Emanet verilen güzellik
07/01/2019
Dalavereci’nin Sonu
17/01/2019

Şeytanla Anlaşma

Şeytanla Anlaşma

Jerry, ufak tefek bir adamdır, hep şanssızlıktan çekmiş, şikâyet etmiş durmuştur. Aslında tüm hayatı şikâyet etmekten ve oflayıp puflamaktan ibarettir desek yanlış olmaz. Sakarlığı her şeyden şikayet etmesinin sebeplerinden biridir aslına bakarsanız. Eşi jenna ise onun tam tersidir, aslına bakarsanız nasıl olmuşta evlenmişler? anlamıyorum. Jenna esmer güzeli tertipli düzenli, mükemmel bir ev hanımıdır. Jerry ve jenna’nın hiç çocukları yoktur, sebebi o sivri dilli aksi Jerry’nin çocuklardan çok hoşlanmamasıdır. Jerry zaten kendisi dışında kimseyi sevmez bu yüzden ülke çapında böyle insanların evlenmelerini yasaklamalılar.

Şimdi sizi onların hikayesi ile baş başa bırakıyorum. Başında fotr şapkası kalın çerçeveli gözlüğü, gözlüğün üzerinden fışkıran dik kaşları, ince yapılı şık giyimli bay Jerry evini kapısına doğru ilerliyor.  O da ne ayağı kapını önündeki paspasa takılıp kapıya sert bir kafa geçirdi. Kapıyı açan Jenna şaşkın, şaşkın etrafa bakınıp önce kimseyi göremedi. Sonra yerde doğrulmaya çalışan eşini görüp çığlığı bastı. Hemen koluna girip onu kaldırmaya çalışırken.

              -AAh! Jerry aşkım ne yapıyorsun yerde?

              -Lanet olsun! Tanrı aşkına bu paspası buraya kim koydu.

              -Jerry, kalk hadi yerden, bu paspası taşındığımız gün ben koymuştum ama zaten yıllardır orada duruyor.

               -Kadın sen beni öldürmeye mi çalışıyorsun? O paspası şimdiye kadar hiç görmedim.

               -Kalk hadi kalk zaten sen yıllardır bir çok şeyi görmüyorsun.  

Yerden kalkan Jerry doğruldu yerde duran şapkasını hışımla sert bir çekişle yerden alıp başına koydu. Köşeye savrulmuş yarı açık Bond çantayı almak için tekrar eğildiğinde başını sertçe kapının köşeli ağaç çerçevesine çarptı. Acı içinde kulpundan tuttuğu çantayı havaya kaldırınca içindeki evraklar evin açık penceresinden esen sert cereyana kapılıp tüm apartman boşluğuna saçıldı. Uçan evrakları yakalamak isteyen Jerry kağıtların peşinden koşarken ayağı takılıp yaklaşık on basamak olan apartman merdivenlerinden aşağı yuvarlanıp bacağını kırdı.

                 -Jerry dur! diye uyarmıştım seni

                -Evet tabi uyardın şimdi ambulans çağır bacağımı kırdım galiba

                -Tabi hayatım hiçbir yere kıpırdama ben şimdi arıyorum

                -Sanki bir yere kıpırdayacak halim var, dalga geçiyor olmalısın. Tanrım neden ben? Neden? Ne yaptım sana ha? Önce paspasa takılıp düştüm sonra, merdivenden yuvarlandım. Çantamın açılıp evrakların havaya saçılmasını saymıyorum bile, neden benimle uğraşıyorsun.

Evet, işte komşumuz Jerry böyle birisiydi. Yeteri kadar parası olması, kendi işinin patronu olması, güzel bir semtte oturması, son model bir arabası olması, iyi ve vefakâr, becerikli bir eşe sahip olması ona yeterli gelmiyordu. Başına bir felaket geldiğinde, memnun olmadığı bir olay olduğun da Jerry hep parmağıyla gökyüzünü işaret ederek Tanrı ile konuşurdu.

Hastane odasının kapısı açıldı, içeri elinde küçük bir çanta başında şık ve ışıltılı bir çanta, sade kıyafeti ile jerry’nin güzel eşi Jenna girdi. Hastane’deki özel odasında vazo gibi sabit oturan Jerry’nin bir ayağı askıda, başında boyunluk takılı, gögsü sargılı, sol kolu “L” biçiminde alçıya alınmış kolunun altında ortopedik yastık kolunu hava da tutmasına yarıyor. Eşi Jenna’yı kapı da dikilirken görünce :

                -Jenna, görüyor musun halimi? Bu Tanrının eğlenme biçimi olmalı.

                -Saçmalama Jerry, Tanrı sadece seninle uğraşıyor sanıyorsun. Bunlar senin dağlın olmadan kaynaklanıyor. Yürürken bile kafan da kırk tilki geziyor.

                -Oh! Jenna yani bütün yaşadıklarım benim dalgınlığım, Tanrının bu işle alakası yok

                -Etrafına bakıp azcık şükretsen belki bunların hiç birisi başına gelmezdi.

                -Çok güzel, tüm yaşadıklarım benim suçum ve şükretmediğimden başıma geliyor.

                -Evet, neden olmasın? Biraz haline şükret

                -Peki, o zaman, Hey yukarıdaki beni duyuyor musun? Al sana şükür, al sana şükür.

Jerry, sağlam kalan sağ elinin orta parmağını havaya kaldırıp, diğer parmaklarını sıkarak hareket çeker. Eşi Jenna dindar bir kadın olduğundan.

                -Oh! Aman Tanrım, Jerry yaptığın çok ayıp Tanrıya şükret diyorum yaptığına bak, seni daha kötü bir hale getirmeden önce indir o parmağını.

                -Bırak elinden gelenin en iyisini yapsın. Artık ona şükür ve dua yok, hatta neredeyse inanmıyorum bile.

                -Ahh! Jerry bunu duymak bile istemiyorum ben eve gidiyorum.

                -Dur! Neden ?

                -Yaptığın çocukluk bitene kadar seninle aynı yerde kalmayı düşünmüyorum hoşça kal.

Jenna odanın kapısını sertçe çekerek çıktı. Tam o sırada görevli bayan yemek arabası ile Jerrynin yattığı odanın kapısını açıp, içeri girdi. Jerry biraz toparlanıp yapabildiği kadar dikildi.

-Hah! İşte böyle geri döneceğini biliyordum.

                -Evet, bay Jerry ben hep bu saatte gelirim zaten.

                -Ha evet hemşire sizmiydiniz?

                -Evet, Yemeğinizi getirdim, umarım yemeklerimizden memnunsunuzdur.

                -Ehh, çok değil dün verdiğiniz çorba bulaşık suyundan biraz hallice idi, haşlanmış et kösele, pirinç lapa, verdiğiniz elmalı turta tatsız yani bunları saymazsak evet memnun sayılırım.

                -Bunlar hastalarımız için özel hazırlanan yemekler. Bazılarının şeker, bazı hastaların tansiyon sorunu var. O yüzden yemeklere tuz tatlılara şeker fazla kullanmıyoruz.

                -Yani başkasının rahatsızlıkları var diye ben bu tatsız tuzsuz yiyeceklere katlanmak zorundayım öyle mi? Lanet olsun.

                -Bence bunları bulamayan insanların yaşadığı bu Dünya da yaşadığınızı düşünerek Tanrıya şükretmelisiniz.

                -Yine mi Tanrı? Lanet olsun ben artık Tanrı diye bir şey duymak istemiyorum. Kimseye şükretmek istemiyorum. Teşekkür etmek bile istemiyorum.

                -Nasıl isterseniz? Bayım alın çorbanız. Lazanya yada köfte var hangisini tercih edersiniz?

                -Bu beyaz su da neyin nesi? Neden bu iki yemek arasından seçmeliyim, ben biftek istiyorum az pişmiş yanında soğuk bira

                -Bunlar dışında yok bayım hangisi olsun?

                -Pöh! Boş versene neyse o hiçbir şeye benzemeyen lazanyadan alacağım galiba

                -Güzel bir seçim buyurun bakalım, bu da tatlınız elma

                -Elma mı? dün zaten, elmalı turta yemiştik, bugün yine elma.

                -Üzgünüm elimde sadece bundan var. Yönetimin verdiği mönü de olanlar.

                -Yönetim sanırım bir yerden elma bahçesi almış her gün elma

                -Size iyi günler bayım

                -Dur bari bir elma daha alayım, elmayı severim, ama bir tane yetmez bana.

Jerry’i duymayan görevli zaten her şeyden şikayetçi birisinin yanında durmasının başına iş açacağını düşünerek odadan bir an evvel çıkmak için metal yemek arabasını sürer. Jerrynin o anda elini rafın aralığından elma kabına daldırdığından habersizdir.

-Ahh kolum, dur sana nerey… Aaaaah!

Jerry bileğini yemek arabasının aralığından kurtarmak isterken yana yatar ama hesaplamadığı bir ayağı askı da ve diğer kolunu zaten kullanamadığından olduğu yerde takla atarak başını yer çarpar yere düşer. Jerrynin eli ise hala arabanın rafına sıkışık olduğundan  yemek arabası geri, geri gelerek bir koca kap dolusu sıcak kremalı mantar çorbası bacaklarından kafasına doğru akar.  Görevli hemşire telaş içinde bağırdı.

Doktor!, Baş Hemşire Marry, kızlar yetişin çabuk gelin buraya

Aynı günün akşamında Jenna ameliyathanenin kapısında endişe ile beklemektedir. Uzun koridorda bir ileri, bir geri volta atmaktadır. O sıra ameliyathane’nin kapısı açıldı ve ağzında beyaz bez bir maske ile ameliyattan çıktığı mavi kıyafetinden anlaşılan doktor, görünür.

                -Bayan, hastamız Jerry ile yakınlığınız nedir?

                -Kendisi kocam olur.

                -Bakın bayan, eşiniz talihsiz bir olay sonucu odasında kaza geçirmiş, Yemek arabasına sıkışan kolunda çatlak vardı. Alçıya aldık sağ elinin orta parmağı iki yerinden kırıktı. Operasyonla platin takarak sabitleyebildik. Sanırım iyileşse bile elini tam olarak yumruk yapıp sıkamayacak orta parmağı platinden dolayı hava da kalacaktır.Başını yere vurmuş alnında vurduğu kısımda hafif bir yarası var çok önemli değil sargısını yarın sabah çıkaracağız.

                -Oh! Çok kötü bir durum

                -Daha bitmedi, yemek arabası üzerine devrildiğinde bacağındaki alçı onu kısmen korumuş, Yemek arabası en alt kattan eşinizin olduğu odaya ulaşana kadar geçen zaman onun şansıymış, göğsünde ve baldırlarındaki yanıklar birinci derece yanıklardan yani sadece bir süre kızarıklık olacak ve iz kalmayacak. Bu gece yanında refakatçi olarak kalırsanız iyi olur. Bir saate kadar kendisine gelebilir. Biraz ağrısı olacak ilaç saatinde hemşire ona bir hap getirecektir. Söyleyeceklerim bu kadar, size iyi günler.

                -Teşekkürler doktor.

                Bir saat kadar sonra Jerry’nin odasında Jenna televizyonu açmış pembe dizisini seyrediyor. Bu sırada jerry yavaş, yavaş kendisine geliyordu.

                -Ohh! Ahh,başım neredeyim ben?

                -Aşkım bir tanem, ne oldu sana daha iyimisin?

                -İyi mi? görmüyor musun? Son gördüğünden daha kötüyüm sen ve o Tanrın memnun olmuştur artık.

                -Jerry hala akıllanmadın. Bak parmağında kırıldı.

                -Ne parmağımda mı?

-Evet, sadece o değil, başında yara, göğsünde yanıklar.

                -Aman Tanrım! Lanet olsun onun adını anmayacaktım. Beni sevmeyen bir şeyi nasıl sevebilirim ki?

                -Artık bırak bak son küfür ettiğinde parmağını havaya kaldırmıştın. O parmağın kırıldı, akıllanmadın.

                -Sus yeter kadın, sen en son defolup eve gitmiştin ben de kafa dinliyordum.

                -Eee sonra ne oldu?

                -Ne olacak? O lanet hemşire beni tepeden tırnağa haşladı. mahkemeye vereceğim.

                -Öfke ile kalkan zararla oturur.

-Evet ama bazı şeylerin artık değişmesi lazım. Şimdi kalk, O Tanrını da yanına alıp eve gidip beni rahat bırak.

                -Nasıl istersen? Ben gidiyorum. Hem de Tanrımı da yanımda götüreceğim. İyilik bilmeyen bir adamsın.

                -Evet ama sana ve eve her şeyi bu iyilik bilmeyen adam alıyor.

Eşyalarını ve pardesü’yü koluna atarak odanın kapısını sertçe çekerek oradan ayrıldı.

-Oh! Nihayet yalnız kalabildim.

                -Aslında tam yalnız değilsin bende onun odadan gitmesini bekliyordum.

                -Sende kimsin be adam? Nereden çıktın. Neden girdiğini görmedim?

                -Benim birçok adım var? Bilmen gereken ben istersem görünürüm.

Koyu renk takım elbise giymiş, esmer tenli burma bıyıklı fotr şapkalı 1950’lerin televizyon dizilerinden fırlamış gibi görünen bu adam Jerry’nin yanındaki boş sandalyeye oturup bacak, bacak üstüne attı. Ceketinin iç cebinden bir sigara tabakası çıkardı. Yan cebine elini atıp bir de ağızlık çıkartıp tabaka içerisinden aldığı bir sigarayı özenle ağızlığa taktıp yaktı. Sonra tekrar sigara tabakasını açıp Jerry’e uzattı.

                -Görmüyor musun? Kör müsün be adam? Kollarım kırık. Hem o pisliği bu oda da içmeyeceksin değil mi? dedi

Jerry tüm bunları söylediğinde adam zaten dumanı içine çekip onun yüzüne üflemişti bile

                -Öhe, öh! Sen Sadece kör değil aynı zaman da sağır da olmalısın? Kimsin soruma cevap ver be adam?

                -Dedim ya bir çok adım var al bak dedi ve cebinden çıkardığı kartviziti alçıda olan sol elinin parmakları arasına sıkıştırdı. Kartı zorlukla okuyan jerry

                -Bay şeytan, her türlü kötülük, fuhuş, kumar, cinayet işlerinde esin kaynağı ve yardımcınız. Şaka değil mi? Bu

                -Şaka mı? tabi ki de değil. Size bir teklif sunmaya geldim.

                -Şeytan ve teklif neden peki, Tanrıdan tam kurtulmuşken, sana köle olmak için mi?

                -Ha, ha, ha, Aslında yakın diyebiliriz.Zaten o sebeple buradayım. Ortak düşmanımız olan size ve bana kötü davranan ve adil olduğu söylenen Tanrı.  Sizin hiç çok istediğiniz bir şey olmadı mı?

                -Evet, evet tabi, çok para, güzel kadınlar ve sonsuz yaşam hep ilgimi çekmiştir. Diğer konu da haklısınız hayatım boyu talihsizlik peşimi hiç bırakmadı.

                -Aha işte tam kastettiği şey de bu, istekleriniz. Size iki dilek hakkı vereceğim.

                -Ne karşılığında? Karşılıksız mı?

                -Evet, aslında sayılır.

-Ben bir iş adamıyım karşılıksız olmadığını ikimizde biliyoruz, sade de gelelim. Hem neden iki dilek? Neden üç değil?

                -Ben o saçma hikâyedeki cin değilim ki üç dile hakkı vereyim.

                -Ben ısrar ediyorum, bu arada ağzınızdaki baklayı çıkarın görelim.

                -Peki tamam üç dilek, hayalinizi sınırlamayın, hepsini bir an da yada değişik zamanlarda kullanabilirsin. Sadece ruhunuz karşılığında.

                -Ben ruhsuz ne yapacağım, Sonsuza kadar cehennemde mi yanarım?

                -Bay Jerry, ruhunuz öldüğünde benim olacak daha önce değil hem belki bir düşünün belki dikkatli kullanılan bir dilek bu kaderi değiştirebilir. Şimdi kartvizitimi alayım gitmem gerekli siz bir düşünün ben sizi ararım.

                -Hey! Nereye gidiyorsun daha pazarlık etmedik, hem daha hayır demedim ki gel buraya

                -Dedim ya, düşünme fırsatı tanıyorum. Tekrar görüşeceğiz.

Adam bir anda garip bir ışık huzmesi içerisinde kayboldu. Jerry kendi, kendisine çok uzun zaman düşündü.

-Sanıyorum çıldırıyorum. Bak şimdi de kendi kendime konuşuyorum. Kabul edersem ruhum onun olacak ret edersem büyük bir fırsatı kaçırmış olacağım. Tekrar nereden bulacağım, belki de hayal gördüm. Narkozun etkisidir.

Olayın üzerinden iki ay geçti. Jerry biraz aksamış olsa da artık yürüyebiliyordu. O sabah arabasını çalıştırıp işe giden Jerry, birkaç saat sonra geri döndü. Koşarak evine geldi ve eşi Jenna’ya sarılarak ağlamaya başladı.

                -Ne oldu Jerry? Ne bu halin?

                -Jenna, mahvolduk ben hastane de yatarken işlerin yürüyebilmesi için muhasebe müdürüm Harrison’a genel vekalet vermiştim. Şirket üzerindeki tüm mal varlığımı satıp bana sadece ödenecek banka kredilerini bırakmış.

                -Üzülme düzeltirsin.

-Sen geri zekâlı mısın? Neyi düzelteceğim. Hiçbir şeyi pas geçmemiş iğneden ipliğe her şey satmış ya da bankaya rehin vermiş, korkarım bu ev ve arabadan başka bir malımız kalmadı.

Bu söz üzerinden çok geçmeden kapı çalınır. Bir postacı elinde bir defter ve zarf ile beklemektedir.

                -Şurayı ve şuraya isminizi yazıp imzalayın. Buyurun banka tebligatı.

                -Ah! Jerry ulusal banka tebligat göndermiş

                -Ver bakıyım şunu

Hızla zarfı yırtarak açan Jerry sinirli bir şekilde kağıdı okuduktan sonra hışımla kağıdı paramparça edip top haline getirip duvara fırlattı.

                -Sinirlendiğine göre kötü bir şey olmalı.

                -Evet, aracı alırken vergiden düşmek için aracı şirket adına almıştım. Şimdi aracın 24 saat içerisinde kuzey yolundaki Hampstone otoparkına bırakmam gerekiyormuş yoksa polis zoruyla alacaklar.

                -Tanrıya şükret ki bu daireyi alırken benim ısrarımla tapusunu bana çıkartırmıştın.

                -Tanrı, Tanrı ne için şükredecekmişim?

Tekrar kapı çalınır. Banay jenna hızlı adımlarla kapıya giderek açtı. İyi giyimli iri bir adamın kapıda dikildiğini görünce Jenna :

                -Buyurun kimi aramıştınız?

                -Bayan ben Bay Jerry ile görüşmek istiyorum hastane de tanışmıştık kendisi ile tekrar görüşeceğimizi söylemiştim onun için geldim.

                -Buyurmaz mısınız?

                -Teşekkürler bayan

                -Jerry bak seni görmeye kim geldi?

                -Kim o? Şu an da kimseyi görecek hava da değilim. Gönder gitsin diyerek salondan giriş kapısına doğru ilerlerken.

                -Aaa! Sen, Jenna sen bu adamı görüyor musun?

                -Evet

-Yaşasın çıldırmamışım? Sen gel bakayım benimle mutfağa, Sen neden geldin Jenna? Bizi yalnız bırak.

                -Ben misafirimize bir fincan kahve ikram edeyim demiştim.

                -Misafirimiz çok kalmayacak, şimdi bizi baş başa bırak.

                -Peki

                -Evet, bay Jerry teklifimi düşündünüz mü?

                -Aslında düşündüm ama çok detaylı değil, aklımı kaçırdım sandım.

                -Hayır, Hayır daha değil.

                -Şu durum da teklifinizi kabul etmeye kendimi mecbur hissediyorum.

                -Bende onun için burada sayılırım. Şu belgeyi imzalar imzalamaz dilek haklarınızı kullanabilirsiniz.

                -Kâğıt mı? Daha modern bir yöntem bulamadınız mı?

                -Ben eski kafalıyım diyelim imzalayacak mısınız?

                -Bir dakika verin söylediklerinizi tekrarlayım üç dilek hakkı, sınır olmayacak, sonra bu imzaladığım belge de karınca gibi yazılar kandırmaca olmayacak. Ben ne zaman ölürsem ruhum o zaman sizin mülkünüz olabilir.

-iki dilek demiştim, ama madem ısrar ediyorsunuz anlaşma anlaşmadır. Sözleşme de kandırmaca yok, sınırlar olmayacak tamamdır anlaştık. El sıkışalım, şimdi şunları imzalayın.

                -Hı, hı tamam bu da tamam, bitti mi?

                -Evet, her şey tamam. Şimdi dilekleriniz nedir?

                -Hepsini değil ama ikisini söyleyip birisini sonraya zor günlere saklayacağım.

                -Tamam dinliyorum.

                -Birinci dilek sonsuz yaşam istiyorum

                -Peki, olmuş bilin, başka

                -Sonsuz şans istiyorum.

                -Peki diğerini sana saklayacaksınız galiba

                -Evet, ben ölmeyeceğime göre benim ruhum asla sizin olamaz. Öyle değil mi?

                -Siz çok çakalsınız, ama düşüncenizi sizi sevdim.Ne demiştim…

                -Anlaşma anlaşmadır öyle değil mi?

                -Evet, beni kandırdınız.

                -Şunu da bilin beş parasız kalmasaydım teklifinizi kabul etmezdim.

                -Evet, bunu biliyorum bu yüzden Muhasebecini Harrison’u biraz teşvik etmek zorunda kaldım görüşürüz.

                -Ne dur bir dakika, nereye kayboldun aşağılık mahlûk.

                -Sevgilim ne oldu?

                -Ne olacak? Kandırıldım.

                -Bunu zaten geldiğinden beri söylüyorsun o değil,

                -Başka ne oldu ki?

                -Neyse boş ver?

Jerry ertesi sabah arabasını aldığı mahkeme kararı ile bırakacağı otopark’a teslim etmek üzere yola çıktı. On dakika geçmeden sevinçle evine geri döndü.

-Jenna neredesin? Koş çabuk

                -Hayırdır ne oldu? Çok sevinçlisin.

-O kan emiciler arabamızı alamadılar. Ha, ha, ha iyi bir ders aldılar sadece

                -Neler oldu? Anlatsana bana da

                -Bu sabah aracı otopark’a teslim için otopark’a gittim evrakları verdim. Fakat evraklar yanlış olduğundan emniyetle görüştüler. Araç kayıt belgesi yanlış olduğundan kaydı yeniden açtırdım. Bugün itibari ile kayıt yeniden açıldığından bankanın araca el koyma yetkisi bulunmadığını öğrendim. Böylelikle Sezar’ın hakkı, Sezar’a kaldı.

                -Biliyordum, biliyordur, Şükürler olsun Tanrım sana

                -Yani buna bile aleluyah, şükürler olsun. Şans bu şans, Hö! Şimdi anladım. Benim sınırsız şansım var artık ha,ha evet gidip bunu denemeliyim.

                -Koşturarak nereye gidiyorsun? Jerry

                -Piyango, loto, at yarışı hepsini deneyeceğim.

Birkaç saat sonra Jerry elinde koca bir valiz peşinde bir avukatla çıkarak geldi. Avukat yalvarır bir ses tonu ile elindeki kağıdı imzalamasını istiyordu. Kapıyı açıldığın da Jerry içeri sinirli bir biçim de daldı Avukatta peşinden oturma odasına kadar onu takip ediyordu.

-Bay Jerry lütfen yalvarıyorum siz 500.000 Dolar bence gayet makul bir miktar sizce de öyle değil mi?

                -Değil şu çanta da bile, 800.000 Dolardan fazlası var. Dişe dokunur bir teklifle gelmezseniz dava açacağımı, bay Jonathan Heartston’a siz konuyu anlatırsınız.

                -Tamam bir telefon etmeme izin verin o zaman

                -Telefon orada bay …

                -Jimmy, Bana jim diye bilirsiniz.

                -Tamam jim ara kimi istersen

Meraklı gözlerle eşini ve Avukatı seyreden Jenna olanlara bir anlam veremiyordu. Elini ovuşturarak etrafta dolanan Jerryi yakalar yakalamaz.

                -Jerry neler oluyor? Sakın çeneni açma kadın büyük bir paraya konmak üzereyim. At yarışı oynamak üzere Hipodroma gitmiştim. Oradan kazandığım parayı bu valize doldurdum tam otopark a doğru ilerlerken At sahiplerinden birisi olan zengin sanayici Jonathan Heartston toplantıya yetişmek için Hipodrom otoparkında hız yapınca beni lüks Cadillac aracı ile ezdi.

                -Aman Tanrım! Bir şeyin yok ya?

                -Yine mi o Tanrın? Neyse benim üzerimden araba ile geçtikten sonra fark edip indi. Tabi ben ölümsüz olduğumdan etkilenmedim bana 100.000 Dolarlık bir çek yazıp uzlaşma teklif etti.

                -Ha, ha, ha Jerry sen ölümsüzsün tekerlekli bir araba üstünden geçti. Çok komikti evlendiğimizden beri ilk kez beni güldürdün. Daha komik olan 100.000 Doları kabul etmedin demek.

                -Evet çünkü Kazı kazan, Loto, ve at yarışından zaten 800.000 Dolardan fazla kazandım.

                -Ha, ha, ha çok komikti gerçekten. Şimdi bana işin gerçeğini anlat.

                -İnanmıyorsun demek al bak kendi gözlerinle gör.

                -Aman Tanrımbu paralar gerçek mi?

                -Ne sandın kadın?

Bu sıra telefonu kapatan Avukat, Boynu bükük bir biçimde içeri gelerek evet bay Jerry Jonathan Heartston’la konuştum pazarlık konusundaki talebinizi öğrenmek istiyor. Bana bu konu da tam yetki verdi.

-Evet, şimdi benim dilimden konuşmaya başladınız. Peki çok aç gözlü değilim, o yüzden 900.000 hayır yuvarlak hesap 1 milyon dolar diyelim küsuratlı hesapları sevmiyorum.

                -Bu çok para değ….

                -Iıh, ııh sakın teklifimi geri çevirmeyi düşünmeyin her an fiyat artabilir.

                -Peki, peki tamam kabul ediyoruz, Yarın size Jonathan Heartston tarafından yazılmış bir çekle geleceğim.

                -Tamam, o zaman bekliyorum. Güle güle

Jerry salonda hiç istifini bozmadan bir puro yaktı. Avukat ise masa üzerinde duran evrak çantasını ve şapkasını aldıktan sonra usulca kapıyı açarak çıktı.

Ertesi gün Avukat Jerry’nin evine gelerek, anlaşmaya varıldığına dair bir belgeyi Jerry’e imzalattıktan sonra çeki uzattı el sıkışarak oradan ayrıldı. Jenna bu duruma çok sevinmiş havalara uçuyordu. Avukat henüz çıkmıştı ki kapı tekrar çalındı.

                -O sersem Avukat çeki geri istemeye geldiyse söyle anlaşma, anlaşmadır. Bir kuruş geri vermem

Jenna koşarak çalan kapıyı açtı. Açık renk takım elbiseli genç ve yakışıklı bir adam. Başıyla hafifçe selam vererek :

-Merhabalar hanım efendi, ben bay Jerry’i arıyorum. Evi burası mı acaba?

                -Evet, ama kim aramıştı? Konu nedir?

                -Ben James Mathew, buyurun bu da kartım. Hislow Reklam ajansı adına eşinizle görüşmek istiyorum.

                -Ben anlayamadım

-Eşiniz ünlü iş adamı Jonathan Heartston’nın aracının tekerlekleri arasında kalıp sağ salim çıktığını bu günkü gazetelerden öğrendik, kendisine iş teklifim var.

                -Jenna kimmiş gelen?

                -Reklamcı, sana iş teklifi varmış.

                -Gönder gitsin iş aramıyorum ki

Adam aralık kapıdan içeri dalarak

-Bay Jerry beni iki dakika dinlerseniz size teklifim var. Kazançlı bir iş

-İlgilenmiyorum.

-Ama iki dakika müsaade ederseniz, tam 1,5 milyon kazanabilirsiniz.

-Aaaha! Bunu daha önce neden söylemediniz? Buyrun geçin şöyle bay..

– James Mathew efendim, Hislow Reklam ajansı müdürüyüm

-Şimdi dikkatimi çektiniz, bay James dinliyorum.

-Bir sigorta firması reklam filmleri ve tanıtımlarında oynamanız için size tam 1 milyon veriyor.

-Az önce 1,5 milyon mu? Duymuştum. Yanılıyor muyum?

-Evet, sanırım doğru şöyle 1 milyon ile 1,5 milyon arası bütçeye sahipler, ama diğer ekip üyelerine de ödeme yapmamız gerekli.

-Ben net 1,5 milyon istiyorum işinize gelirse

-Önce bir pazarlık etseydik, konuşsaydık, siz sadece üzerinize koyacağımız maket araba tekeri altında “Siz de bir gün sigortaya ihtiyaç duyabilirsiniz diyeceksiniz.” Çekimler en fazla bir saatinizi alır.

-Ben son sözümü söyledim. Güle güle bayım

-Jerry, sen neden teklifi geri çevirdin.

-Jenna, Jenna sen asla böyle şeyleri düşünme, merak etme onlar tekrar gelecekler.

Ertesi sabah çalan kapıyı açan Jenna karşısında reklamcıyı görünce şaşırmadı. Bir süre oturup reklam ajansı ile görüşen Jerry kısa sürede reklamcılarla anlaşma imzalamıştı. Las vegas seyahatleri,piyango biletleri, loto, bingoi kazı kazan ne oynasa kazanan Jerry bir süre sonra bunlardan bıkmıştı. Hayatı eski heyecanını kaybetmişti. Parasal bir sorunu olmadığından para, ün gibi şeyler ona artık boş gelmeye başlamıştı. Sırf hayatında heyecan olsun diye en yüksek şelalelerden atlayıp, köpek balıklarının çok olduğu yerlerde tüplü ve tüpsüz dalışlar gerçekleştirdi.  Kendini defalarca arabaların önüne attı. Gerçekten ne ölüyor ne yaralanıyordu. Jerry için hayat artık tatsız tuzsuz bir uğraştan başka bir şey değildi. Bir gün sabah kahvaltı edip gazetesini okudu. O sabah ki haber bir idam cezası elektrikli sandalye ile uygulanmış fakat teknik aksaklık sebebi ile mahkûm burnu bile kanamadan ilk idamı sağ bir şekilde atlatmıştı. İdam bir hafta sonrasına ertelenmişti. Eğer iki kez daha sağ kalmayı başarabilirse yasaya göre kendisine valilik yaşadığı korkuları göze alarak mahkûmun hayatını bağışlayacaktı. Jerry kendi kendisine konuşmaya başladı.

-Saçmalık, herkes o zaman katil olmalı. Belki de ben de katil olurum. Bu beni heyecanlandırır mı? Nasılsa üç idamdan da kurtulan yaşadığı travma sebebiyle affediliyor. Belki de yapmalıyım.

-Jerry neler saçmalıyorsun öyle kendi, kendine?

                -Cinayet işlemek istiyorum.

                -Sen artık çok saçmalamaya başladın. Önce Tanrı tanımaz birisi oldun. Düzelirsin diye sesimi çıkarmadım. Sabrettim kötü davranmana da aldırmadım, küsmedim, kızmadım ama bu son söylediğin yenir yutulur şeyler değil.

                -Ehh! Jenna bence de yeter her iki sözünden birisi Tanrıya şükret dua et. O senin Tanrın şimdiye kadar bana ne verdi? Kırık bir bacak, Çorba ile haşlanmış bir vücut, iflas etmiş bir şirket neye şükredeceğim.

                -Ben gidiyorum artık burada kalamam

                -Nereye ?

                -Senden uzağa

                -Gidemezsin otur bunu detaylıca konuşalım.

                -Hayır

Mutfaktan sinirli bir şekilde çıkan Jenna yatak odasına giderek kıyafetlerini askılarıyla birlikte çantanın içerisine basmaya başladı. Koyu kahve şık ceketini giydi, o her zaman taktığı küçük şapkasını başına koyarak, eline aldığı valizle mutfaktan içeri girdi. Elindeki çantayı yere bıraktı. Jerry hiç istifini bozmadan elinde tuttuğu gazetenin spor sayfasını okumaktaydı. Bir ara başını kaldırdığında ayakta dikilen ve evden çıkmak için hazırlanmış Jenna dikkatini çekti gazeteyi katlatıp ağzında tüten sigarayı kül tablasının kenarına koydu. Ayağa kalkıp eşi Jenna’ya doğru yürüdü. Etrafında biraz volta attıktan sonra kendinden emin biçimde sol elini sabahlığının cebine sokup sağ elinin işaret parmağıyla tehditkâr biçimde jenna’yı işaret ederek.

                -Eğer bu kapıdan çıkarsan beni unut, ben senin için bir ödül sayılırım. Her ne kadar kocan Tanrıyı unutup, şeytanla bir anlaşma yaptıysa da…

                -Nee! Bu gerçek olamaz. Şeytanla mı? sen aklını kaçırmış olmalısın.

                -Evet! Bunu söylemeyecektim ama bilmelisin ki ben senin o Tanrından daha çok şey yapabiliyorum.

                -Sen delisin, artık bir dakika bile kalamam gidiyorum.

                -Bir saniye, beni dinle, otur şimdi, bak

                -Bırak beni

                -Hayır, beni dinlemelisin seni bırakmam, sen beni seviyorsun, bana aşıksın.

                -Artık değil sen artık eski kocam değilsin.

                -Bırak beni.. ah! Canımı yakıyorsun bırak dedim sana

                -Madem öyle al bıraktım git hadi.

Jerry ve eşi Jenna arasında mutfakta yaşanan itiş kakış esnasında Jerry, sinirle jenna’yı arka tarafa doğru itekledi. Mutfağın havalanması için açık bırakılan pencere önünde duran küçük tabureye takılan Jenna dengesini kaybederek açık pencereden baş aşağı boşluğa yuvarlandı. Son an’da durumu fark eden Jerry ne kadar çabalasa da iki adım ötesinde pencereden düşmekte olan Jenna’yı tutmayı başaramadı. Üçüncü kattan aşağı beton kaldırıma düşen Jenna gözleri açık bir şekilde yukarıdan kendisini seyreden Jerry adeta baka kalmıştı. O an da aşağıdan geçmekte olan küçük bir kız annesinin bacaklarına sarılıp çığlığıyla sokağı inletti. Jerry içeriye sakin bir biçim de girerek mutfakta duvarda asılı duran telefonu eline alıp 911 i çevirdi, sol elini sabahlığının cebine sokarak

                -Alo, Polis mi? bir araç gönderir misiniz? Ha, evet sorun kaza ile eşimi öldürdüm. Belki biraz itmiş olabilirim. Bilmiyorum o şu an üç kat aşağı da kanlar içinde yatıyor, evet haklısınız yaşıyor olabilir. Bir ambulans yollarsanız fena olmaz. Birkaç ekip arabası mı? yok gerek yok ben bir yere gitmeyip sizi bekleyeceğim bir tane yeterli. Ha anladım adli tıp tamam nasıl oluyorsa gönderin o zaman.

Telefonu kapatan Jerry bir süre mutfakta tur atıp tekrar pencereye yöneldi. Eğilip aşağı kalabalığın toplandığı yere baktı başını kaşıdı. Sonra tekrar mutfağa dönüp kendisine bir fincan kahve doldurup.

-Sanırım, Polisler gelmeden hazırlansam iyi olur dedikten sonra elinde kahve fincanıyla yatak odasına doğru gitti. Beş dakika sonra siren çalan ambulans ardından Polis araçları bina önüne geldiler. Jerry’i kelepçeleyip götürdüler. Birkaç gün sonra hapishane hücresin de bir avukatla Jerry arasında geçen konuşmaları dinleyelim:

                -Bay Jerry sanırım durumun vahametini anlamıyorsunuz. Savcılık hakkınız da kasıtlı adam öldürme cezasından idam kararı almak istiyor ve siz avukat ve savunma istemediğiniz konusunda ısrarlısınız.

                -Evet, aynen öyle ben yasanın bana ücretsiz bir avukat atamasını istemiyorum, benim avukat tutacak yeterli param var.

                -Ama şimdiye kadar tutmadığınızdan bu göreve ben atandım. Her insan suçlu bile olsa savunulmalı

                -Ben istemiyorum. Ben suçluyum en ağır cezayı almalıyım nokta.

Mahkeme günü geldi çattı. Jerry çıktığı mahkeme avukatlık hakkından vazgeçmek istediğini en yüksek cezayı alması gerektiği, bütün sorumluluğu almak isteğini tekrarlayınca bayan hâkim ve jüri bu olayda eşinin ölümüne çok üzülen bir koca olduğunu ve olayın isteyerek değil de kaza ile gerçekleştiğine ikna olur. Karar günü jüri yerlerine geçerek oturdu, hakim sordu :

-Jüri kararını verdi mi?

-Evet, sayın yargıç bir karara vardık

                -Buyurun, kararı okuyun

                -Sanığı kaza ile ölümden suçlu bulduk sayın yargıç

                -Tamam, teşekkürler, sanığın kaza ile ölüme sebebiyet vermesi, ayrıca suçu kabullenmesi, onun bu duruma pişman olması sebebiyle ömür boyu hapse mahkûm ediyorum.

                -Ne hayır! Pis fahişe, Pişman filan değilim ben onu bilerek aşağı attım, ne olur bana idam cezası verin. Ben cinayet işledim. Karımı öldürdüm, hatta sizi bile öldürürüm ben tehlikeli biriyim. Beni elektrikli sandalyeye göndermelisiniz. Ben toplum için bir tehlikeyim sayın hâkim.

Hâkim bunları duyunca masaya tahta tokmağıyla vurarak herkesi susturdu. Sonra bir süre düşünen hâkim:

                -Evet, belki de yanıldık kararı değiştirmek istiyorum

Jerry bu defa sevindi

-Evet, zaten değiştirmelisiniz.

-Sanığın, eşini öldürmesinden duyduğu pişmanlık ve yaşadığı karışık duygular. Onun için zaten yeterince ağır bir ceza bu yüzden.  Sanığın iyileşene kadar “Southtown Asylum” Akıl hastalıkları hastanesi mahkûmlar bölümün de tedavi görmesine karar verilmiştir.

Akıl hastanesinde dört metre karelik tek kişilik hücresinde beyaz elbisesi ve deli gömleğiyle dolaşıp volta atan Jerry kendi kendisine konuşmaktadır.

                -Hay lanet olsun! Hay lanet olsun! Bu böyle olmamalıydı. Ne yapacağım sonsuza kadar bu delilerin arasında, buradan nasıl çıkacağım. Kullanmadığım dilek evet, “Şeytan, neredesin?, hey duyuyor musun?”

Birden bire yatağının üzerinde Jerry’nin anlaşma imzaladığı yaratık şık giyimli bir insan siluetinde, Jerry’nin yatağının üzerinde yatağa uzanmış purosunun tüttürürken bacak, bacak üzerine atmış bir şekilde ortaya çıktı.

-Birisi bana mı seslendi? Zaten çok uzakta da değildim. Başına ne işler açtın sen. İşte insan oğlu hep ister, hep ister ve asla memnun olmaz.

-Evet, benim Jerry, Eski hayatım yeterince berbattı nefret ediyordum, Tam her şey düzeldi param oldu ama bu defa tatsız tuzsuz bir hal aldı. Yaşam sevincim kalmadı. Herkese idam cezası verilirken bana ömür boyu verildi hem de akıl hastanesin de

-Evet! Çünkü sen asla idam cezası almayacak kadar şanslıydın sonsuz şans unuttun mu?

-Evet, haklısın onu unutmuşum, hadi beni buradan çıkar.

-Emin misin? Aldığın cezadan dolayı hemen yakalanırsın.

-Yüzümü değiştirsen?

-Ama yine bir hücredesin iki dilek hakkını kullandın zaten.

-Tüh! Beni başka ülkeye götür.

-İmzaladığın anlaşma sadece bu şehri kapsıyor fazlasını değil.

-Hani kandırmaca yoktu.

-Kandırmadım, imzalamadan okumalıydın.

-Lanet olsun! Biraz düşüneyim o zaman.

-Tabii sonsuza kadar düşüne bilirsin HA, HA, HA

Aradan altı ay geçtikten sonra  Jerry artık dayanamayacağı bir noktadadır. Bir gece son dilek hakkını kullanan Jerry’nin cansız bedeni ertesi sabah hücresinde bulunur.

 

Alacakaranlık Hikâyeler Serisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir