90’s – 1990 – 1999 larda Yayınlanan En iyi Filmler
24/10/2018

Oyuncakçı Suikasti Davası

OYUNCAKÇI SUİKASTİ DAVASI

                FBI kayıtlarına Oyuncakçı Suikastı olarak geçen olayı sizinle paylaşmak istedim. Storm Toys (Fırtına) oyuncakçılık firması Yöneticisi (CEO) Anders Stromssen ve yardımcısı Genel Müdür Henry Curtis Uğradıkları saldırı da ölmüşlerdi. Olaydan çok geçmeden bir hafta sonrasın da  Yahudi asıllı silah tüccarı Levi Haimi  Amerikan ordusu silah temin eden bir silah firması Jeffrey Jordan evlerinde ölü bulundu.

Bu olayla ilgili olduğunu düşündüğümüz Avrupa’da benzeri bir olay ile karşılaşıldı. İtalya’nın Messina şehrinde bir evde bulunan Luigi Benileli evinde ölü olarak bulundu. Luigi aslında etrafta ne iş yaptığı bilinmeyen etrafta bizim tabirimizle Hotdog yani sosisli tezgâhının sahibi olduğu söyleniyor. İşin garip tarafı sosisli sandviç ve hamburger satarak lüks bir semtte daire sahibi olması açıklanamıyor.

Bu her üç olayda da güvenlik en üst safhada olan konutlarda oturmaları silah tüccarlarının kapının önündeki korumalarının bir şey duymamış ve görmemiş olması olayı daha da ilginç hale getiriyordu. İtalyan Luigi ise ana girişte sürekli bir görevli olması giriş ve çıkışların kameraya kaydedilmesine rağmen kimsenin girmemiş ve çıkmamış olması ortak noktalardan birisiydi.

Fakat asıl dikkat çeken cinayet olayının olduğu mekanlarda kutular dolusu Storm toys oyuncak askerlerin den bulunması. Kutularda sadece askerler değil, tank askeri jeep, kamyon, mini el bombaları, makineli tüfekler, uçak, helikopter, roket, rpg tipi silaha takılabilen minyatür patlayıcılar, mini atom bombası dahi mevcut. Bu oyuncaklar müthiş gerçekçiliğe ve detaya sahipler.

Bu olay aylarca Pentagondan gelecek iç güvenliğimizi ilgilendiren bir olayla bağlantısı olduğundan çözülemedi. Olayın üzerinden 11 aylık bir süre geçmişken olayın artık soruşturulabileceği bilgisi ve kamera kayıtları ortaya çıkmasıyla çözüme kavuşturuldu. Şimdi size olayı tahminler ve gerçekleşme sırasına göre anlatmaya çalışacağım.

Storm Toys yöneticisi Anders Stromssen, Amerika’ya İsveç’ten göçen büyük babasından işi devralan üçüncü kuşak bir Amerikan vatandaşıydı. Dedesinin ülkesinde başladığı, tahta oyuncak işini Amerika’ya taşımadan önce kendi ülkesinden bir çok saatçiyi işe alarak kurmalı. Oyuncak modellerini tasarlamaya başlamış, o zamanlar bile ilgiyle karşılanmış birçok oyuncak ve oyuncak firmasına ilham kaynağı olmuştur. Bu büyüme babasının zamanında devam ederek, tasarladıkları elektromekanik oyuncakları piyasada en çok satılan oyuncaklar olmuştur. Peki bay Anders’ın atalarından farkı ne olmuştu da silah üreten firmalar bu saldırıyı tasarlamıştı? Bu olayları videoları izleyene kadar çözmemiz mümkün olmadı. Bay Anders’ın savunma bakanlığında yaptığı sunum videosu her şeyi açıklıyordu.

Pentagonda çok gizli yapılan bu sunum da be vardı?  İzliyoruz:

 -Sayın savunma bakanım, sayın General ve komutanlar. Ben Storm Toys  yöneticisi Anders Stromssen. Bana kısaca Bay Anders diyebilirsiniz. Size bugün geleceğin Askerlerini tanıtacağım bu konu da bir çok film çevrildi ve eminim ki bir çoğunuz bu tür filmleri seyretmişsinizdir. Biz bu hayali bir adım ileriye taşıyoruz. Karşınızda geleceğin askeri “ST-01” yani “Storm Trooper 1 “ karşınızda, o anda içeri insana benzeyen, insandan hiçbir farkı olmayan bir robot elinde son model piyade tüfeğiyle içeri girer. General ve savunma bakanı yüzlerinde şaşkınlığın verdiği bir ifade ile alkışlamaktadır. Yaşanacak olası bir savaşta bu robot birliklerin insan kaybını sıfıra indireceğini planlamaktayız “0” can kaybı, üstelik robotumuz güç kaynağından isabet almadıkça son vidasına kadar savaşa bilmektedir. Yani başından kalbinden vurulsa dahi ölmez.

Bu arada Generallerden birisi elini kaldırarak söz alır.

-Peki bu güç kayağı neresinde?

-Bu aslında gizli bilgi savunma bakanım onay verirse açıklayabilirim bakanım, dedikten sonra yüzünü bakana dönen Anders’ı bakan başıyla devam edin şeklinde onaylar, Bay Anders sunuma devam edip üzerindeki dev ekranda robot çizimleri ve kesitlerini açtı.

-Baylar zorlu şartlarda çalışabilecek robotlar tasarladım sırtında, sağ ve sol ayaklarında atomik pil dediğimiz kendisini elektrikle, gün ışığında güneşle, sıcak hava ile soğuk hava ile şarj edebilecek, bir pil tasarladım bu pil hiçbir imkan bulamasa bile 2 gün çalışacak güçte ve bir tanesi hasar görse dahi diğeri çalışmaya devam edecektir.

-Başka sorusu olan

Başka soru sorulmayınca bir süre sonra Anders :

-Şimdi diğer modelimiz “GT-01 Gigant Tropper 1” karşınızda .

Alkışlar daha coşkuludur, herkes daha da şaşkındır, subaylar ayakta alkışlamaktadır. İçeri iki metreden daha büyük yine insana benzeyen bir robot girer, bir elinde dev silah varken diğer kolunun altında gizli bir kılıç olduğu göze çarpmaktadır.  Bay Anders anlatmaya devam eder.

-Evet beyler artık tank ve zırhlı araçlara da ihtiyaç kalmayacak, karşınızda tanktan daha hızlı ve atik elinde top taşıya bilen adını yunan mitolojisinden almış Dev bir asker bulunuyor. Kolunda bulunan kılıçla mermisi olmasa dahi tankları ve topları biçebilir.

Savunma bakanı önündeki mikrofona eğilip

-Evet Bay Anders hepsi bu kadar mı?

-Hayır sayın bakan benim tanıtmadığım daha umutlu olduğum başka bir model var.

-Görelim o zaman bay Anders.

Anders elini cebine atıp 15 Cm boylarında oyuncak çıkardığında tüm salon kahkahalarla ona güldü. Savunma bakanı mikrofona eğilip

-Çok şakacısınız sayın Anders fakat burada ülke güvenliğini ilgilendiren ciddi bir konu görüşüyoruz. Size on dakika ayırmamızı istemiştiniz zamanınız dolmak üzere vaktinizi iyi kullanın. Hem şakalarınızı başka bir zaman yapın.

-Hayır aslına gayet ciddiyim, sayın bakan bu görmüş olduğunuz modelin adı “DWFT-01 Dwarf Trooper”

-Bu kadar küçük bir şeye dev bir isim vermeniz bir ironi, ilginç olduğu için kısa bir özet için vakit ayırabiliriz. Evet sizi dinliyoruz bay Anders.

-Tanıttığım askerlerin yapımı için ciddi yatırım ve iş gücü ve tabi ki çok para lazım ama bu elimdeki model şu anki oyuncak firmam tarafından yapılabilecek hazır yatırımı yapılmış, üretime hazırdır.

Generaller ve bakan olumsuz, sıkılmış bir ifade ile sunumu dinlemektedir. Generallerden bir tanesi söz almadan konuşmaya başlar.

-Bay Anders sunumunuz bizim için yeterlidir. Bu ilk  2 model bizim için biçilmiş kaftan ama elinizdeki oyuncakla ilgilenmiyoruz. Hem o asker kiminle savaşacak kurbağalarla mı? sineklerle mi?

-General anlamıyorsunuz 1 adet ST-01 maliyetine bu askerden 1000 adet üretebilirim. Bu askerler fark edilmeden düşman hatları gerisine sızabilir. Sabotaj, Suikast, yok etme ve bir çok casusluk faaliyetinde bulunabilir. Hem bu boyda 1 milyon adet işçi üretip bu askerlerin kullanabileceği boyda mühimmat ve askeri araçlar ürettirmeye başladım. Bir düşünün helikopter, uçak, top hatta nükleer mini bombalar.

General daha sinirli bir biçimde azarladı.

-Hayır bayım biz bu modeli dikkate almayacağız, teşekkürler çıkabilirsiniz.

Anders Stromssen hayal kırıklığına uğramış bir biçimde odadan çıkar. Bu olaydan birkaç gün sonrasında Levi Haimi ve Jeffrey Jordan gizli bir buluşma gerçekleştirdiler.

-Selam Jeff

-Selam

-Burada neden buluştuğumuzu biliyorsundur?

-Evet tahmin ediyorum, pabucumuz dama atılmak üzere Lev

-Evet tam bu konuyu seninle konuşmak istiyorum.Bu yüzden vaktimiz kısıtlı sadede geliyorum, vaktim çok az. Birisi ile görüştük bu bize pahalıya mal olacak  o yüzden yarısını sen ödeyeceksin.

-Tam olarak ne yapıyoruz? Ne görüştünüz?

-O adamı ortadan kaldırmalıyız, dostum

-Başka bir çözümü olmalı

-Hayır maalesef yaptığımız uyarıların hiç birisini dikkate almıyor jeff başka çaremiz kalmadı. Bende bazı güvenli yollarla İtalyan mafyasının tetikçisi “Benileli” ile irtibat kurdum.

-Çıldırdın mı? sen mafyanın bile çekindiği bir adamla mı? Görüşüyorsun.

-Böylelikle bizim kimliğimiz gizli kalacaktır. Hem Amerikan ordusu en büyük ve en değerli müşterimiz ben kaybedersem sen de kaybedersin. Fabrikalarımıza kilit vurmamızı istemezsin sanırım.

Jeffrey Jordan başını kaşıyıp biraz düşündükten sonra

-Evet haklı olabilirsin hadi yapalım. Ne kadar ödemeliyiz?

-Bir İsviçre bankasına 30 milyon ödemeliyiz. Bu durumda yarısı 15 milyon benim geri kalanı senin sorumluluğunda ve uzunca bir süre ne telefonla ne buluşarak asla görüşmeyelim. Parayı şu hesaba transfer edip motorlu kurye ile eski usul zarf ve mektup ulaştır kendimize dair isim yok, imza yok sadece isim olarak “Sam” diye ulaştır. Mektupları yakarak imha et. Sekiz ay sonra ki Noel balosu için davetlisin Jeff

Beyaz saçlı kısa boylu yaşlı adam ayağa kalkıp masanın üzerindeki fötr şapkasını giydi. Eski dostu Jeffrey Jordan’ı selamlayıp, omzuna sol eliyle iki kez dokunduktan sonra yürüyerek kapıdan çıktı. Korumalardan birisi omzuna pardösü koydu diğeri Roys royce marka aracın arka kapısını açtı. Bir süre sonra araç hareket edip gözden kayboldu.

Üç gün sonra bir motorlu kurye büyük bahçesi olan bir villanın demir kapısında bulunan zili çaldı. Siyah takım elbiseli ve gözlüklü iri bir adam belirdi.

-Evet, ne vardı?

-Bay Levi’ye bir mektup var.

-Kimden?

-Bilmiyorum dostum, ofisimizden teslim edilmiş üzerinde gönderici isimi yazmıyor. Şu kısımları imzalarmısın?

Koruma zarfı alıp kontrol edip, Villanın uşağına teslim etti.

Levi Haimi, o sıra yuvarlak küçük bir masa da kahvesini yudumluyor gazetesini okuyordu. Uşak zarfı verince gazetesini ve fincanı bırakıp zarfı açtı. Zarfta aynen şunlar yazıyordu.

“Konuştuğumuz gibi para transferi tamamlanmıştır.

İmza Sam ”

Hemen hazırlanıp ofisine ulaşıp danışmanı Zakari ile görüştü. Zakari ofisten çıkar, çıkmaz mektubu hemen yok etmişti bile.

Ertesi sabah İtalya’nın Messina şehrinde bir Sokak arasında bodur taburelerin arkasında karavan da kirli önlüğü ile hamburger ve sosisli sandviç satan bir sokak satıcısı. Yuvarlak saman örgü şapkalı, mavi Havayi gömlekli, bej renk kısa pantolonlu, şişe kapağını andıran yuvarlak gözlükleri ve boynunda asılı fotoğraf makinesi, yanında asılı fotoğraf çantasıyla aşırı dikkat çeken bir tip karavana yaklaşıp bozuk bir İtalyancayla. Karavan içerisinde çalışan Beyaz kirlenmiş önlüğüyle çalışan iri kıyım adama:

-Pizza sipariş etmek istiyorum

İri kıyım adam tehditkar bir şekil de :

-Okuman yok mu be adam? Pizzacıya benziyor mu? Defol buradan 

Gözlüklü adam eliyle bir saniye işareti yapıp, elini çantanın gözlerinde gezdirdikten sonra küçük sarı kağıdı çıkararak okudu.

-Hmm! Kusura bakmayın bayım yarı İtalyan’ım. İtalyan pizzası sipariş etmek istiyorum, Peperoni, Kivi, ananas ve ançüezli  olacak

-Seni aptal gel bu tarafa

Elindeki işi bırakan adam karavanın kapısını açtı, gözlüklü adamın yakasına yapışıp

-Çok dikkat çekiyorsun aptal herif bir de parolayı diğer mahalleden duymadılar ilan verseydin bari.

-Şey! Dostum aslında bu işleri pek bilmem, muhasebeciyim. Patronum İtalyan olduğumdan, çok dikkat çekmeden bu zarfı ve notu size ulaştırmamı söyledi.

-Hiç ayna da kendine baktın mı? Trafik ışıkları kadar dikkat çekiyorsun. Şimdi zarfı bana ver ortadan toz ol bir daha geleyim deme.

-pee…pe.. peki nasıl isterseniz? Bayım.

Önlüğünü ve başındaki aşçı şapkasını topladığı sıra da bir adam, karavanın penceresinden

-Bir hamburger dedi

-Kusura bakma dostum bu günlük bitti kapattık.

Müşteri başını sallayarak oradan uzaklaştı. Karavanı kapatan adam sarı büyük zarf içerisinden oyuncakçı CEO Anders Stromssen’in çekilmiş fotoğraf ve bulunabileceği adresleri içeren kağıtlar vardı.

Aynı hafta Cuma akşamı saat 11:35’ i biraz geçiyor. Mavi tulumlu bir adam güvenlik kapısından kimliğini okutuyor. Güvenlik görevlisi adamı durdurup :

-Sen jim’in akşam rahatsızlandığını bildirdiğinden gönderilen,

-Fernando Ramirez bayım

-Pek Latine benzemiyorsun?

 -Ben Meksikalıyım bayım, babam İrlandalı,

-Hmm,  Tamam o zaman Temizlik malzemelerinin olduğu dolapları zemin katta bulabilirsin.

Fernando Ramirez Mavi tulumlu yarım metre uzunluğunda saçlı, hafif kirli sakallı birisi olamasına rağmen aslında yakından tanıdığımız İtalyan hamburgerci den başkası değildi. Bir temizlik aracı alarak yakınlardaki asansöre bindi. En üst kat butonu yanında bulunan anahtar deliğine bir şeyler sokup çevirdi, biraz uğraştıktan sonra en üst kat butonuna basabildi. Temizlik aracını asansörün biraz ilerisindeki ofislerin önüne koyarak paspas ile yerleri silmeye başladı.

Paspas yaptığı terin karşısında Toplantı odası yazısı bulunuyordu. Toplantı odasının kapısının tam üzerinde bulunan saat 12:17 geçiyordu. İki kanadı olan büyük kapı birden açıldı. Kapıdan elinde dosyayı okuyarak çıkan orta yaşlarda gözlüklü bir adam çıktı. Onun tam karşısında paspas yapan adam dikkatini çekmişti.

-Hey! Sen bu saatte burada ne arıyorsun? Bu saate bu katta bulunmanızın yasak olduğu size bildirilmedi mi?

-Şey! Ee kimse bana bir şey söylemedi. Hem genel müdürünüz bu kat için özel bir istekte bulunmuş.

-Ne? Genel müdür benim, ben Henry Curtis size kim söyledi? Kim.. bay Fernandez

-Fernando efendim.

-Her neyse bu kimlik bende kalacak ve şirketinize şikayet edeceğim

Fernandon’un cebinde tutturulmuş kimlik kartınız söker gibi sündürdü ve aldı. Sonra arkasını dönüp asansörlere doğru giderken. Fernando mavi tulumun fermuarını açıp ucunda susturucu olan tabancayı çıkarıp:

-Hiç sanmıyorum bayım dedikten sonra ateş etti.

Sırtından vurulan Genel müdür Henry sürünerek asansöre gitmeye çalışırken hızlı adımlarla ona yetişen Fernando elindeki kimliği çekerek aldı.

-Sadece yürüyüp gitmen gerekiyordu, aptal herif dedikten sonra ona doğru dönen Henry’i alnından vurarak öldürdü. Sonra silahı saklayarak toplantı odasının kapısını açan Fernando başını içeri uzattı. Toplantı odası adeta bir müzeye benziyordu. Camekânlar içinde bir sürü oyuncak olduğu ve bu üretilen oyuncakların adı ve yıllarda üretildiği yazılmış etiketler göze çarpıyordu.

-Kusura bakmayın Bay Anders burada olduğunuz bilmiyordum. Bay Henry  asansörün önünde fenalaşıp düştü. Sanırım başı kanıyor.

-Ambulansı aradın mı ?

-Şeyy hayır, ne yapacağımı bilemedim.

Bunu duyan Anders koşarak kapıya geldi, Fernandon’un yanından geçerken telaşla silahı bile görmeden, yerde yatan Henry’nin yanına geldi. O an onun başında ve göğsünde olan yarayı fark edip arkasını döndüğünde ona doğrultulmuş silahı gördü gülümseyerek.

-Sanırım sen temizlikçi değilsin, aslında isimliğindeki Fernando da değilsin.

-Çok akıllısınız bay Anders bunu taktir ediyorum.

-Sana ödenen paranın iki katını ödeyeceğimi söy..

-Cık.. Cık Cık.. Kesinlikle ben rüşvet almam. Aldığım bir işi bitirmediğim görülmedi. Siz buna müşteri memnuniyeti diyorsunuz sanırım.

Ardından iki el silah sesi duyuldu “Ciiuv, ciiuv” sonra Fernando eğilip. Yerde yatmakta olan bay Anders’ın köstekli saatinin zincirini bağlı olduğu yerden çıkarıp cebine soktu. Yıllardır öldürdüğü kişilerden bitirdiği işlerin anısına bir şeyler alırdı. İşi bitip yangın çıkışana yönlendiğinde toplantı odasının üzerinde bulunan saat 12:27 işaret ediyordu.

Ertesi sabah İtalya’da bulunan hava alanına doğru uçmakta olan uçağın içerisinde televizyon yayınlarını seyredenler haber kanallarının hepsinde geçen son dakika haberler de “Oyuncakçı Suikasti’nin” detaylarını izlemekteydi. Birisi hariç konuya tamamen ilgisizdi, o kişi iş adamı kılığında seyahat eden Fernando, hamburgerci yada gerçek adı “Luigi Benileli” olan tetikçimiz klasik müzik dinleyerek yolculuğunu tamamladı. Sabahın ilk ışıkları şehri yeni aydınlatırken, hava alanından binmiş olduğu bir taksi ile şehir merkezine yakın lüks apartman dairesinin önüne gelip taksi’den indi, O sırada kapı önünde temizlik yapan apartman görevlisi onu tanıyıp kapıyı açıp selamladı. Sert ve asık suratıyla onu görmemiş gibi yapıp asansöre yöneldi. Kısa bir bekleyiş sonrası asansöre binerek en üst kattaki rezidans’ına girdi. Akıllı ev sistemi o içeri girdiğinde ünlü bir opereti çalmaya başlamıştı. Luigi evin salonuna girdi, hava tam aydınlanmadığından ışıkları yaktı. Büyük cam vitrinin kapağını açtı. Cebinden çıkardığı cep saat’inin kapağını açtıktan sonra özenle en üst cam rafa onu yerleştirdi. Bu vitrinin içerisinde bir sürü küçük tuhaf nesneler bulunmaktaydı. Örneğin, broşlar, rozetler, kolyeler, künyeler, kol saatleri, biblolar, kağıt üzerine konulan ağırlıklardan, kristal kesim süsler neler, neler. Luigi önce banyoya uğradı, küvetin musluklarını ayarlayıp eliyle suyun sıcaklığını kontrol ettikten sonra uzun koridoru kravatını çözerek yatak odasına gitti. Üzerindeki takım elbiseyi özenle askıya takıp omzuna büyük bir havluyu plaja gidermişçesine neşeli bir biçimde banyoya girdi havluyu bir kenara koyduktan sonra sabun ve çeşitli tozlarla köpürttüğü küvete girip neşeli şarkılarla çalan opera parçasına eşlik etti. Bu sıra da cam vitrin içerisindeki cep saati çok parlak mavi bir ışıkla salonu aydınlattı sonra bu ışık yavaşça karardı.

Ertesi sabah bir şey olmamış gibi paravan işi olan seyyar satıcılığa dönüp akşama kadar çalıştı. Hava karardığında iş yerinin önündeki küçük tabureleri toparlayıp temizlik yaptı ve evine döndü. Luigi her zaman yaptığı şeylerden birisi evde hemen hazırlana bilen yemek paketlerinden birisini ısıtıp karnını doyurdu. Yorgunluk atmak için küveti doldurup içerisine yattı ve her zaman olduğu gibi çalan parçaya neşe ile eşlik etmeye başladığından evin telefonu çaldı. Arayan kapı görevlisiydi, Luigi sertçe ve kızgın bir biçimde

-Ne var?

-Bay Luigi biliyorum ziyaretçi kabul etmiyor ve kimseyi kabul etmiyorsunuz ancak burada özel teslimatı olduğunu söyleyen bir görevli var ve paket üzerinde sizin adınız yazıyor.

-Sen imzala ve teslim al, senden sabah alırım.

-Ben bunu zaten söyledim, ama teslimat özel olduğundan sadece size teslim edilebilirmiş.

-Tamam! lanet olsun onu yukarı gönder.

Luigi çok tedbirli bir adamdı. Hemen bornozunu giyerek yatağının altından bir tane tabanca çıkarıp susturucu takıp, mermiyi namluya sürdü. Eline aldığı Alman üretimi kendinden susturuculu “MP5K” küçük makineli tüfeği konsolun üzerine hazırladı. Hemen hızla pompalı kısa dipçikli av tüfeğine beş adet mermi koyarak koridor duvarına doğru kaçacağını düşünerek koridor duvarının ortasına dayadı. Eline aldığı susturuculu silahı arkasında gizleyerek kapı deliğinden asansörü izlemeye başladı. Yaklaşık on dakika geçtikten sonra kapıyı aralayıp dışarıyı kolaçan etti kapı önünde duran kocaman hediye paketi dikkat çekiyordu. Hemen telefona sarılan Luigi kapı görevlisini aradı.

-Bana bak lanet herif o özel teslimatı getiren adamı bekliyorum nerede o?

-Bilmiyorum bay Luigi asansörle yukarı çıkıp bir süre sonra kapıdan çıkıp gitti.

Hırsla telefonu kapatan Luigi önce bir sopayla birkaç kez hediye paketi görünümündeki kutuları itekledi. Çok ağır bir kutu olmadığı anlaşılıyordu. Kurdele üzerindeki kare biçimindeki zarf dikkatini çekti. Kocaman zarfın içerisinden küçük bir kart vizit çıktı. Kartvizit üzerinde “Game Over (Oyun bitti)”altında “Storm Toys” yazıyordu. Yavaşça ve sakince masa üzerine aldığı kutuyu önce kulağıyla dinledi. Sonra yavaşça sarstı. Koşarak mutfaktan aldığı bıçakla paketin kenarlarını kesti. Kenarlardan askeri oyuncaklar tam set yazan yazıyı okudu, endişe edecek bir şey olmadığını gördükten sonra kurdele’yi keserek açtı. Üst üste üç kutu bulunuyordu. İlk kutu üzerinde Battalion (Tabur) yazıyordu. İkinci kutu üzerinde Military equipment (askeri techizat) yazılıydı ve tank, helikopter, top resimleri vardı. Son kutuda Special Forces with Nuclear Bomb (Özel kuvvetler ve Nükleer bomba) yazılıydı. Luigi bütün kutuları dikkatle açtı ilk kutuda muhteşem şekilde gerçek askerlere benzeyen detaylı oyuncak askerler dikkat çekiyordu üstelik üniforma ve rütbeleri de mevcuttu, özenle kutulanmıştı. İkinci kutu diğerlerinden daha ağırdı. İçerisin de tanklar toplar helikopter ve mühimmat sandıkları dikkati çekiyordu. Son kutu diğerlerine göre daha hafif kalıyordu. İçerisini açtığında hayranlık duyulmayacak gibi değildi kamuflaj kıyafetleri içinde komando bölüğü görünebiliyordu. Komanda kamuflajına sahip otlarla kendisini gizlemiş komandolar, sniper (keskin nişancı) komandolar, su altı sat komandoları, Ninja komandolar her şey düşünülmüştü ve muhteşem detaylara sahipti kutunun en dibinde iki adet oyuncak atom bombası özel cam muhafazasındaydı. Asker ve helikopterlerden bir kaçını alıp masa üzerine yerleştirdi. Luigi kendi kendisine kahkahalarla güldü. Sonra “Yazık oldu bu adama tam bir sanatçıymış” dedikten sonra soyunarak girdiği küvette banyo keyfine devam etti.

Salondaki cam vitrinde bulunan saat üç kez kırmızı ışık yakıp söndürdü. Bu sinyaller Amerika da bulunan oyuncak firmasındaki serverların aniden hareketlenmesine sebep oldu. Üç farklı kriptolu mesaj üç farlı yere iletildi. Server ekranında “Operation Phoenix Started” (Operasyon Fenix başlatıldı) yazıyordu. Efsanevi Phoenix (Zümrütü anka) Kuşu küllerinden nasıl? Doğmuş’sa Anders Stromssen bunları hesaplayıp intikamının alınması için yeniden doğmuş görünüyordu.

Teksasta lüx havuzlu villasında viskisini yudumlayan Jeffrey Jordan. New york’ta yüksek gökdelenler arasında hala çalışan Levi Haimi  ve dostumuz Luigi Benileli’ nin evlerinde görünmez bir güç çalışmalarına başlamıştı. Masa üzerine çıkan askerlerden sonra diğer askerlerde kutudan fırlayarak çıktılar. Askerler kutulardaki helikopterin portatif pervanelerini bir yandan kuruyor diğer askerler tankı bulunduğu yerden çıkarmaya çalışıyordu. Diğer yandan deniz piyadeleri sıraya geçmiş rütbeli askerlerin emriyle “Hurra” diye bağırarak iplerle masadan aşağı inmeye başlamışlardı bile. Mini Jeeplerin ve askeri araçların çalışmasıyla sağa sola koşturan bir tarafta sıra olan askerler Normandiya çıkarmasını hatırlatan bir görüntüye sahipti. Tüm bunlar devam ederken kutular boşalmış sıra en alttaki komanda birliğinin kutusuna gelmişti. Askerler bir gayretle onu açtıklarında komandoların kutu açılışını beklemeden kutudan alternatif bir yol bularak, kutuya açtıkları oyuktan çoktan çıkıp ortadan kayboldukları görünüyordu.

Luigi küvette keyif yaparken uyuyakalmış görünüyordu. Küvet içerisinde ufak bir hareketlilik göze çarpıyordu çıkan kabarcıklardan birisinin altında bir karartı belirdi. Yüzeye çıkan “Sat Komando’ların dan” birisi idi. Önce gözündeki dalgıç gözlüğünü çıkarıp hedefe baktı eli ile suda bazı hareketleri çizdikten sonra ilerleyin şeklinde bir işaret yaptı. İki sat komandosu tırmanarak Luigi’nin başının sağında ve solunda pozisyon aldılar. Diğer dostlarını kontrol ederek “OK” işareti alınca ellerindeki mini zıpkınlarla Luigi’nin gözlerine doğru nişan alıp zıpkınları fırlattılar. Küvette o anda şekerleme yapan Luigi bir acıyla fırladı, önce göz kapaklarına saplanmış mini zıpkınları çıkardı, etrafına bakındı. O Sıra hemen yanı başında mini Katlanabilir dipçikli silahıyla yere çöküp nişan alan adamı gördü ve istemsizce çığlık attı. Sağından ve solundan mini mermilerle ateş eden askerlerin mermileri çok etkili olmasa da yüzüne batan toplu iğne hissi canını acıtmıştı. Luiği eline geçirdiği duş fırçasıyla iki askeri uzağa savurup acele ile ayağa küvetten çıkmak için ayağa dikildi adım attığında ayağının bağlı olduğunu bilmediğinden banyonun zeminine çakıldı  ve çenesini yere çarptı. Kanayan çenesini tutarak ayağındaki ipi çıkardı, tam ayağa kalkmak üzereyken banyonun kapısında yüzüne doğru nişan almış ateşe hazırlanan topçu birliğini gördü. Bu kabus olmalıydı, Top birliği komutanı’nın “Ateş! Ateş” emrinden sonra zor duyulan bir sesle “Ateş serbest” dediği yankılandı. Toplardan bazıları ateşi arka arkaya etmeye başladığında sırtına ve yüzüne çarpan mini top mermileri küçük mermilerden daha fazla canını yakmış sırtında ve yüzünde yanık ve yaralar oluşmuştu. Luigi yüzünü korumaya çalışarak doğruldu eline tekrar saplı duş fırçasını alarak topçu birliğine doğru savurarak bağırdı “Alın size” Toplar ve askerler sağa sola saçıldı. Arkasına aldığı küvet içerisinden sat komandolarının ateşlediği mermiler kıçını ve sırtını acıtıyordu.  Daha güvenli ve sakin bir yer bulmak için koridora çırılçıplak atladığın da daha büyük bir şaşkınlık içerisindeydi, yerde “Hurra” haykırışlarıyla saldıran deniz piyadeleri, hemen arkalarında tahkimat yapmış topçu birlikler. En arkada hala hazırlık yapan tank birlikleri görünüyordu. Tam o anda yan dönüp kapısını açarak ateşe başlayan bir helikopterden hafif arkasını dönerek yatak odasına doğru kaçmaya başlayan Luigi daha önce duvara dayadığı kısa namlulu pompalı tüfeği gördü hemen alarak kendisini yatak odasının zemine attı. Yerden nişan alarak ona doğru uçan helikopterin birisini vurdu helikopter, “May day, may day” diyerek sert zemine çakılıp yanmaya başladı. Luigi şaşkınlığı atarak ayağa kalktı diğer mermileri sırasıyla namluya sürerek mini askerlerin olduğu yerlere ateş etmeye başladı. Tablo bir anda tersine dönmüştü, etrafta kolu bacağı kopan askerler bağırıyordu. Tekme atarak ateş eden topçuları geçip, kapının yanında bulunan elbise dolabında bulunan pompalı tüfeğin mermilerini almalıydı. Koşarak kapıya ulaştı tam dolabın kapağını açmıştı ki karşısından iki adet F-16 Savaş uçağı roketlerini ateşleyerek yanından ses hızında geçti, roketin yüzüne çarpmaması için yüzünü kapattı. Patlamanın şiddetiyle Luigi balkona savruldu. Son saldırı da ağır yaralanmıştı, yüzünü kapattığı sol elinin parmakları artık yoktu, omzunda ikinci roketin geldiği yerde derin bir yara açılmıştı ve kanıyordu. Üstüne üstlük düşman hatlarının gerisine düşmüştü. Elinde tuttuğu tüfeğe ulaşması mümkün görünmüyordu, hem alsa dahi boş tüfek iş görmeyecekti. Bunun farkında olan piyadeler balkon girişini ablukaya almaya başlamıştı. İki F-16 balkona girmese dahi ileri ve geri uçuşlarla gözlem uçuşu yapıyordu. Kalan helikopter balkon ön kapısında piyadeler konum alana kadar güvenliği sağlıyordu. İleri doğru bakıldığında bir kaç askeri sağlık ekibi parçalanan askerin ve bozulan araçların parçalarını tekrar takarak tamir ediyordu. Durum açıkçası Luigi için pek iç açıcı görünmüyordu. Etrafa bakan Luigi karşı balkonuna baktığında boş zamanlarında uğraştığı hobi bahçesini ve orada kurumaya bıraktığı elbiselerini gördü. Karşı balkona ulaşabilirse hem elbiselere kavuşacak, hem de arka taraftan yangın çıkışından kaçabilirse daha sonra bu askerleri yok edebilecekti. Ancak karşı balkona ulaşmak için bina’nın dışını saran ince basamakta yaklaşık iki metre yürümek sonra balkon demirinden sağ eliyle yani tek elle tırmanmak zorunda kalacaktı.

Luigi kendi kendisine “Aksi taktirde küçük yamyamlar, beni çiğ, çiğ yiyecekler denemek zorundayım“ dedi. İlk adım çok kolay oldu tek eliyle bina dışında bulunan basamağa basıp yavaşça ilerledi, aşağıya bakmamaya çalıştı. Pencere kenarlarına güçlükle tutunarak sakince ilerledi, aşağıdan esen rüzgar dengesini etkilediğinde sıkıca cam çıkıntılara sarınarak son bir metreye geldi. “Başardım, başardım küçük namussuzlar” dedi. Bir, iki adım sonra oraya ulaşacaktı, sert esen rüzgar sonrası dengesini kaybeden Luigi aşağı düşecekken son bir çırpınışla balkon demirinden tutunmayı başardı. Zor bir biçimde hobi bahçesine tırmandı. Bu bahçe Luigi’nin Bonzai ağaçları ve tropikal küçük bitkilerden yaptığı  vahşi işinden arta kalan zamanların da Dünya üzerinde tek huzur bulduğu yerdi. Bu yer şimdi de hayatını kurtaracaktı. İlk önce kanayan elini ve omzunu sardı kanamayı durdurdu, apar topar kıyafetlerini giydi, sıra da evin içinden geçip salon penceresi önündeki yangın merdiveni girişini açmak ve aşağı kadar inmekti. Ayağa kalkıp kontrollü bir biçimde yavaşça bodur bitkilerinin arasından geçiyordu ki duyduğu çıt sesinden sonra büyükçe sivri bir dal gözüne çarpmasıyla yere yığıldı. Luigi eliyle yokladığında bir gözünü kaybettiğini anladı. Tekrar ayağa kalktı, gözüne çarpan şey bir bitkinin yaprağına bağlanmış sivri ağaç parçaları ve onu gerdirmek için kullanılan iplerdi. Sevdiği tropikal hobi bahçesi komandolar tarafından onun için ölüm ormanına çevrilmişti. Ninja komandolar borularla uyuşturucu iğneler atmaya başladı. Silahlar küçük olduğundan pek etki etmese de sersemletmişti üstelik karanlık balkon onun için dezavantaj’dı. Oradan bulduğu bir Bonzai ağacını kökünden söktü ağacı süpürge gibi kullanarak ilerliyordu. Güzel hobi bahçesi mahvolmuştu ama buna değerdi parçalanan komandolar balkondan aşağı ya da balkonda yere düşüyordu. Luigi yere düşen komandoları çıplak ayağıyla ezerek ilerliyordu. Bu parçalanan askerlerin sesini duymak Luigi’ye zevk veriyordu, Tam gülerek adımını attığı sırada bir acıyla yere yığıldı. Luigi ayağını kontrol ettiğinde sivri bir ağacın delerek diğer taraftan çıktığını gördü. Yere yıkıldığını gören bir komando, Tarzan’ vari bir hareketle yerde yatan Luigi’nin boğazına yakın bir yere atladı. Bu komando tasarlanırken sanki Rambo örnek alınmıştı. Kaslı, yarı çıplak, başında kırmızı bir eşarp bağlı, sırtında oku, kocaman komando bıçağı ile yenilmez savaşçı gibiydi. Ayağına batan mini mızrağı çıkarmakla ilgilenen Luigi, üzerindeki komandoyu son ana kadar fark etmemişti. Zaten kaslı minik dostumuz kör olan gözü fark ettiğinden  avını takip eden avcı gibi onu takip edip diğer gözün göremediği yerden ilerleyerek boğazına yaklaşıp bıçağıyla boğazında kesik açmaya çalıştığında yanmayı hisseden Luigi eliyle silkinip telaşla kaçmaya başladı.

Kırılan cam balkon kapısı ile salonun orta yerine düşü verdi. Kırılan cam parçaları vücudunun değişik yerlerinde bir sürü kesik ve yara açmıştı. Zorlukla ayağa kalktı, cam’a doğru ilerledi. Cama çok az kalmıştı ki gelen silah ve patlama sesleriyle tekrar kendisini yerde bulan Luigi artık Ninja komandoların verdiği sakinleştirici, çok fazla kan kaybetmiş olması ve aldığı yaralar onun tekrar ayağa kalkmasını engelliyordu. Yattığı yerden kendisine doğru ilerleyen tank ve piyade birliklerini görebiliyordu. Keskin bir dönüş yapan F-16’lar saldırı hazırlığın da olduğunu gösteriyordu. Son bir gayretle King kong gibi ayağa dikilen, Luigi Televizyon sehpası üzerinde bulunan büyük panel televizyonu kaldırabildiği kadar yükseğe kaldırıp kendisine doğru uçup roket yollayan F-16’lara doğru fırlattı. Hava da uçan televizyon hem atılan roketlere hem F-16 değdi. Yerde bulunan askerlerin üstüne düştüğün de tanklar ve topçu birliğinin olduğu yerden de büyük bir patlama oldu. Luigi eline aldığı sandalye’yi son hava birliği olan helikopterin tepesine indiriverdi. Kalan ve toparlanmaya çalışan askeri birlikleri ise acımasızca son bir gayretle ezerek parçalamaya başlamıştı ki biraz önce boğazına bıçak dayayan Kahraman komando, Luigi’nin üzerine dayandığı sağlam bacağında bulunan Aşil tendon’unu keserek yere yuvarlanmasına neden oldu. Sağ kalan birkaç asker süngülerini takarak bulabildikleri her yere saplamaya başlamışlardı. Luigi hala pencereye erişebilirse kaçıp yaşayabilirdi. Sürünerek pencereye kadar gelip camı açtı ve kendisini yukarı çekti. Artık kurtulmuştu dizlerinin üzerinde basamakları inmeye çalışıyordu bir metre ilerlemişti ki, Ceketinden eline ilerleyen, komandoyu fark edememişti. Bıçağı çeken komando bileğine derin bir yara açtı, elinde derin bir kesik oluştuğundan elini korkuluklardan çeken Luigi merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Hala ceketin kolunda olan komandoyu fark eden Luigi kolunu korkuluklar vurarak o hareketsiz kalana kadar buna devam etti, ceketin kolundan bacağı kopmuş, hareketsiz komandoyu çıkarıp merdivenlerin yukarısına doğru fırlattı. Yattığı yerden, kan akan kesiği bastırarak kanamayı durdurmaya çalıştı. Artık rahat bir nefes alıyordu bir yandan yaşadıklarını aklından geçiriyordu.

Yerde yatan Luig toparlanmaya çalışsa da artık ne doğrulacak gücü, ne de hali kalmıştı. Yavaşça sırt üstü korkuluklara doğru süründüğü sıra da üstündeki demir ızgara üzerinde metalik bir sesin onu takip ettiği duygusuna kapılıp dinledi. O durduğunda seste kesilmişti, derin bir nefes alarak korkuluklara başını dayayıp gök yüzüne bakarak kendi yaşadıkları aklına gelip “Ne çılgın bir gece ama” dedi ve gülmeye başladı. O sıra üst balkon demirinden bacakları sakatlanmış ama hala pes etmemiş mini komando elinde pimleri çekilmiş bir şerit el bombasıyla Luigi’nin burnunun üzerine atladı,  bacakları olmayan komando elindeki bıçağı tam burnunun üzerine sapladı. Yaşadığı acıyla Luigi avazı çıktığınca bağırmaya başlamıştı, sapladığı komando bıçağını orada bırakarak elindeki bombalarla Luigi’nin ağzına dalan mini komando’nun “Görev Tamamlandı (Mission Complete)” sözleri, ünlü tetikçinin son duyduğu kelimeler olmuştu. Ağzının içinde patlatan mini el bombaları onun hayatını sonlandırmaya yetmişti.

Ertesi sabah değişik yerlerde bulunan üç cesedin tek ortak yanı, birer kutu özel kurye ile teslim edilmiş tam set askeri oyuncaklardı. Storm Toys adına açılan cinayet davası dosyası asla kapatılamadı, ama rafa kaldırılması sağlandı. Diğer silah tüccarları ve mini askerlerin gerçekleştirdiği, mini operasyon milli güvenlik gerekçe gösterilerek örtbas edilip kaza ile ölüm sebep gösterildi. İtalyan Tetikçiye gelince cesedi otopsi yapılamadan yanlışlıkla krematoryum’a sevk edildiği anlaşıldı. Tabi bunun yanlışlıkla yapıldığına asla inanmadık gizli servisin bu işlerde parmağı olma ihtimali de var. Yaşananların ardından savunma bakanlığı robot asker projesini Hacker yani bilgisayar korsanlarının ilgisini çekebileceğinden askıya alındığını açıkladı ve bununla ilgili proje çizimlerine el koyarak çok gizli bir odaya kaldırdı.

Kimsenin bilmediği “Operation Phoenix” böylece sonlandı.

Alacakaranlık Hikayeler’ den

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir