jeepe köyden ayrıldı.Muhtardan öğrenildiği kadarıyla devlet maden arıyormuş eğer olumlu sonuç verirse köy gelişecekmiş büyüyecekmiş uzun süre bir daha uğrayan olmadı köyümüze.Aylar olmuştu olayın üzerinden bir gün nedendir bilinmez hacı lütfünün oğlu fatih muhtarı aracı kılarak dağ tarafındaki bazı taşlık tarlaları almaya başladı.Bir çoğu zaten zorluk çıkarmadan üç beş kuruşa satmışlardı.Çünkü bir çoğu taşlık olduğu için pek bir şey ekmiyor zaten boş tutuyorlardı.Eken bir kaçınında traktörü yoktu sabanlada taşlık bir yeri ekmek zaten yeterince zordu her ne kadar temizlensede her defasında yeni yeni taşlar çıkıyor bunlarda tarlanın yerini belli etmek için tarlanın sınırına diziliyordu ama taş çıkmaya devam ediyordu.traktörü olan bir kaçı ise ilk fırsatta tarlayı elden çıkarmak için alıcı bekliyordu.Ama tarımdan azıcık anlayan kimse almazdı.Bu sebeple zaten tarla sahipleri iyice bezmişler.Çıkan fırsatı değerlendirip satarak daha iyi yerlerden tarla almaya çalışıyorlardı.hacı lütfünün oğlu fatihin yaptığı teklifte zaten çok cazipti.Neden aldığını soranlara ise verdiği cevap
-Buraların hepsi dedelerimin emanetiydi babam bir çoğunu elinden çıkarmış olabilir.Ben alabildiğimi geri alacağım
bir çok kişi ses çıkarmazken kimse sorma gereği görmedi tamam dedelerinin toprağını alıyorsunda neden dağdakiler belki merak eden yoktur da ondan sorulmadı.Bir gün hacı lütfü kahvede oturan hüseyin ağaya yaklaştı.

-Şu tarla varya sana verdiğim tarla bizim fatih diyor ki onu hüseyin amcam satarsa bitişiğindeki tarlaları aldım onuda alıyım sınırları kaldırıp ekelim bi tek onun tarlası kaldı diyo senin tarla varken traktörü biçer döveri etrafından dolandırmak zor olurmuş haklıda bi yerde bende doğru buldum.

-Lütfü ağa satacak olsam sana satarım tabi geçen muhtarlada haber yollamış senin oğlan gelsinde konuşalım bi diye ama zaten söyledim şimdilik iyi kötü işimi görüyo bana yetiyo
-Sen bilinde bizim işimize yaramıyodu o zamanlar yukarı tarlaları ekmiyorduk oğlan tuturdu o taraftaki tarlaların hepsinin alıp ekelim diye sen gene bi düşün

-Düşünürüm düşünmesine de cevabım değişmez lütfü ağa hem zaten benim ufak tefek kışlık için diktiğim bostan domates filan var ben iki senedir kenarları ağaçlandırdım su getirdim kenara kadar bent çektim taş bırakmadım temizledim çıkan kayalardan kenarlara taş duvar ördüm emek verdim anlayacağın

-Geçen gün ordan geçiyodum tanıyamadım haklısın baya adam etmişin ama zaten onları ödeyeceğiz ağaçların ektiklerinin çektiğin emeklerini karşılarız diyeceğimiz rakamı duysan zaten uzatmassın iyi para vereğiz.

-Lütfü ağa seni severim ama çok üsteleme bazı şeyler para ile ölçülmez benim ayağımda paralanan ayakkabının yırtılan gömleğin haddi hesabı yok hadi onları parayla aldınız ben oraya çardak yaptım canımız sıkılınca hatunla gider bi çay demleriz yeşilliğe karşı oturur içeriz çayımızı akşam oluncada tarlamızdan iki biber iki domates toplar eve döneriz o keyfi hiç bir paraya değişmem hadi kal salıcakla satarsam haber ederim.

Akşam hüseyin efendiyi almıştı bir düşünce bağdaş kurup yatağının üzerine oturmuş ağızlığına filitresiz sigarasını takmış tellendiriyor.Fatma hanım ise yatmaya hazırlanıyordu.

-Herif yatasın yok galiba

-Yok yatacamda şu meret bitsin hele

-O meretin biteceği yok arka arkaya üçüncü

-Yav beni mi gözlüyon karı?

-Yok diyele derdini sölemeyen derman bulamazmış

-Yok bişey yok

-He yok bende inandım demezsen deme ben yatıyom

Sigarasını söndürüp hüseyin efendi bir yandanda anlatmaya başladı.

-Lütfü bizim tarlayı satın almak istiyo

-Sakın he dedim deme

-Yok he me demedim

-İyi bari biliyon öderken zorlandık oğlan yardım etti aldık eşek gibi çalıştık üç kuruşa satsan üzülürdüm

-Pek üç kuruş değilmiş lütfünün demesine göre

-Ne kadarmış?

-Sormadım ne veriyon diye satmaya gönlüm olmayınca

-Bir bit yeniği var bu işte sattığı yeri niye geri istesin?

-Bilmem kafam basmadı bende onu düşünüp duruyom

dedi ve yattı hüseyin efendi ertesi sabah biraz oyalandıktan sonra öglen namazı için köy camisine doğru yola çıktı camiden sonra kahveye uğradı daha yeni oturmuştu ki hacı lütfü geldi öyle tuhaf gülümsüyordu ki agzındaki altın dişi parlıyordu yanında oğlu fatihte vardı.

-Yav bizim oğlan bizde senden konuşuyorduk fatihle dünkü konuştuklarımızı anlattımda oda bişiler söledi.İyi oldu seni burada gördüğümüz

-Fatih yiğenim baban sölemiştir cevabımı

-He söyledi hüseyin emmi diyeceklerimi dinle ondan sona gene sen bilin “ihsan bak buraya bak çay gönder”

-Anlat yiğenim ama cevabım katidir.Baban anlatmıştır ben ne zorluklarla aldım adam ettim

-Biliyom biliyom emmi diycem şu madem tarlanı seviyon ben senin ordaki etrafındaki bütün tarlaları aldım bi senin sıradaki dışında üç tane kaldı babam söylemiştir traktör girmiyo tarlalara dolandırmak lazım oluyo gel sen şuna he de ben ekerken dikerken sana dua ederim bana kolaylık olur.Bende sana onun yerine ırmak kıyısındaki bizim kendi yerimizi vereyim hem daha büyük hem taşsız hemde bakımlı kenarlarında elma ve kayısı ağacı var.

-He valla hacı hem peygamberimiz ne demiş kolaylaştırın zorlaştırmayın hem seninde işinede gelir bi sulh edelim.

hacı hüseyin çayından bir yudum aldı boğazına düğümlenir gibi içti.

-Valla Lütfü ağa fatihin teklifi aklıma yatar gibi ama…

-Aması ne hüseyin efendi bizi kıracakmısın taşlı kötü tarla yerine biz kendi özümüzü veriyoruz(*öz piknikte yapılabilen suya yakın yeşillik kıymetli tarla)

-Öyle deme lütfü ağa o tarlada bizim mehmediminde hakkı var parasının çoğunu o verdi.Hem benim karıya da danışmam lazım en çok kahrını o çekti tarladan taşları ayıtlarken

-Yav yediğin naneye bak hüseyin ağa sen ne zaman karının aklıyla iş yapar oldun karıya bişi sorulur mu? ben karıya Sümsüğü koyunca yatırırım ben saçları uzun akılları kısa hem mehmet saygılı çocuktur.Sen ben öyle uygun gördüm desen ses etmez zannımca.

-Mehmedim sesini çıkarmaz ama usulen sormak lazım öyle de…

Hacı lütfü susmak niyetinde değildir lafını keser.

-Şehir hayatı sana yaramamış yumuşatmış yüreğini atamız hiç sormaz karıya kıza he dediydimi biter onun lafınının üstüne laf söyleyen evladı Allah taş eder.

-Dur baba dur soluklan hüseyin emmiye fırsat ver bişi diyodu lafı tıkadın ağzına he emmi sen de hele diyeceğini.

-He oğlum dediğim gibi bana kalırsa bi dakka durmaz evet derim amma dedğim gibi memedime de bi danışayım onun hakkı çok

-Tamam emmi sen sor bi doğru genede ama bundan iyi bir teklif bulaman

-Neyse ağalar ben ufaktan kaçayım size doyum olmaz dedi hüseyin amca evin yolunu tuttu.Nihayet hafta sonu gelmiş hüseyin efendinin oğlu mehmet çocuklarıyla birlikte ziyarete gelmişti.Mehmet ve hüseyin efendi evin önündeki bahçede oturuyorlar çaylarını yudumluyorlar.Kadınlar evin önüne kurdukları tandırın üzerine koydukları sac üzerinde yufka ve gözleme yapıp öğlene hazırlanıyor.İki torunu ise ip atlıyorlardı.Hüseyin efendi ağızlığından dumanı içine öyle derin çekip üfledi ki ! fark etmemek mümkün değildi.

-Eee baba de hele ne var ne yok sıkıntılı gördüm seni

-Yok be oğul öyle bildiğin gibi bir sıkıntım yok şükür ama sana deyceklerim var.

-De hele de bende biliyim

-Şimdi bizim tarlayı biliyon orayı satın almaya müşteri çıktı.

-Tarlayı ne zaman satılığa çıkardın baba benim niye haberim yok parayamı sıkıştım eğer öyleyse satma ben verem sana

-Yok yok mesele öyle değil satın almak isteyen hacı lütfünün oğlu fatih

-Dur hele biz zaten tarlayı iki sene önce onlardan almadık mı? şimdi ne demeye geri almak istiyo

-Geçen kavede konuşurken dedemin toprakları babamın sattığı yerleri alacam demiş Bizim tarlanın yanındaki arkasındaki hatta kel sülonun senelerdir satamadığı taşlık kayalık tarlayıda almış.Şimdi ben orayı ekecem senin tarla hepsinin ortasında kalıyo traktörü geçiremem sat dedi.Bende oraya harcadığım emeği ben bilirim satmam dedim zaten parayada ihtiyacımız yok şükür aç değiliz açıkta değiliz.

-Doğru demişin

-Evvelki gün camiden sona kaveye oturduydum hacı lütfüde oğluyla camiden çıkıp oturdular.Fatih emmi valla zor durumdayız traktörü ta ordan dolandırmak zor filan dedi.

-Eee sana ne baba nerden dolandırırsa dolandırdırsın orası bizim tarlamız satmıyozda

-Dinle oğul sona madem tarlanı seviyon senle takasa girelim senin tarlana karşı bizim ırmak kıyısındaki özü sana verelim hem daha büyük hem daha yeşillik dağla taşla su getirmeyle uğraşma dediler aklıma yatar gibi oldu.

-Dur bir dakka baba şimdi madem fatih ata toprağı dedesinin toprağı diye tarlaları alacak sona kalkacak sana bizim tarladan iki üç kat değerli ve büyük özü verecek öyle mi ? benim aklıma hiç yatmadı var bunda bi hinlik ama anlamadım

fatma ananın sesi duyuldu

-Ben dediydim babana karamanın koyunu sona çıkar oyunu

-Taaa ordan bizimi dinliyon len ! karı işinize bakın karışmayın bu işlere

-İyi bişey demedik hacı lütfüye toz kondurmuyon ben hoşlaşmıyom o heriften gözler fırıl fırıl get anam get

-Kes uzun etme işte memedim durum bu ne diyon

-Valla baba dediğim gibi akla mantığa uymayan bişeyler var olmasına var ama neden?

-Bilmem oğul ama o tarlayı değiş tokuş edersek yatırdığımız para nerden baksan 3 kat değerlenecek hem tarla büyüycek hemde kıymetli bi toprak ne ekersen çıkar.

-Doğru olmasına doğruda genede aklıma yatmadı.Bence sen biraz daha bekle bakalım ağızlarından baklayı alabilecekmisin? bide diyom muhtarla konuşsan o bişeyler biliyodur.

-He aslında ben neden akıl edemedim muhtarla bi konuşaydım

Günlerden salıydı köyün kenarına pazar kurulmuştu haftada bir kurulurdu.Sebzeye meyveye pek yüz verilmezdi çoğu zaten tarlada yetişiyordu sade yetişmeyen narenciye,bakliyat,plastik leğen birde çaydan yakalanan balıkçı doğru dürüst iş yapardı.Hüseyin efendide pazarda dolaşıyordu birden muhtarı fark etti uzaktan seslendi.

-Laa üzeyir bak hele buraya bi

muhtar sağına soluna bakındı kimseyi göremedi.Hüseyin efendi tekrar seslendi

-Lan muhtar burdayım

Muhtar hüseyin efendiye doğru yanaştı.

-Ooo hacı ağa görmedim söyle geziniyom balık alsam mı akşama diye düşünüyodum buyur beni niye aradıydın.

-Yok meraklanma o kadar acil bişi değil sade konuşmak istediğim şeyler var.Geçen fatih geldi bana bişiler çıtlattı.

-Ha sanadamı söledi senin orda da mı varmış?

-Ne var

-Şey canım bu işler ulu orta konuşulmaz ne dedi sana

-tarlayı bana versen filan dedi bende vermem dediydim

-Ha o mu? valla o işlere garışmam kendiniz bilirsiniz sat derim iki gün sona niye zarar ettirdin dersin satma derim niye böyle oldu dersiniz ben anlamam tarlaydı tapandı benim zati işlerim var sona sakin kafayla konuşalım

-İyi işte sen ne diyon ne biliyon onu soruyom tövbe tövbe “kör bulduk yor sorduk bizimkide”

-Aklıma bi iş geldi sona konuşuruz hacı ağa

-Ulan üzeyir seni adam yerine sayanda kabahat, diye homurdandı hüseyin efendi.Oğlunun dedikleri aklına yatmıştı bir süre daha bekleyip görecekti bir kaç gün lütfüyle oğlu fatihe burun buruna gelmemek için camiye bile gitmedi namazını evde kılıyordu.Günlerden perşembe olmuştu Karısı fatma ana kovduğunda dahi

-Sana ne zararım var kadın oturuyorum işte derken fatma ana

-Sen evdeyken götüm yer görmüyor topladığım yerleri dağıtıyon sen evdeyken bir iş göremiyorum

-Ya kadın bi git burda oturuyom naptım ki

-Daha napacan tepedeki pisliği niye döktün?

-Pislik dediğin okuyacak bi kaç kitap çıkardım raftan onlarda epeydir ellemediğimden tozlanmış

-Tozmu her yere kum dökmüşün be herif bıktım vallaha yeni temizledimdi her yeri şeytan gaç git diyo buradan

-Nereye gitcen ananın evinemi orası yıkılıp virane olalı on sene oldu

-Yok be lafın gelişi seni kovarım nereye gidecem bu yaştan sona

Bahçe hapısı hızlı hızlı çalındı.Fatma ana

– KİM O ?

-Ben fatma teyze hasan

-Hasan ??

-Muhtarın torunu hasan

-Hee buyur

-Kaveden hacı lütfü amcayla dedem oturuyor.Hacı hüseyin amcana bi bak gel hele iki gündür camiye gelmiyo hasta mıdır? bi koşu öğren gel dediler.

-Yoo.. diyecek oldu hüseyin efendi fırladı yerinden kesti fatma ananın sözünü

-He evladım sen git de ki hacı amcam üşütmüş uzanıyomuş durumu iyiymiş de yeter.hasan tozu dumana katarak koşa koşa gitti.Fatma ana hüseyin amcaya çıkıştı.

-Ayıp hacı ağa hiç yakışır mı? Yalan söylemek lakabından utan hacı diyolar sana

-Uzun etme kadın git ortaya yer yatağı ser gelen giden olursa uzanıyo dersin gerisine karışma senin kafan almaz

O sıra hasan köy kahvesine varmıştı.Koşturduğundan soluk soluğa kalmıştı.Hacı lütfü ve muhtar oturmaktaydı.Kahveciye seslendi

-Laan ihsan ordan delikanlıya bi dene gazoz ver hele içsin bana yaz

-Tamam lütfü ağa veriyom hemen

-Anlat bakalım hacı hüseyin amcan neyi varmış

-Fatma ana açtı kapıyı hüseyin amca üşütmüşüm uzanıyodum dedi.

-Yatıyomuydu bari?

-Görmedim beni görünce kalkıp geldi

-He anladım iyi hadi git al gazozunu dedi ve muhtara döndü.

-Lan ! muhtar ağzından bişey kaçırmadın inşallah

-Yok tövbe ağam o gün fatih ağa kimseye bişey deme dedi kapadım kimseye bişey anlatmadım

-İyi hadi kalk gidekte şu hüseyin efendiye bi bakak essah mı? yalan mı? anlarız

Bahçe kapısı çalındı.fatma ana yarı koşar açtı kapıyı hüseyin ağa yer yatağında oturmuş boynunu kaldırarak pencereden gelen kim diye anlamaya çalışıyor.Elinde sabah fatma anayla kavgaya sebep olan eski bir kitap

-Odanın kapısı açıldı önden hacı lütfü arkadan muhtar girdi

-Selamun Aleyküm Geçmiş olsun hacı ağa !

-Selamun Aleyküm Geçmiş olsun hacı ağa !

-Ve aleyküm selam geçin geçin dedi ve toparlandı yatakta hüseyin efendi

-Bizde hasta olduğunu duyduk bi yoklamaya geldik iyimisin bişeye ihtiyacın varmı diye?

-Sağolasın Allah razı olsun ikinizdende şükür iyiyim bir şeye ihtiyaç yok bizim ki yaşlılık kırgınlık var üzerimde üşüttük zahir bende dinleneyim dedim yatıyorum iki gündür pek dışarı çıkmıyorum cumaya gelecem kaçırmamak lazım her ne kadar halsizde olsam

-Doğru doğru bekleriz cumaya bir şeye ihtiyacın varsa çekinme söyle ulaştıralım

-Sağolum valla gelmeniz yeter

-Eee sen napıyon evde canın sıkılımıyon mu?

-Yav dedim ya lüftü ağa yaşlılık Allah kimseye vermesin diyecem ama hepimizin başında sıkıldığımdan kitapları deşeledim bu kitabı hep erteledim okumayı bu vesileyle okumaya başladım

-Bakıyım oo güzel bir kitap mızraklı ilmihal banada hediye geldi bende attım bi kenara duruyodur.Kaybolmadıysa buyuk-mizrakli-ilmihalbende okuyamadım

-O ne ki mızraklı savaş mı anlatıyo osmanlı falan?

-Yav üzeyir ben seni bildim bileli cahilsin cahil kalacan adam hiç mi okumaz hiç mi? mürekkep yalamadın

-Yav kızma lütfü ağa yalamam mı yaladım ama acımsı bi tadı var bi daha denemedim

hacı lütfü ve hüseyin ağa gülmekten yerlere yataken muhtar üzeyir anlamsız anlamsız etrafa bakıp olanı biteni anlamaya çalışmaktadır.Hacı hüseyin durumu kavrar açıklama gereği duyar.

-Sen bizi güldürdün Allahta senin yüzünü güldürsün gözümden yaş geldi uzun zamandır böyle gülmemiştim üzeyir lütfü ağan diyo ki kendini geliştirmemişin hiç okumamışın diyo

-Ha anladım şimdi ya ilk okul üçten terk o zaman okul yoktu.Ben adımı zor yazıyorum kitap nasıl okuyum ağam?

o sıra fatma ana elinde tepsiyle girdi üç fincan kahve yapmış üç bardakta su koymayı ihmal etmemişti.

-Getir hatun getir eline sağlık buyur lüftü ağa ilk oraya ver kahveyi

-Olmadı şimdi bizde kalkıyorduk

-Olur mu bişeyler içmeden gidilir mi?

kahveler içildi bir kaç sohbetten sonra hacı lütfü kalktı

-Muhtar ziyaretin kısası makbuldur kalkalım

-He ağam doğru diyorsun geçmiş olsun hüseyin ağa

-Sağolun ayağınıza sağlık Allah razı olsun

-Sen kalkma hastasın biz gideriz hadi kal sağlıcakla

Bahçe kapısını geçmişlerdi ki muhtar

-Lütfü ağa bu adam rol yapıyo olmasın

-Görmedin mi muhtar ? adam yorgan döşek yatıyo sanmam hem neden yapsın? er geç gelecek kaveye

-Orasıda öyle ya

O sırada evde fatma ana hüseyin efendiye:

-Şu olayın aslını bi anlat bakalım bu yatak yorgan iki gündür evdesin ne dolaplar çeviriyon gene

-Yav kadın bu hacı lütfü beni sıkıştırıyor hadi hadi tarla işini halledelim diye mehmet biraz bekle bir görelim dedi bende iki gündür karşılaşmamak için gitmiyorum camiye kaveye aslı bu

-Satmıyom de ümüğüne mi çökecek?

-Kadın sen karışma belki daha iyi bir şeyler olacak duralım bakalım

-Karışma karışma iyi karışmıyorum ne halin varsa gör

-Yav kadın kafam bozuk bide senle uğraşmayım der hüseyin efendi yakar bir sigara.On gün kadar ne kahveye ne camiye uğramaz hüseyin efendi,Bir gün gene cami çıkışı kahveye oturur o sıra fatih yaklaşıp oturur.

-Yap ordan iki kave hüseyin amcamla içecez nasılsın hüseyin emmi

-İyiyim fatih evladım sen napıyon?

-İyi valla emmi şu tarla olayını halletsen daha sevinecek diğer tarlalarıda aldım bi senin tarla kaldı.He dede bitsin benim kafam rahatalsın

-Dedim ya evlat gelsin memet konuşalım olacak bakalım ama dedim ya benim mahsulüm var çardağım var o arada ufak ufak onları topluyorum hemde düşünüyorum

-Yav emmi dedim ya sen dert etme mahsülü çardağı ben sana parasınıda vereyim yaptır bizim tarlaya zaten dedim ya sana vercez o tarlayı diye gider orda eker dikersin

-Anladım evlat biliyorum ama düşünüyo genede insan

-Tamam tamam ben gidiyom bak emmi sana son teklifim sana ikibin gayme vereyim ürünüde çardağıda bırak git istersen tarlanın ortasına köşk diktir.Devrini bize ver öz senin olsun ben gidiyorum düşün taşın bu son diyeceğim

Sigarayı son bir kez içine çekip filitreli sigarasını tablaya bastı ayağa kalkmıştı ki.Kahveci ihsan

-Kahve getirdim

-Sen iç geç getirmeseydin birini hüseyin emmiye ver.Bana yaz sona hesaplaşırız dedi ve kahveden çıktı.Hüseyin efendi şok olmuş vaziyette acep mehmet haklımı bir bit yeniği mi var bu işte diye düşündü sonra yav taşlık tarla edeceği taş çatlasa bin beşyüz eder.İkibin verdi onun üstünede tarlayı verdi nasıl olur dilimi sürçtü ikiyüz diyeceğine iki bin mi demişti?Kahveci ihsan ayakta hüseyin efendinin tepesinde dikiliyordu kahve fincanını almış içiyordu.Bağırarak keyifle

-Hadi hacı ağa zengin oldun gene hem tarla hemde ikibin gayme veriyomuş

demek yanlış duymamıştı.Hemen ayaklandı eve doğru hızlı adımlarla yollandı eve girer girmez fatma anaya

-Kadın tarlayı satıyoruz

-Ne çıldırdın mı? herif daha geçen tarlayı satmamak için yatak döşek yatıyodun hani emeklerim çardağım diyodun

-O dediğin bugün fatihle konuşmadan önceydi hemen yarın memeti arıyalım gelsin şu satış alış işlerine tapu işlerine kafam basmaz o da yanımda olsun

-Kafan neyi bastıda onu bassın meselenin aslın ney onu de hele

-Kadın bak şimdi fatih varya hacı lütfünün oğlu tarlanın parasından fazla para üstede tarla veriyo

-Hangi dağda kurt ölmüş soru vereydin hayırlısı olsun bakalım

Ertesi sabah hüseyin efendi bakkal rüsteme gidip bir telefon edeceğini söyledi o dönemde her evde bir telefon hayaldi olan yerlerdede altında kontör kumbarası vardı.

-Telefon orada hacı emmi arayı ver parayı o deliğe koyuyon ötünce basacan düğmesine

-Gel burayada numarayı çevir sanki benim gözler görüyormu? Babanlar napıyo? bu arada

-Napsın dizlerinin ağrısından bi yere gidemiyor namazıda evde oturarak kılıyor.Söle hacı dayı numarayı

-Al şu bak bunu çevircen

-Hah çalıyo al emmi

-Aloo alo memet oğlum napıyon? yok yok telaş etme kimseye bişey olduğu yok beni dinle işin yoksa yarın bi gelde konuşacaklarımda var he öyle çocukları öp benim için hadi kal salıcakla

Hüseyin efendi koltuğunun altına bir tane ekmek alarak evin yolu tuttu.Ertesi gün mehmet sabah kahvaltısını yaparken gelmiş ama çocukları getirmemişti.Fatma ana sordu.

-Hani çocuklar hanımın nerdeler?

-Anne okulları var.Nasıl gelsinler?

-He doğru bendekide kafa işte ben sana çay doldurayım

-He baba anlat bakalım

Hüseyin amca olanı biteni anlattı bu arada çaylarını yudumladılar mehmet biraz düşündü bıyıklarıyla oynadı.

-Ne düşünüyon oğul iyi değil mi? zaten tarlanın ettiği edeceği o ettiğimiz masraf zaten alırken bin lirayı biraz geçmişti nerdeyse iki katı hem daha güzel bi tarlada verecekler.

-İyi baba çok iyi ama beni korkutanda o ya zaten niye onca zahmet masraf sade tarla sürmek etrafından dolanmamak mı?

-Boşver oğlum bize ne alırız paramızı alırız tarlamızı ne yaparlarsa yapsınlar

-Orası öyle de nasıl biliyorsan hadi gidip bi konuşalım bide ben konuşayım fatihle

-Gidelim

Baba oğul köy kahvesine doğru yola çıktılar.Bakındılar ne hacı lütfü ne fatih nede muhtar üçüde yoktu ortalarda kahveci ihsana sordular.

-Valla memet onlar sabah bi telaş geldiler sonra apar topar gittiler.Postacı bi mektup verdi bişeyler imzalattı

-Üçü beraber mi ?

-he üçü berabercene fatihin tomofobile bindiler gittiler.

-Demedim mi baba bir iş var diye anlarız bakalım ben işe gidiyorum bunlar anladığım kadarıyla geç dönerler dükkanı açmadım ben yarın gene gelirim konuşup anlaşmadan he deme sakın

-demem sen bilin oğlum git bari işinden geri kalma

Mehmet şehre gitmek için köy meydanında bekleyen kırmızı ford dolmuşa bindi.Bir süre sonra hareket etti kahvenin önünden geçerken babasına el salladı mehmet usta.Epey bir süre oturan hüseyin efendi gelmeyecekleri kanaatine varmıştı ki ezan okundu ikindi vakti olmuştu.Camidede lütfüyle oğlu fatih oralarda da yoktu.Cami çıkışı kahveye tekrar giden hüseyin efendi bir kaç bardak çaydan sonrada akşam hava kararmaktaydı bozuklukları çıkarıp çay parasını masaya atıp oturan ahbaplara hadin ağalar geceniz iyi olsun dedi ve evin yolunu tuttu ertesi sabah ögleye doğru köy kahvesine giden hüseyin ağa oturken konuşmlara kulak misafiri olur.Bir kaçı tarla satışını vermelerine rağmen henüz tarlaların parasını alamadığını ne zaman alacaklarınıda bilemediklerini söyler.İçlerinden biri kaçı

-La sülo senin sattığın tarlada sakın altın gömü falan olmasın bunları sattınız ya

-Yok la olsa MTA dan gelmediler mi? altı ay önce olsaydı onların cihazları gösterirdi alıp giderlerdi zaten

-La cahil cahil gonuşma onlar gömüyü nerden bilsin onlar taş kayanın içinde maden varmı? ona baktılar o kadar zaman bi haberde çıkmadığına göre madende yok gömüde yok

-Olsaydı şimdiye kadar tekrara gelirlerdi

Hüseyin efendi maden olmalı dedi ama doğru şimdiye kadar devlet on kez gelir giderdi.Öylede olsa tarlayı kaça satacaz ki diye geçirdi.

O sıra hacı lütfü uzaktan belirdi geldi oturdu masaya

-İhsan bir çay dedi çayı yarılamıştı ki fatihte geldi.Hüseyin efendi söze başladı

-Dün memet geldiydi sizi bekledi bekledi sizi sorduk yokmusunuz geri gitti.Bugün gelcekti ya işi çıktı galiba

-He ya sorma tapuda tarlaların devrini alıyoduk sorun çıktı.

-He öle oldu hüseyin emmi eğer kararını verdiysen gene gideriz tapuya

-Tamam öylede dedim ya fatih oğlum memette konuşacaktı

-Konuşcak ne var emmi ? Anladığım kadarıyla onunda kafasına yattı ki konuşalım dedi.Satışı yapalım gene konuşuruz hem ben yeni tarlanızıda veririm aynı gün

-Olmaz fatih oğlum olmaz memet konuşsun sona

-Of hacı yav memet memet tamam gelsin bakalım konuşak ama sen yarın tapuyu bir getir tapuda işlemi var.Zaten sen satış vermedikten sonra tapuyla bi işlem yapamayız biz o zaman kadar metre karesine falan baktırırız kağıtları muameleye hazırlayıp zaman kazanırız sade işler imzaya kalır.

Hüseyin efendi hacı lütfü ve oğlu uzun uzun konuşurlar.Akşam üzeri hava hafif kararmıştır.hüseyin efendi kalkıp bakkala gelir mehmetin numarasını bakkal rüsteme çevirtir.Mehmet işlerinde aksilik olduğunu ancak hafta sonu gelebileceğini söyler.Tamam evlat der ve evine dönmek üzere yola koyulur.

Nihayet hafta sonu gelmiştir.Cuma akşamı sofra kurulur yemekten sonra mehmetle hüseyin efendi tarla meselesini konuşmak için kahveye giderler.Ama hacı lütfü ve oğlu yoktur bir çocuk yollayıp kahveye gelmeleri için çağırılırlar.Fatih yıldırım gibi gelir.epey bir hoş beşten sonra hacı lütfüde yavaş yavaş kahveye gelmekte olduğu görünür.

-Valla memet gözümüz yollarda kaldı.Bir haftadır senin yolunu bekleriz baban memette memet dedi durdu.

-Sağolsun beni çok sever

-Bizde severiz memet neyse durumu biliyon tarla diye tuturdu bu fatih ıslah edecekmiş dağın başını ben dur mur dedim dinlemedi şimdi madem o kadar tarla satın aldın bende tam yap orayıda al ekerken kolaylık olsun dedim bütün olay bundan ibaret

-Oraya kadar tamam şimdik siz ne diyonuz birde ben duyayım

-Bak memet sizin tarlaya karşılık baban satmam dedi bizim yeşil özü verelim dedik,benim bostanım ,çardağım dedi bende tazmin edeyim dedim bin gaymede ona vereyim dedim

-Bin mi fatih evladım o gün ikibin dediydin

-Yok amca ben öyle hatırlamıyorum bin diye hatırladım yaşlılık sen yanlış anlamışsın

-Dur şimdi fatih bin mi iki bin mi? olayın rengi değişti

-yav bizim oğlan para hesabını pek unutmaz ama neyse beşyüzde ben koyam bin beşyüze bağlayalım

-Bir dakka lütfü amca ben ikibin konuştunuz diye kalkıp geldim burda pazarlıkta etmiyoz ne dediyseniz odur.

-Yav üçe beşe bakılmaz öyle demedim diyosa fatih öyledir hüseyin ağa madem iki bin diyonuz öyle olsun gari

-Sadaka gibi olmaz olsunla falan lütfü amca

-Yok oğlum o gün fatih valla ikibin dedi hem kahveci ihsanda burdaydı diyince ortam bir anda buz kesildi.Mehmet seslendi

-İhsan bak hele buraya acil !

-Buyur memet ustam

-Geçen fatih ağa babamla konuşurken buradaymışın tarla pazarlığında diyi ver hele ne konuştular?

-Valla hepsini duymadım sade kave getirirkene fatih ağam özüde veriyom ikibinide ne dert ediyon ? diyodu o kadarını duydum

-Tamam ihsan sağolasın bu kadar

-Kalk baba gidiyoruz ihsan çayları ben vercem bana yaz

-Tamam mehmet usta

-Dur nereye? memet oğlum oturup konuşuyoduk.

Fatih atıldı hemen.

-Sahi nereye yav demek ki yanlış hatırlamışım

-Yok böyle işlere gelemem hadi baba kalk gidelim

Kalktılar hüseyin efendi ve mehmet eve doğru giderken hüseyin efendi

-Oğlum niye celalleniyorsun bu kadar?

-Baba sana bunak ve yalancı dedi daha niye celallendin diye sorarsın

-Haklısında yanlışlık olmuştur.Kasti yapmamıştır diye konuşsaydık.

-Konuşalımda tepemize çıksınlar.Yürü baba

Aradan bir kaç gün geçmişti mehmet usta dükkanında çalışıyordu elektirikli bir cihazı tamir etmeye çalışıyordu.Bir hırdavatçı dükkanıydı ama tamirat tadilat su tesisatı işleride yapıyordu.Kapıdan hacı lütfü ve oğlu fatih girdi ellerinde küçük bir paket tatlı vardı.Tatlı paketini mehmet ustanın önüne doğru koydu.

-Selamın aleyküm

-Ve aleyküm selam lütfü emmi hayırdır seni hangi rüzgar attı bu tarafa

-Tatlı yiyelim tatlı konuşalım şehirde işimiz vardı oğlanla onları halledek diye geldik gelmişkende fatihin sana diyecekleri vardı.demi len

-He valla memet usta o gün bi kastım yoktu kusurumuza bakmayın büyüklük sende kalsın

-Yok tabi sen o kadar yol gelip özür diledikdikten sonra aklıma bile getirmedim kasti yaptığını ama işlerin yoğunluğundan tam bunalmışken öyle şeyler duyunca tepem attı

Çırağına seslendi mehmet usta : Oğlum çay söyle bize tatlıyı üstüne yeriz

Biraz hoş beşten sonra lütfü aga tarla meselesini açacak oldu.

-Valla o gün olsaydı bitirirdik ama şu sıra kafam işle meşgul gelince köyde konuşalım karara bağlayalım artık kabak tadı verdi.

-Haklısın bitirelim bi dahaki gelişine,eh o zaman bize müsade ziyaretin makbulü kısa olandır. dedi ve kalktı hacı lütfü

Bir kaç gün sonra köy kahvesinde hararetli konuşmalar başlamıştı bir kaç kişi köy muhtarı üzeyiri sıkıştırmış ağızlarına gelen gidiyor.Sert bağrış çağrış

-ULEN ŞEREFSİZ SEN BİLİYODUN BUNU !!

-HE İŞE ARACI OLDUN SATIN DİYE ŞİMDİDE UTANMADAN SATMASAYDINIZ DİYON !

-YÜZSÜZ PEZEVENG HANGİ YÜZLE GELİYON KAVEYE

muhtar

-Ben bilmiyom diyom inanmıyonuz dedi

Kahveci ihsan yatıştırmaya çalıştı milleti

-YETER UZUN ETTİNİZ ! başım gürültü götürmüyo bağrışmayın sakin sakin konuşcaksanız oturun gidene de kapı orda hadi bakıyım

-Yav ihsan bu adam hacı lütfü oğlu fatihle bir olup dolandırdılar.

-Hiçte bile herkes parasını aldı.Kimse kimseyi dolandırmadı.

-Ulen kandırmakta dolandırmaktır.Tarlalarda maden olduğunu söleseniz üç kuruşa sattığımız tarlalar en az beş kat değerlendiğinde satardık.Hem daha paranın çoğunu alamadık fatih kaçan mı var.Şunu bi alın hele diyip üçte birini verdi.

ihsan şaşırmış halde

-Allah Allah dağ başındaki tarlalar o kadar edermiymiş? tevekeli değil ondan hacı hüseyinin tarlaya sat sat sana şu kadar verecem diyodu?

-Yav ihsan pirinç tanesi kadar aklın var zaten dağ başındaki tarla diyip adamı günaha sokuyosun alacak olan devlet orayı ekmeyecek ki

-Ne madeniymiş?

-Krom

-O ne ki ?

-Valla bende bilmiyom ama işe yaramasa çıkarmazlar

Öğlen namazını camide kılan hacı hüseyin kahveye adım attığında hala muhtara demediklerini bırakmıyordu köy ahalisi

-Selamın aleyküm ! İhsan bana bi çay ver hele o bağrış çağrışta ne eşek kadar adamlarsınız.

-Hah hacı hüseyin gelmiş aman hüseyin ağa tarlayı satam matam deme bizim durumumuza düşme

-Hayırdır ne oldu?işin aslını bi anlatında anlayak

ihsan çayı getirdi hüseyin efendinin önüne koydu.

-Ne olacak? başına devlet kuşu kondu hadi gene iyisin Allahın sevgili kuluymuşun maden çıktı

-Ne madeni?

-Krom diye bişey hacı ağa neye yarar bilmiyoz ama senin tarla beş kat değerlendi diyolar ama çok daha fazlada eder.Bu şerefsiz muhtar haberi varmış ses etmemiş millet ateş pükürüyor.

hüseyin efendi hareketlendi.Yarısını içtiği çayın parasını bozukluğu çıkardı attı masanın üzerine

-Hadi kalın salıcakla

dedi ve bakkal rüstemin yolunu tuttu içerde müşterisi olan rüsteme seslendi

-Selamın aleyküm rüstem işini bitirde mehmedin dükkanı bi daha arıycaz numarayı bi çevir

-Aleyküm selam hacı emmi bekle iki dakka

işini bitiren rüstem hacı ağanın elindeki bozukluğu kumbaranın üzerine yerleştirip kapağı kapattı numarayı çevirip

-Çalıyor hacı emmi buyur dedi ahizeyi uzattı

-Alo mehmet oğlum tarla meselesinde haklıymışın bizim tarlalar çok daha fazlasını ediyomuş devlet maden bulmuş oğlum sinirlenme sakin ol dün sana mı? Ugradılar iyi neyse biz tarlayı satmaktan vazgeçtik o zaman geldiğinde konuşuruz

Bu olaydan sonra köyde vızır vızır ” MTA ” yazılı jeepler dolaşmaya başlamıştı:tabi yanlarında fatih ağa ve muhtarda binip binip tarların olduğu yere gidiyolardı.Orada bazı kayaları araçlara yükleyip bazı cihazlarla bişeyler yapılıyordu.Buda köy kahvesine malzeme olmuş abartılı anlatımlarla bazıları ballandıra ballandıra şöle modern alet böle cihaz diye anlatıyolardı.Hüseyin efendi gene lütfü ağayla muhatab olmamak için kendini eve kapamış evin önündeki küçük bahçesiyle uğraşıyor kitap okuyordu.Hacı lütfü yarı açık olan kapıyı tıklattı ve içeri girdi

-Selamın aleyküm Hayırdır hacım hastamısın gene

-Aleyküm selam yok iyiyim şükür keyfim kaçık bi yere gidesim yok geç otur

-Niye hevesin yok hayırdır.

-Bilmezmiş gibi hacı valla yakıştıramadım olmadı

-Yok valla bide sen anlatda bilelim sona ben sana anlatayım

-Yav hacı ağa sen dedin oğlan ekip dikecek yok ata toprağını geri alıyo falan öğreniyoruz ki tarlalarda maden var kıymetlenecek hiç oldumu yani

-Yok haşa yukarda Allah var.Olayın başlangıcı öyle oldu.Ekim dikim yapacaktık ama duyduk ki maden varmış kavede kalkmış millet kandırlıdık ettik yok öyle bir şey herkes razı geldi parasını verdik aldık tamamen şans eseri maden çıkmış geri mi verelim hangi hakka hukuka sığar

-Yav hacım hak hukuk diyorsun kendini ahalinin yerine koy

-Bir yerde haklılar haklı olmasınada ama elden ne gelir.Şimdi zaten ben onun için geldim sana haksızlık olmasın diye tarla teklifimizi ikibin beşyüze çıkardık

-Yav hacı lütfü ağa geçen günden zaten kırgınım size hem bana bunak hemde yalancı muamelesi yapmadınız mı?

-Of yav hacı ağa sen olgun adamsın anlaman lazımdı toyluğuna ver bizim oğlanın

-Ne diyon ikibinbeşyüz gayme az para değil hem haksızlık yapmış olmayız

-Hacı ben tarlamı satmaktan vazgeçtim.Beni sık boğaz etmeyin gelmeyin üstüme

-Sinirlenme hacı ağa sen genede bir düşün ben şimdi gidiyorum

-Düşünecek bir durum yok memette taraftar değil satmama hadi güle güle

-Siz bilirsiniz iyilikle konuştuk bu işin başka yollarıda var

-Ha unutmadan yarın gelip sizdeki tapumu alacam hazır edin hem beni yarım ağız tehdit eder gibi konuşma

-Gel uğra sakin kafayla yarın konuşuruz

Dedi ve bahçe kapısından geldiği gibi çıktı gitti hacı lütfü.Ertesi sabah apar topar sabah çayını içen hüseyin efendi hacı lütfünün evinde soluğu aldı.Hacı lütfünün hanımı içeri buyur etti hacı lütfü gözlerini ovuştura ovuştura çıktı üzerindeki beyaz mintanı vardı o halinden yeni kalktığı anlaşılıyordu(*mintan gecelik niyetine giyilen yakasız, arkadan düğmeli ve diz kapaklarına kadar uzanan genellikle beyaz kumaştan yapılmış rahat giysi) selam verdi hüseyin efendi

-Buyur gir hacı ağa çay hazırlanıyordu içeriz

-Yok lütfü ağa girmeyecem tapuyu almaya geldim

-Ya dediğin lafa bak üstümde senin tapunu taşıyormuşum gibi mi geldi.Hele de üzerimde bunlar varken.Hiç öyle önemli evrak üstünde taşınırmı?

-Geçende ne olcak çok önemli değil diyodun

-O anlamda değil önemli olmasına önemli ama bizden zarar gelmez senin tapu fatihte evde kasası var.Ondan alıp sana ikindileyin kavede veririm

-Ala o zaman ikindileyin kavede bekleyeceğim kalın salıcakla dedi döndü arkasını köy kahvesine doğru yollandı ama bir yandanda içi içini yiyordu tapu acaba gelecekmiydi.Üstelik oğlu mehmet hacı lütfüye güvenmeme konusunda uyarmıştı babasını ama o bildiğini yapmıştı.Öglen ardından ikindiyi kılıp tekrar gelmişti.Ama ne gelen vardı ne giden hacı lütfü ve oğluda ortalarda yoktu.Bir saat kadar geçmişti arabasıyla fatih geldi cebinden çıkadığı tapu kağıdını fırlatır gibi hacı hüseyinin önüne attı birşey demeden arkasını dönmüştü ki tekrar dönüp işaret parmağını sallayarak

-Beni şikayet eder gibi babamın kapısına dalmışsın sabahın köründe yemedik ya tapunuzu ayıp ayıp bende bunu sizin burnunuzdan fitil fitil getirmezsem benim adımda fatih değil

-Asıl bana bu dediklerin ayıp düne kadar hüseyin emmi diyip dururdun alışveriş olmayınca mı? böyle olduk hem tehdit etmekte neyin nesi ali kıran baş kesen mi oldun başımıza eşkiyamısın sen?

-He adına ne dersen de bundan böyle öyle biline

-Bişi demiyorum elinden geleni ardına koma o vakit

Hüseyin efendi katlanmış tapu kağıdını açtığında yazılı bazı yerlerde üzerine kalemle bişeyler yazılmış rakamlar karalamalar gördü içinden ben verdiğimde böyle değildi diye geçirdi.Akşam namazından çıkışta hacı lütfüyü gördü sanki bu defa hacı lütfü kaçıyordu konuşmadan ki hüseyin efendi seslendi.

-Hacı ağa dur hele

-Buyur hüseyin ağa benim diyeceklerim var.Senin oğlan bugün kavede bana demediğini komadı.Hesap sorup burnumuzdan getirecekmiş hiç oldu mu bu?

-Haklısın genç işte sen kusuruna bakma ama sizde bi satıyoz bi satmıyoz.Çocuk haklı bi yerde sinirlenmiştir sen pek kulak asma dediklerine ben kulağını çekerim

-Yav neresi haklı hacı o bişey değilde bizim tapu çarşaf gibi düzgün verdim bi yerlerine bişeyler yazılmış karalanmış kıvrışmış

-He gördüydüm geçen tapuya götürdüğümüzde ordaki memur hesaplarkene kalem oynatmış ondandır.

-Önemli değil diyon yani

-Ne olcak tapuysa tapun sende demi?

-He orası öyle

-Tamam o zaman dediğim gibi dert etme kulağını çekerim haytanın

Dediler ve ayrıldılar aradan bir ay kadar geçmişti tarla meselesi unutulmuş gibiydi kahvede çaylar içiliyordu.Postacı geldi ve hacı hüseyine sarı bir zarf uzattı resmi yazı olduğu anlaşılıyordu.Hüseyin efendi sordu

-Ne olaki bu?

-Resmi yazı devletten geliyo şurayı imzala aldığına dair

İmzaladı postacı toprak yoldan köyün içlerine giderken hüseyin efendi zarfı açtı.

-Gel bi buraya ihsan gözüm görmüyo ne yazıyo bi oku hele gözlüğüm yanımda değil.

-Geldim ver bakıyım hmm…

-Okusana ihsan ne diyo

heceliyerek okumaya başlar

-Ka-yse-ri ad-li-ye-si 1.ic-ra mü-dür-lü-ğü şu şu ta-rih-te adı-nı-za bu-lu-nan top-lam iki-bin dörtyüz tl yi ö-de-me-di-ğiniz tak-tir-de hak-kı-nız-da ic-ra baş-la-tı-la-cak-tır…..

-Tamam yeter ver o kağıdı bir yanlışlık olmalı Allaha bi can borcum var.Ondan başka kimseye borcum yok

dedi ve kağıdı yırtar gibi ihsanın elinden alıp.Köy meydanındaki minibüslere atladığı gibi soluğu oğlu mehmetin yanında almıştı.Mehmet kağıdı okudu

-Baba eminmisin birine birşey imzalamadığına ?

-Eminim oğlum kimle alışverişim olur ki?

-Dur adliyenin kalemine gidelim orda durum anlaşılır.Hatta sen gelme ben bi koşu öğrenir gelirim hem dükkanıda kapamamış oluruz fiyatları rafların üzerinde yazılı birşey soran olursa dedi ve adliyeye doğru yola çıktı.Bir saatten fazla olmuştu mehmet nihayet geldi.Terlemiş sinirden kızardığı her halinden anlaşılıyordu.

-Ah baba alacaklı kim biliyomusun?

-Kim ?

-Fatih Ayaz lütfü amcanın oğlu sen ne zaman verdin senedi onlara

-Hiç vermedim

-Eee senetler nerden çıktı.Sen tarlanın borcu bitince senetleri geri aldın mı?

-Aldım son iki tane kaldı.Onlarıda kaybettik falan diyolardı bulunca vereceklerdi ama öyle dahi olsa senetler yüz yirmi liralık taksit senetleriydi.

-Neyse baba sen dön köye ben bi danışayım avukata filan?

Köye dönen hüseyin efendi hacı lütfünün kapısına dayandı.Hacı lütfü evdeydi evde olmasına ama hanımı yok diyordu.Çaresiz evin yolunu tuttu evde yapılan atışmalar kaçınılmazdı.Fatma ana

-Ben sana dediydim onlar üç kağıtçı derken hacı hüseyin sadece

-Sus be kadın derdim başımdan aşkın zaten demekle yetindi.Sabahı sabah eden hüseyin ağa sabah namazını camide kıldıklarını bildiği lütfü ağa ve oğlunu bulmak için sabahın ala karanlığında caminin yolunu tuttu.Namazdan sonra tahmin ettiği gibi ikiside ordaydı.Yanlarına yanaştı.Selam vermeden

-Bana bakın diyeceklerim var.Utanmıyonuz mu?bana borcum yokken icra göndermeye

fatih atıldı

-Bana bak yaşlı başlı demem kötü yaparım bana borcun var ödeyecen o kadar.

-Ya sen lütfü ağa senetlerimin son ikisini vermediniz.Üstelik istediğiniz para ikibin dörtyüz gayme nerden bulam ben.

-Ben para işini fatihe bıraktım ben o işlere bakmıyorum eğer öyle dediyse öyledir.Dostluk başka alışveriş başka tarlayı iki senedir ekip dikiyon parasını ödemeye gelince hatır gönül olmaz

-Ne borcu ağalar hepsini ödedim kaldı ki o kadar büyük bir senet imzalamadım ben

-Mahkemeye gelince görürsün senetleri

-Allahtan korkun imansızlar. der demez fatih hüseyin efendiyi itekledi.Hüseyin efendi yere düştü. Orada bulunan köylüler araya girip ayırdılar.Olay büyümeden bitti.Baba oğul oradan uzaklaştılar.

-Hacı lütfü ve oğlu parayı ödemediği gerekçesiyle evlerinin ve tarlanın icra edilmesi için icra hüseyin efendi ve mehmet itiraz için karşı dava ve ek olarak camide yediği dayak için hakaret,tazminat ve sahtekarlık davası açar.Dava senelerce devam etti ve hüseyin efendi ve mehmetin açtığı dava görülürken karşı taraf bizim tarlalarda gözü var o yüzden bu dava açıldı.zaten bize olan borçlarını ödemedikleri gibi tarlamızı girerek zarar veriyor diyerek savunurlar bir kaç yalancı şahit zaten mevcuttur.Dava her iki taraftanda tapuların ve gerçekten sınırları nasıldır? tapu ve kadastrodan araştırılıp bildirilmesi ve şahısların ellerindeki tapuların kopyalarının dosyaya konulması için tekrar ertelenir.Mahkeme günü gelip çattığında hakim dosyaya ve gelen raporlar ışığında hüseyin efendiye döndü

-Tapunun aslı nerededir?

-Yanımda beyim aha

-Bu metrekare yazan yerdeki üç mü? beş mi?

-Bilmem beyim ne yazıyorsa?

-Zaten okuyabilsem sana sormam be adam bu tapunun hali ne? bakkal defterine dönmüş karalanmayan yer kalmamış.Yaz kızım karar hasan oğlu hüseyin karanın şu şu tarihte mahkeme resmi belgede tahrifat yaparak hakkı olmayan araziye girdiği,Ürünlere zarar verdiği şahitler ve deliler ışığında suçlu olduğu anlaşıldığından ve ayrıca resmi belgede sahtecilik suçundan üç yıl mahkemeyi kandırmak ve sahte delil oluşturmaktan 2 yıl olmak üzere ayrı ayrı yargılanmasına şu andan itibaren tutuklanarak dava kesinleşene kadar hapsine ürünlere zarar verdiğinden dolayı zarar miktarının belirlenmesi için bilir kişinin rapor gelinceye kadar davanın şu tarihe ertelenmesine dava konusu olan senetlerin kopyalarının icradan alınarak dava dosyasına konulmasına falan filan yazılır…hüseyin efendi o yaşından sonra hapise girer birde üstüne üstlük haksız çıkmışlardır.Dahası tazminatı hüseyin efendi ödemek üzeredirler.Köyde ise yer yerinden oynamaktadır.

-Duydunmu? hacı hüseyin meğer parasını ödemeden iki senedir tarla benim diyomuş

-He fatih onu içeri attırmış borcunu ödemedi diye

-Yok len borç değil hacı lütfünün tarlayıda sahiplenmeye galkmış

-Yok yav hacı hüseyin yapmaz para pulla işi yok adamın

-Yav parayla iman kimde bilemiyon yapmaz dediklerin yapıyo arkadeş

-Dava daha bitmemiş iki ay atmışlar yapma yav zaten epeydir sürüyodu.

Mehmet usta ise anası yanlız kalmasın diye hanımını ve çocukları baba ocağına getirmişti.Sıkıntılı sıkıntılı bir o tarafa bir bu tarafa volta atıyordu.içinden bunların hesabını soracağım yanınıza kalmayacak bunlar derken arka arkaya sigara yakıyordu.Annesi yatmaya gitmişti.Eşi ise hala masada olan tabakları toplamadan bir kaç lokma alması için ısrar ediyordu.

-Hadi mehmet iki lokma al geldiğinden beri ne konuştun ne birşey yedin

-Aç değilim topla sofrayı sonra yatın çocuklarla beni beklemeyin

Herkes yatalı iki saat kadar olmuştu.Mehmetin aklına dedesinden kalmış babasının dolabında kilitli silah geldi.Bu silah karadeniz işi bir altıpatlar toplu tabancaydı kurtuluş savaşından dedesine arkadaş hatırasıydı yunanı bile dedesi sakaryada bununla perişan etmişti kuvvacının oğlu hüseyin diye lakapları bile vardı şehre gitmeden ama şehre gidilince lakaplar unutulmuştu.Şimdi üçkağıtçının oğlu diye lakap almaları hiç hoş olmazdı.Dolap kitliydi ama babası alışkanlıkla dolabın anahtarını hep halının altına sakları evet anahtarı bulmuş silahı eline almıştı.Biraz karıncalanmış namlusu silinerek temizlenmesi gerekiyordu mermileri harbisi yağı hepsi bir torba içinde bulunurdu.oturdu masanın üzerine silahın topunu namludan ayırıp temizlemeye başladı.Saatlerce uğraştıktan sonra nihayet bitirmişti.Kafasındaki plana göre sabah beş civarı sabah ezanı okunuyordu.Kalkıp camiye gidip namaz kıldıktan sonra kapıda bekleyip hacı lütfü ve oğlu fatihi altı patlarıyla caminin kapısına yığacaktı.Kendi kendine kimsenin yaptığı yanına kalmaz diyordu.Perşembe sabah Saat 03:50 olmuştu ve hala arka arkaya sigara yakmaya devam ediyordu.Sesizlikten uykusu gelir gibi olmutu Babasının İşe ilk başladığında satın aldığı kocaman lambalı radyosu Dolabın üzerinde duruyordu.Televizyon diye bir şey biliniyordu şehirde ama köyde pahalı olduğu için henüz evlere girememişti.Lambalı radyoyu açtı radyonun ışıkları yandı ama ses bir kaç dakika sonra geldi.O zamanlar Trt radyoları yirmi dört saat yayın yapmıyorlardı.Uzun dalga radyolar ile bbc bazı mısır arap rusça olduğu anlaşılan radyolar vardı.Bunların bazılarının türkçe yayın yaptıklarıda oluyordu.uzun dalga ile oynanınca ciiiuvvu vvuuvi diye tuhaf sesler çıkıyordu.bazı sesler duydu netleştirmek içim milim milim kıvırdı mehmet usta radyonun ayarını nihayet yakalamıştı.Dinden bahseden bir radyo ama konusu ise daha ilginç adam öldürmenin ne kadar günah olduğunu anlatıyordu.

-Bir insan öldüren insanlığı öldürmüş demektir.İslam inancına göre savaş harici ki orada ya cihat yada vatanı savunmak sebebiyle oluyor.Keyfi insan öldürenin yeri kesin cehennemdir.Üstelik öldürdüğünüz başka bir dine mensup olsada fark etmez cehennemliksiniz.Bir müslüman bir müslümanı öldürürse ölende öldürende cehennemliktir.Çünkü Buyuruldu ki: Ölen de öldürmek niyetiyle vuruşmaya girişmişse öyledir. .Üstelik bu olaya yardım edenin cezasıda cehennemdir.En büyük günah Allaha şirk koşmaktır.Sonraki en büyük günah ise masum bir cana kıymaktır.Bir masumu bir insanı öldürmeye kaç kişi yardım ettiyse onların hepsinin sayılarına bakılmaksızın cehenneme sürülür.Sizden biri, kardeşine karşı silahını işaret için de olsa yöneltmesin. Çünkü melekler kardeşine karşı silahını yöneltenlere beddua ederler, lanete layık görürler! ezan okunmak üzereydi ama mehmetin içinde öldürme arzusu kalmamıştı.Okulların tatil olması sebebiyle dava gününe kadar annasını yanlız bırakmayan mehmet dava günü mahkemede yerini aldı babasıda jandarma gözetiminde elleri zincirle kilitli vaziyette salona geldi.O zamanlar kelepçede yoktu.Onun yerine ince zincir bileğe sarıldıktan sonra küçük bir kilitle bir birine bağlanıyordu.Hacı lütfü ve oğlu hüseyin efendiyi o halde görünce gülümseyip keyiflendiler.Hakim dava dosyasını açıp şöyle bir baktı.

-Hüseyin bey sen söyle bakalım bu bin ikiyüzliralık iki senedi sen bu adamlara neden verdin?.

-Aslında hakim bey ben onlara öyle bir senet vermedim tarlayı alırken yüz yirmi gaymelik altı senet yapıldı.Yediyüzyirmi senet kalanı peşin olarak kendilerine ödendi.Toplam dokuzyüz seksen ödemem gerekirken ödenmeyen vergileride bana kaldı.alımıydı satımıydı.damgası şuyu buyu bin yüz gaymeyi geçti.

-Eee peki bu bin ikiyüz liralık bu senetler nerden çıktı.Yaklaş bak bakalım bu senin imzan mı?

-Benim imzam hakim bey

-Eee yani ne diyorsun ?

-Ben hala aynı şeyi söylüyorum yüz yirmi gaymelik senet yapıldı son ikisini kaybettik bulunca veriririz bahanesiyle vermediler.

-Senedi kim hazırladı yazı kimin?

Fatih atıldı

-Benim hakim bey tarlayı satarken yaşlı olduğundan gözlerim görmüyo dedi.Ben yazdım

-Yani oraya yüzyirmi dışında bin ikiyüz yazsan okuyamazdı?

-Yok olur mu? hakim bey bunak herif altı senedi yanlış hatırlıyor iki senet yaptık ikiside bin ikiyüzlüktü ?

-Sus seni terbiyesiz kendinden büyüklere saygılı ol ne bunak falan,hem o adam bunaksa bu senetler geçersiz olur.Hastalığı sebebiyle dava düşer.

-Yok yok o kadarda bunak değil

-Tarlayı ne zaman sattınız üç seneden biraz fazla önce? peki merak ediyorum üç sene önceki para ile ikibin dörtyüz liraya pahalı değil mi?

-Yoo.. yok.. hakimim alan razı satan razı niye çok olsun

hüseyin efendi sevinerek :

-Yaşa hakimim azını öpem çok doğru dedin

-Sesizlik söz verilmeden bir daha konuşursan çıkarırım dışarı

Neyse mahkeme gene gün atar tapudan tarlaların araştırılması vs raporların getirilip dava dosyasının içine konulması falan yine mahkeme günü gelir kaçıncı duruşmadır bilinmez.hüseyin efendi gene zincirli halde gelir.davaya geçilir.

-Evet bilir kişi araştırma sonucuna göre öyle bir tarlanın bu gün bile taş çatlasa yediyüz elli sekizyüz edeceği ama “MTA” dan gelen kati rapora göre krom kaynaklarının ana sahasının bu tarladan başlaması sebebiyle fiyatının son üç dört ayda beşbin türk lirasını bulduğu tartışmanın bu sebeple çıktığı ayrıca soruşturma raporundada mevcut ama kilit bir konu var tekrar soruyorum senetleri kim hazırladı yani senet üzerindeki yazı kimin.

-Benim hakim bey!

-Kim?

öne çıkan fatih

-Benim

-Senetteki yazıları gördükten sonra senin senedin kopyalarını değilde asıllarını istedim icra müdürlüğünden ve tarla tapusu ile birlikte Ankaradaki yeni kurulan polis labaratuarına gönderdim.Gelen sonuç senedin üzerindeki yazıyı özellikle rakamlar ve sıfırların yazıldığı kalem farklı. diyince fatih atıldı

-Kalem o ara yazmadıydı değiştirmiştim

-Otur söz vermeden konuşma bakıyım senedin tamamı aynı kalemle yazılacak imzalar aynı kalemle atılacak ama sona eklenen sıfırla yazıyla yazılan kısım farklı kalemle üstelik yazıyla yazılan binikiyüz kelimesi her iki senettede tahrif edilmiş yırtılmış.Şimdi geldik can alıcı kısıma tapu üzerinde bulunan iki rakamı ile senette bulunan iki aynı kalemle yazılmış ve yazım benzerliğine bakarak aynı kişi tarafından yazılmış olduğuda kesin olarak anlaşılıyor ki…Yaz kızım karar mahkememiz tutuklu hali devam eden hasan oğlu hüseyin karanın hakkında bulunan resmi belgede tahrifat suçlamasının düşürülmesine derhal salı verilmesi için gerekli yazışmanın yapılmasına.Belgede asıl tahrifatı yaptığı sabit olduğu anlaşılan lüftü oğlu fatih ayazın derhal tutuklanarak göz altına alınmasına,Halen diğer mahkemede devam eden haciz icra davalarının belgeler sahte olduğundan düşürülmesi için yazışılmasına tutuklu bulunan hasan oğlu hüseyin karanın bu durumuna mağduruyetine sebep olan abdullatif oğlu lütfü ayazın yalancı şahitlik ve mahkemeyi yanıltmaya yönelik sahte delil oluşturma,saldırı ve hakaretten hemen salonda olması sebebiyle göz altına alınmasını önceki duruşmalarda yalancı şahitliği anlaşılan mehmet oğlu ali sakar,salih oğlu rafet görürün yargılanmaları için yakalanmalıp gözaltına alınmaları için jandarmaya bilgi verilmesi dava konusu olan tazminat haklı görüldüğünden bin türk lirası tazminatın lütfü oğlu fatih tarafından ödenmesine temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.Dava bitmiştir çıkabilirsiniz. der demez

-Yaşasın adalet geç oldu ama güç olmadı diye babasına sarıldı.
O sıra jandarma zincirleri kendilerine takmaya çalışırken lütfü ve fatih hala bağırıyordu ama hakim bey ocağına düştük yanlışlık var o işte diyişleri hala kulağımda.Hüseyin efendinin eve dönüşü ile evde bir bayram havası yaşanır.Sadece evdemi?köyün bir anda kahramanı olmuştur.Lütfü ağayı ve fatihi nasıl dize getirdiği dilden dile anlatılır.Hatta kahveye her gelişinde gel bir çayımızı iç bide senden dinleyelim hikayeyi hacı ağa diyerek masalara davet edilir.Mehmet usta bir kaç gün daha kalır baba ocağında ilk bir kac gün üç dört gibi uyanır aklına onu yapacağı kötü işten vazgeçiren radyo kanalı gelir.Radyo ile oynayan olmamıştır ayarladığı gibi durduğundan dinlemek için açar bekler radyo ısınır ses gelmeye başlar ama civuuuuu uvvuuuii radyo orada olmalı ve aynı program olmasa dahi farklı program olmalıydı ama yoktur.Belkide haftada bir yayın yapılmaktadır.Yarın perşembe mutlaka o güzel yayını tekrar dinlemeliyim diye içinden geçirir.Ertesi günde aynı şekilde yayın yoktur.Mehmet usta frekansı not alıp evdeki radyoyuda aynı frekansa ayarlar sırf merakından aylarca takip etti ama frekans boştur.frekans kaymış olabilir diye yine geceler boyu uzun dalgayı milim milim taradı.Maalesef o radyoya ve frekansa bir daha rastlayamadı.Belkide ilahi bir mesaj olmalı diye düşündü mehmet usta kim bilir belkide öyle olmalı.

Hüseyin efendi dört beş sene daha yaşadı Allah mekanını cennet etsin.Eşi Fatma Anada onsuz duramadı peşinden gitti.Mehmet işleri pek iyi gitmedi şehirdeki dükkanı satıp özel bir şirkette maaşlı elektirik ustası olarak çalışmaya başladı.Oradan emekli oldu.en son Kızları biri evlendi birisi hala okuyor.Babasının evine köye yerleşti hala orada.Hacı lütfü ömrü hüseyin efendi kadar bile olmadı bir yıl sonra kalpten gitti.Fatih temyizdi iyi haldi falandı filandı derken aldığı iki yıl hapis cezasını üç ayda yattı çıktı çok diş biledi hüseyin efendiye ama birşey yapamadı.Bir süre sonra Herşeyi satıp savıp kayseriye yerleşti ama duyduk ki kumara bulaşıp elinde avucunda ne varsa yemiş bitirmiş karısıda boşanıp alıp çocukları çekip gitmiş evlere temizliğe giderek çocukları okutuyormuş.Fatih kayserinin ara sokaklarında elinde şarap şişesi dolanıyormuş belki görüp bir ara denk gelirsiniz.Köydeki tarlalar ne oldu diyeceksiniz.Maden çıkarılmaya başladı zaten fatihin gitme sebebi o oldu elindeki herşeyi hırs yapıp tarlalara yatırdı hacı lütfü uyanıklık edip vergiyi düşük göstermiş fatihte buna uymuş devlet istimlak ederken yatırılan vergi değerinden istimlak ettiğinden köylünün elinden aldığı fiyata bile satamadı.Sade hacı hüseyin efendi iyi fiyata sattı.Başka daha güzel bir tarla almıştı ama mehmet dara düşünce elden çıkardı ama dükkanı kurtarmaya yetmedi.

Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O’dur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir