Klasik Çocuk Masalları Listesi
27/07/2018
Nerede O Eski Bayramlar?
17/08/2018

Mumyanın Laneti

Mumyanın Laneti, Yıl 10 Aralık 1918 Salı, Sabahın erken saatleri 06:30 Yer İskenderiye Limanı:

Güneşin, altın tepsi gibi ufukta belirdiği, bulutların mavi gök yüzünde ki pamuk şekeri gibi bembeyaz asılı durduğu bir günde Denizin köpüklü dalgaları düzenli olarak kıyıyı dövüyor, martıların çığlıkları bu sessizliği bozuyordu.O sırada kıyı’ya yanaşan İngiliz bandıralı geminin buhar düdüğü kalabalık limanda yankılandı.

Geminin güvertesinde ellerinde valizleriyle bekleyen üç kişi dikkat çekiyordu.Yaşlı olan meşhur Arkeoloji Profesör sir Charles Pimpton, Asistanı Amerikalı genç, Bayan  Lisa Thinder,Burnu havada gözleri sürekli ufka bakan ukala tavırlarıyla duran genç adam,  Arkeoloji Öğrencisi Edward Shepard ellerinde valizleri ile geminin kıyıya uzattığı tahta köprüyü geçerek limana indiler.Uzun bir deniz yolculuğunun ardından nihayet karaya ayak basabilmenin mutluluğu hepsinin gözlerinden okunuyordu.

Profesör sir Charles Pimpton, yıllardır, Mısır arkeoloji üzerine çalışmaları ile tanınan, bu konuda pek çok fikir ve tez ileri sürmüş,Talihsiz bir hastalık yüzünden eşini beş yıl önce kaybettiğinden beri, kendisini işine vererek birçok kazılara katılmış. Sosyal çevresin de pek dostu olmayan, kimseyle fazla konuşmayan yaşlı aksi bir münzeviydi.Bundan iki yıl önce aldığı teklifle Cambridge üniversitesinde antik Mısır tarihi üzerine dersler veriyordu.

Asistanı Lisa Thinder, Amerikalı olduğunu aksanından belli ediyordu. Lisa henüz bir yıldır bu okulda bulunmasına rağmen yıllardır, bu eğitimi almış öğrencilerden daha merakla sir charles’ın derslerine katılıyor. Ders sonrası onun araştırma ve yazılarına yardımcı oluyordu. Parlak bir öğrenci olarak, bu gezi programı Profesörün önüne geldiğinde hemen tereddütsüz Lisa’ya bavullarını hazırlamasını söylemişti.

Edward Shepard, İse tam bir baş belasıydı. Avam kamarasında önemli bağlantıları olan İskoç asıllı Lord Bernard Shepard’ın Tek Oğlu ve mirasçısıydı. Miras yedi demek daha doğru olurdu. Lord Bernard etrafında eli sıkı birisi olarak tanınırdı ama oğlu tam tersi savurgan, başına buyruk, serseri yani tam baş belasıydı.

Babasının zoruyla gittiği Oxford gibi saygın bir üniversiteden atılmış, yine babası sayesinde Cambridge üniversitesinde tarih bölümünü rahat bitireceği düşüncesiyle gönderilmişti. Lord Bernard çok acımasız bir insan olarak bilinirdi. Bu konuda kendi oğluna bile acımamış şimdiye kadar tanıdığı imkân ve toleransları üniversiteyi bitirene kadar askıya almıştı. Üniversite bitene kadar beş kuruş para vermeyeceğini, hatta mezun olamaması halinde miras ve isminde faydalanamayacağını söyleyerek oğlunu kapının önüne koymuştu.

Bu geziye katılanlara okulun verdiği parayı elde edebilmek için okulda türlü entrika ve tehditler sonunda adını ilk sıradan yazdırmış, fakat Profesör Charles’ın tüm ret çabalarına rağmen Asil bir aileden gelmesi ve istekli olması gösterilerek bu geziye katılmasının kendileri açısından da iyi olacağını söyleyerek Profesör Charles ikna etmişlerdi. Lord Bernard’ın en azından adam olur düşüncesiyle siyasi baskı ile işe ön ayak olduğu akla yatkın geliyordu.

İskenderiye limanın ayak basar basmaz, 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliğinden pırıl pırıl kıyafetleri ve simsiyah boyalı botlarıyla bekleyen genç, Teğmen John Stuard karşıladı. Tanışma faslından sonra Profesör Charles;

-Sizin karşılayacağınızı bilmiyordum Teğmen.

-İnanın Profesör bizimde yoktu. Yukarıdan gelen emirle her konuda size kolaylık sağlamamız istendi.

Teğmen John, mahiyetindeki askerin yardımıyla bir kamyona yükletti. İki araçtan öndekine kendisinin kullandığı öndeki üstü açık araca profesör ve yardımcılarını bindirerek Kahire’ye doğru yola çıktılar. İskenderiye Karnak arası yaklaşık 2 gün sürmekteydi. Eğer Araba ile gidile bilseydi bir gün sürmeden gidilebilecekken, modern araçlar bile çöl kumunu aşamıyordu. Bu sebeple Kahire’ye üç saatlik araç  yolcuğu ile varıldıktan sonra ihtiyaç duyulabilecek şeyleri temin edip iki gün sonra yola çıkacaklardı.

Sıcak ve kavurucu üç saatlik yolculuk sonrası küçük konvoy, Birlik Karargâhına çevrilmiş bir otelin önünde durdu. Araçtan inen teğmen John Birlik komutanı Albay Thomas Nelson’un odasına kadar onlara eşlik etti. Albay Nelson teğmene

-Teşekkürler teğmen dedikten sonra teğmen topuk selamı vererek odadan çıktı. Albay Aşağı yukarı profesörle aynı yaşlarda beyaz saçlı sigara içtiği sararmış bıyıklarında anlaşılıyordu bıyıkları burgu şeklinde yukarıyı işaret eden bakımlı bir İngiliz beyefendisi idi. Albay masasına oturup sandalyesinin yönünü Profesöre doğru çevirdi.

-Profesör sanırım hatırı sayılır, mevkilerde dostlarınız var. Dün sabah elimize ulaşan mektupta Kralımız VI George’un mührü var. Size istediğiniz her imkânı ve kolaylığı sağlamamız hususunda bizzat kıramayacağımız bir rica yazısı göndermiş, bu sebeple neye ihtiyacınız varsa bana iletebileceğiniz gibi teğmen John ve iki adamı mahiyetinizde emrinize amade olacaklardır.

-Çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim Albay, Fakat benim öyle fazla üst düzey tanıdıklarım yok, Üniversitemizin bu yönde girişimleri olmuştur.

Bu sıra sessizce oturan Edward atıldı:

-Bu bizim yaşlı kurdun işi olmalı.

-Muhtemelen Albay, genç Edward, Lord Bernard’ın varisidir. Okulumuz öğrencilerindendir. Bu araştırma gezimize Okulumuzun tavsiyesi üzerine dahil edildi.

Albay önce bıyığının ucunu burarak düşüncelere daldı. Sonra ayağa kalkarak  arkasında bulunan pencereden bakarken, sigara tabakasından bir sigara çıkarıp yaktı.

-Durum anlaşıldı. Profesör siz ve arkadaşlarınız yorgun olmalısınız. Teğmen sizlere kalacağınız odaları göstersin.

-Teşekkürler Albay iyi olur gemi yolculuğu baya bir sarsıcıydı.

-Teğmen!! Diye bağırdı. Kapı önünde bekleyen teğmen içeri girerek sertçe ayağını yere vurdu.

-Teğmen Profesöre ve dostlarına kalacakları odaları gösterin.

-Emredersiniz komutanım dedikten sonra Kapının yanında oval biçimde çıkılan merdivenlerden üst katta bulunan loş koridora çıkıldı. Teğmen herkese odalarını gösterdi.

-Ben hepinizin valizlerini odalarınıza koydurttum. Bir şeye ihtiyaç duymanız halinde ben aşağıda çalışma odamda olacağım. Girişteki desk te her zaman bir haberci askerimiz bulunmakta gerekli emirler verildi. Onlara iletmenizde yeterli olacaktır. Bu arada unutmadan,

Akşam Yemeği 19:00 da

Sabah Kahvaltı 08:30 da olacak, Ancak bu günkü akşam yemeğini Albay sizin onurunuza özel hazırlattığı en üst katta bulunan Roof Bar’da olacak. Lütfen gecikmeyin Albay zaman konusunda çok  titizdir.

Profesör teşekkür ettikten sonra teğmen oradan ayrıldı. Herkes dinlenmek üzere odasına çekildi. Akşam Profesör en şık elbisesini giyerek odasının kapısını kapattı. Basamakları yavaşça çıkarak yön gösteren küçük tabelaları takip etti.

İki kat yukarı çıktığında iki kanatlı beyaz büyük bir kapı vardı iterek açtı. Güzel bir şekilde ışıklandırılmış terastı ve ılık bir akşam esintisi yüzüne vuruyordu.

Ortada bulunan masada Albay elinde bir kadehle gülümsüyor. Profesör asistanı Lisa şen kahkahalar atıyordu. Albay profesörü görünce yüzü daha ciddi bir tavır aldı elindeki bardağı masaya bırakıp ayağa kalktı, ceketinin kenarını ve kemerine takılı silahını düzeltip.

-Hoş geldiniz Profesör

-Teşekkür ederim, Albay hoş bulduk, Bayan Lisa görüyorum ki erkencisiniz.

-Evet, Profesör Odam da yapacak daha iyi bir şey bulamayınca erkenden geldim. Albayla gezimiz hakkında sohbet ediyorduk.

Profesör başını salladı. Elini giydiği yeleğin cebinde zincirle bağlanmış cep saatine atıp kapağını açtı. Kapağın içinde bir kadın resmi bulunmaktaydı. El yazısı şeklinde kazınmış bu yazıda “Biricik aşkım Charles’a” yazıyordu. Albayın da gözüne ilişen bu yazı;

-Eşiniz mi profesör? Çok hoş bir bayana benziyor.

-Evet eşim di.

-Oh çok üzgünüm ayrıldığınızı bilmiyordum özür dilerim.

-Sorun değil Albay, Yalnız ayrılmadık, beş yıl önce ölüm onu benden kopardı.

-Sanırım arka, arkaya pot kırdım patavatsızlığıma bakmayın Profesör affedersiniz.

Lisa söze atıldı.

-Evet belki ölüler kitabı bu işe çare olabilir asıl hedefimiz. Bu kitabı ve gizlendiği lahitti bulabilmek.

Profesör azarlar gibi bir ifade ile Lisa’ya dönerek,

-İşimizin detayları bizi ilgilendirir, Bayan Lisa Albayı bu detaylarla sıkmayalım.

-Bilakis profesör uzun yıllardır görevim dolayısı ile ülkeme dönemediğim için böyle şeylere aşinayım. Antik Mısır konusu beni ayrıca cezbediyor.

Köşede bulunan ve kocaman bir sarkacı olan saat Tam akşamın yedisi olduğunu gösterdiğinde , gong sesi yedi kez çalarak bunu ilan ediyordu. Yani askeri usuldeki söylenişi ile 19:00 dı. Barın arka kısmındaki kapının iki kanadı birden başında sarığı ile koşturan bir çocuk tarafından açıldı. yine başında süslü bir sarıkla bir adam yemeklerin olduğu tekerli arabayı itiyordu. Profesör şaşkınca

-Albay Hindistan’a özgü bir kıyafet sanırım

-Çok doğru Profesör Souhil khan ve oğlu shahruk Hindistan demir yollarındaki görevimden beri benimle birlikteler.

-Demek orada da görev yaptınız.

-Afrika keşif birliğinde başladığım görevimde, Çin, Hindistan ve nihayet Mısır.

-Ben burada kazı faaliyetleri için defalarca başvuru yaptım. Osmanlı’nın sözü burada geçerken defalarca ret ettiler.

-Bu işin en güzel yanı onların artık geri çekilerek buranın kontrolünü bize bırakmaları. Artık her türlü evrak ve izin bizim onayımızdan geçiyor.

Hintli adam ve çocuk tabakları hazırlamaktadır. Profesör kızgınca

-Aptal çocuk nerede kaldı?

-Affedersiniz profesör anlayamadım

-Kusura bakmayın baş belası Ed ortada yok ona kızıyordum, sorumsuz ve başına buyruk birisi

-Anlıyorum

O sıra çatı kapısı açıldı. Edward gömleğinin düğmeleri yarı açık, pantolonunu düzelterek içeri girdi.

-Sanırım bu kez yemeği kaçırmadım. Lisa ona yer açarak sandalyesini Albaya doğru çekerek

-O evet tam vaktinde geldin

-Souh hadi servise başlayın. Souhil khan başıyla onu onaylayıp tabaklara yemekleri doldurdu. Servisi yaptı, Oğluyla bir kaç defa mutfağa işi biten servis takımlarını götürdüler.

-Albay Ofisinizde gördüğüm silah ve yerdeki postlardan av merakınız olduğunu sanıyorum.

-Çok haklı ve iyi bir gözlemcisiniz. Onların hepsi ayrı bir hikaye, Şömine üzerindeki fil dişi ve doldurulmuş aslan, yerdeki zebra postu Afrika, Duvarda asılı yaban domuzu ve ayı Çin, Bengal Kaplan postu, içi doldurulmuş yılan Hindistan’dan.

-Çok ilginç korkusuz olmalısınız Albay

-Bayan Lisa ben hiç o kadar aptal olmadım. Hep korkarım ama İngiliz serinkanlılığı sayesinde hep başarırım.

-İyi bir nişancı olmalısınız?

-Evet, Profesör, Bengal kaplanını tek atışta indirdim ama bu atış bile Souhil khanın eşini yine de kurtaramadı, çocuk yaralı kurtuldu. Bengal Kaplanları tam bir ölüm makinesidir.

-Sizde çocuğu ve adamı yanınıza mı? aldınız

-Evet aynen öyle,Onlarda kalmak istediler köle değiller sonuçta

Edward hiç konuşmadan tıkınırken birden ağzındakileri sağa sola püskürterek

-Yaşlı kurt her zaman, Britanya kölelikle yükselmiş ve yükselecektir der. Albay şaşkın:

-Ohh! anladım yaşlı kurt babanız Lord Bernard olmalı.

-Höhehe!  Evet tam ondan bahsettim, lanet duygusuz herifin birisidir. Lisa söze girdi.

-Ed bu kadar acımasız olma

-O moruk kendi oğluna bile acımaz.

Bir anda değişen sohbet ve konuşma yerini tuhaf bir sessizliğe bırakınca konu değişmesi için Profesör.

-Albay çok uzun kalmayacağız üç gün içerisinde kazılara başlamak istiyorum

-Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?

-Teşekkür ederim, gerekli ödeneği üniversite karşıladı. Eşyaların taşınması ve kazı işleri için on kişi yük ve bulduklarımızı taşımak için yaklaşık yirmi deve, biraz kurutulmuş et, gelirken getirdiğimiz biraz konservemiz var. En önemlisi susuz kalmamak için iyi bir rehber.

-Bunlar kolay teğmen hepsini halletmenize yardım edecektir.

-Tek bir şey kaldı Albay bulduklarımızın ne kadarını? Ülkemize götürebiliriz. Yazışmaları aylar önce yaptım ama bir dönüş olmadı.

-Sanırım o işi ben sabah müze müdürü Mahmut efendiyi çağırarak halledebilirim

-Çok teşekkürler Albay

Gecenin geri kalanında çok bir olay olmadı. Üç gün sonra her şey ayarlanmıştı. Profesör vedalaşmak için Albayın yanına kapıyı çalarak girdi.

-Albay Yola çıkmak üzereyiz vedalaşmak üzere geldim.

Albayın karşısındaki koltukta esmer fesli iri yarı göbekli bir adam oturuyordu. Albay elinde mühürlü bir zarf vardı. Albay elindeki zarfı Profesöre uzatarak.

-Buyurun, bu benden istemiş olduğunuz Kahire Müzesi kazı izin belgesi

-Dostumuz Kahire müzesi müdürü Mahmut Bey bu konu da çok yardımcı oldular. Artık bir engeliniz kalmadı yola çıkabilirsiniz.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

16 Aralık 1918 Pazartesi, Akşam üzeri, Uzun ve yorucu iki günün ardından akşam hava kararmadan kazı bölgesine ulaştık. Profesör çadırları hakim ve yüksek bir tepenin üzerine kurdurdu. Yanlarında yardımcı ve gözlemci olarak bulunduğumu kurulan çadırın korunaksız olduğu yönündeki uyarılarıma rağmen profesörün kararını değiştiremeyince kamp alanın karşısındaki uzak bir yere teçhizat ve eşyalarını indirip emniyete aldırdım.

Mahiyetimdeki iki askere, Konaklama bölgesini güvenli bulmadığımdan için sert zemin üzerine kendi çadırlarını kurulmasını emrettim. Dal ve taş parçalarını çadırın arka kısmına yığarak korunak haline getirdik. Daha sonra bunları sağlamlaştırmaları için kürekle kuma gömdürdüm. Böylece çadırın arka kısmı mermi geçirmeyecek kadar sağlam oldu. Dışarıdan olabilecek saldırıda fark edilmesi de mümkün değil. Cephane, silah, yiyecek ve bir miktar temiz suyu buraya depolanmasını sağladım. Bu arada işleri bittiğinde Tercüman onbaşı Richard ve er Curtis yorgunluktan yere yığıldı askerlerin elbiseleri ter ve kum karışımı ile sırtlarına yapışmıştı. Gece yakılan ateşin etrafında kazıcılar şarkılar söyleyip tef çaldılar yerel danslarını yaptılar. Profesör, ben ve ekibin geri kalanı tepenin üstünde daha mütevazi yanan ateşin yanına oturup sohbet edip dansı seyrettik.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

17 Aralık 1918 Salı, sabah ilk ışıkları çadırların içine kadar girdiğinde belirlenen dört noktada birden kazı çalışmaları başlamıştı bile güneşin kavurucu ışıkları öğle vakti dik düştüğünden çalışmaya elverişli değildi, hava akşam serinliğine yerini bırakma emareleri gösterdiğinde kazı tekrar başlamıştı. Bu çalışma hava kararıp göz gözü görmeyene kadar devam etti. İlk beş gün işler böyle devam etti, bir işçiyi dizinden akrep soktu kazıcı sayısı bir kişi eksilmişti. Bölge sakinleri için akrep sokması olağan bir durum sayıldığından ne yapacaklarını biliyorlardı. Akrebin soktuğu yer hemen bıçakla çiziliyor. Zehir’in dışarı akması sağlanıyor bir kişi bir miktar kanı emip tükürüyor. Temiz bir parça bez sarıp hasta gölgede dinlendiriliyordu. Söylenenlere göre bazen bu işe yaramaz ise ateşlenen hasta sabahı göremiyormuş. Aynı akşam işçi ateşlendi öleceğini düşündük alnındaki terler boncuk gibi süzülüyordu. Sayıklıyor ve bilmediğimiz şekilde dua ediyordu.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

19 Aralık 1918 Perşembe, Güneş parlak ışıklarını gösterdiğinde çalışma çoktan başlamıştı. Çünkü öğlen sıcakta kazı yapan işçiler ne kadarda alışık olsalar. Çalışamıyorlardı. Bu arada akrebin soktuğu işçinin çalışamamasına rağmen ölmemesi bizleri sevindirmişti. Profesör açılan kuyulardan ikisinde kazının durdurulmasını söyledi. Her hangi bir vukuat yoktu sakin bir gece geçirdik.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

20 Aralık1918 Cuma sabahı güzel başlayan gün çıkan fırtına ile tam bir kâbusa döndü. Profesörün çadırı fırtınaya kapılıp gitti işçilerin kaldığı büyük çadırın birçok yeri yırtıldı. Buna rağmen iki çadır sağlam kaldı. Bayan Lisa ve Edward’ın kaldığı çadır. Profesör ve Edward mecburen aynı çadırda kalmaya başladılar işçiler kendi çadırlarını tamir ettiler. Bütün çadırları bu defa benim çadırıma yakın daha önce gösterdiğim yerlere taşıdık. Bu fırtına boyunca hazırlattığım ikmal çadırı sökülmemesine rağmen yırtılmadı kaya gibi ayakta kaldı. Çadırın üstüne koyduğum ağaç destek ve desteklerine atılan kumlar çadırı korumuştu aynısını diğer çadırlara da uyguladık.

Tüm bunları yapmak bir günümüze mal oldu.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

22 Aralık Pazar, İki gündür kazısı devam eden yerlerden birisinde işçiler bağrışmaya başladı. Hep birlikte oraya koştuk, gördük ki bir heykel ve kırık bir kitabe vardı. Yazılarını okuyamadık, kazıya devam ettik ama bir kaç kırık çanak dışında başka bir şey bulamadık. Bu kuyudaki kazıyı da sonlandırdık, elimizde tek kuyu kalmıştı. Profesör bulduğumuz bir kısmı kırık heykelin kolunun gösterdiği yönde yaklaşık elli metre kadar ileride yeni bir kazıya girişmek istiyor.

Profesörün işaretlediği yer daha önce kazıya son verdiğiniz yerden bir kaç metre uzaklıkta, işçiyi akrebin soktuğu yer sanırım burasıydı. Bu arada işçi iyileşip tekrar kazı ekibine katıldı, Bulduğumuz kırık heykelden sonra en büyük haber bu olmalı. Yarın profesörün gösterdiği yer kazılmaya başlanacak.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

Yeni yıla bir kaç gün kalmıştı. Akşam Profesör, Lisa, Edward ve teğmen John ateş başında yemek yerken kazı hakkında konuşuyorlardı. Teğmen John Stuart derin bir iç çekti.

-Çöl ve sıcaktan bıktım keşke Noel de evimde ailemle olabilsem

-Uzun zamandır mı? ordudasınız teğmen

-Bayan Lisa,1915 baharında orduya gönüllü olarak katıldım. O sabah annem gözyaşlarıyla uğurladı. Onları ancak iki ay önce izin alarak görmem mümkün oldu.

-Orduya katılmak için aptal olmak lazım.

-Ed, seni birçok kez uyardım haddini aşıyorsun, Kusura bakmayın Teğmen, Edward hep aklından ilk geçeni söyler.

-Önemli değil profesör

-Evet, Profesör haklı, Teğmen sizi eleştirmek istemedim, Savaşlar asla olmamalı.

-Anlıyorum bay Edward.

-Size ailenizin Noel’i kadar da olmasa bir eğlence düzenleyelim. Siz ne dersiniz profesör?

-Evet, aslında bakarsanız eşim öldüğünden beri bu tür bir etkinliğe katılmadım. Olabilir bu konuyu size havale ediyorum bayan Lisa.

-Tamam, o zaman yarından itibaren başlarım, çok güzel olacak dedi ve fırladı ve koşarak çadırına gitti.

Profesör başını salladı.

-Kadınlar hepsi aynı sanırım.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

26 Aralık1918 günlerden Perşembe kazı tüm hızıyla devam ediyor. İşçilerin  öğleden sonra kazı sırasında döşenmiş parke taşlarının bulunması herkes tarafından heyecanla karşılandı. Profesör Pimpton kazılarda eserlerin zarar görmemesi için itina ile kazılması talimatını verdi.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

27 Aralık 1918 Cuma, yeni yıla dört gün kaldı. Kazı tüm hızıyla devam ediyor. Lisa bütün gün çadırında yeni yıl akşamına hazırlanıyor. Bulduğu bir çalıyı renkli kağıt ve kumaşlarla çam ağacı gibi süsledi. Altına hediye paketleri koymayı da ihmal etmedi. Tanrının unuttuğu bu yerde nasıl bir hediye bulacaksa merak ediyorum.

Su sıkıntımız yok, yakınlarda bulunan kuyudan her iki üç günde bir işçiler tarafından sağlanıyor. Askerlerden er Curtis’i bu işle görevlendirdim, gözünü açık tutması konusunda uyardım. Bizi zehirleyebilirler bu kara fellahlara güvenmiyorum. Gözüm üzerlerin de az uyumaya çalışıyorum sık sık geceleri kontrol ediyorum.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

30 Aralık 1918 Pazartesi,  işçiler her sabah erken saatlerde çalışmaya başlıyor, fakat Profesör ‘ün eserlere zarar vermesinden korkması işçilere müdahalesi hızımızı baya etkiledi. İşler çok yavaş ilerliyor sanırım uzunca bir süre burada bulunacağız. Bulduğumuz taş yol daha önce bulduğumuz kırık heykeli bulduğumuz yerle kesişiyor.Profesör büyük bir keşfin eşiğinde olduğumuzu söyleyip duruyor.Ona inanıyorum, o ne yaptığını bilen bir adam.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

 

O akşam Profesör neşelenmişti, Yanında getirdiği şampanyayı açtı. Lisa buna çok kızmıştı ve dile getirmekten çekinmedi.

-Profesör Pimpton, Bu yaptığınızı yakıştıramadım. Yarın yapacağımız kutlama için elimizde ayırmıştım ben onu  şampanyalardan birisini açtınız. En azından bana sormalıydınız.

-Endişelenme Lisa, Bu günü kutlamalıyız. Adımı tarihe yazdırmak üzereyim. Tüm hayatımı adadığım Antik Mısır tarihi denilince Profesör Pimton Geçmesi hayalimdi Eğer mumya, hazine ve eser çıkması halinde Üniversite ve sponsorumuz British Museum  onların bir ay boyunca evimde sergilenmesine izin vereceğini söylemişti.

-Tebrikler

-Teşekkürler teğmen

-Meşhur birisi olacaksınız, gazeteler sizden bahsedecek

-Evet muhtemelen Ed fakat bu meşhur olmak için değil, hep hatırlanacak olmanın hazzı paha biçilmez.

Profesör bardakları dağıttı: Profesöre kızan Lisa biraz gönülsüzce aldı.

-Profesör merak ediyorum, ne bulacağız? yada düzeltiyorum, ne bulmayı umuyorsunuz?

-Sevgili Teğmen, Prens yada Firavun ailesi mensuplarından birisi olabilir. Bu heykel ve yollar ve Karnak tapınağı yakınları bu kadar özel bir yere başka kim gömülebilir.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

31 Aralık 1918 Salı, Sabah’ı yeni bir yıl yeni umut, Bayan Lisa güzel yemekler ve yiyecekler hazırlamaya erkenden koyulmuş, Kazı ekibi çalışmalarına çoktan başlamıştı.

Çok yorgun olduğumdan bu sabah biraz geç kalktım, belki gece profesörün verdiği şampanyanın etkisi olabilir.

Bu öğleden sonra kazı ekibi heyecanlanınca bende kazı alanına indim. Daha önce bulduğumuz heykelin parçalarından, birisi bulundu bu baş kısmındaki kitabe kısmı, bir kaç saat sonra  kırık olan kolu ve elin bir parçası, Akşam üzeri kırık başın kalan kısmı bulundu.

Bu gayretle çöl kumları altından çok muntazam döşenmiş parke yüz metre kadar yol açığa çıktı. Akşam profesör parçaların heykele uyduğunu, heykelin bulunduğu konumdan bir yeri işaret ettiği sonucuna vardı. Kazdığımız yeri bırakarak zıt istikamette kazmamız gerektiğini söylüyor. Eğer Profesör yanılıyorsa işimiz çok uzayacak

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

O akşam müthiş yemekler ve kutlama vardı. Lisa’nın işçilerinde davet etme fikrine teğmen karşı çıktı. Edward teğmenin bu fikrini destekledi. Profesör bu konuda ses çıkarmadan köşe de oturdu, Lisa tüm gece somurtup oturdu pek konuşmadı, Tatsızlaşan masa da teğmenin mahiyetindeki askerler çekindiklerinden veya aldıkları emirlerden dolayı olmalı ki, yemekten sonra bir bahane ile hemen “İyi geceler” dileyerek ayrıldılar ve başka hiç bir kelime etmediler. Gecenin ilerleyen saatlerinde içilen şarap şampanya herkesi etkilemişti. Sadece profesör kontrollü olarak içmekteydi. Çakır keyif olan Edvard

-Hey Charles sen neden bizimle içmiyorsun?

-Teşekkürler ed ben yeterince içtim kazı konusu kafamı kurcalıyor düşünüyorum.

-Bu akşam neşelenmelisiniz profesör bu akşam noel hadi!

-Evet teğmen haklısınız galiba

-Hadi hediyeleri açalım mı? artık dedi Lisa

-Hediyeler mi? bu dağın başında

-Ed biliyorum kimse bir birine bir şey almadı ama ben herkese bir şeyler hazırladım umarım beğenirsiniz.

-Şey aslında bu tam doğru sayılmaz ben sizin için bir şey hazırladım ama beğenmeyeceğinizi düşündüğümden vermeyi düşünmüyordum dedi teğmen ve kalkarak çadırına gitti. Bir süre sonra bez parçasına sarılı kurdelesi kırmızı eski bir bezden acemice bağlandığı çok belli iki avuç büyüklüğünde bir paketle geldi.

-Bayan Lisa umarım beğenirsiniz, paket için uygun kağıt bulamadım lütfen kusura bakmayın.

-Teşekkürler teğmen dedikten sonra bir yere yetişir gibi acele ile bez paketi açtı içerisinden deri kemer çıktı. Lisa kemeri açınca küçük cepleri olan her cepte farklı bir araç bulunan hassas kazım takımları bulunuyordu. Hatta birisinde temizleme fırçası da vardı. Lisa teğmenin boynuna sarılıp yanağına öpücük kondurdu.

-Çok güzel bir hediye dedikten sonra her kesin eline birer itinalı ve şekilde paketlenmiş birer hediye tutuşturdu.

-Böyle bir duruma düşeceğimi bildiğimden kurdele ve paketleri Kahire’den ayrılmadan yanıma almıştım.

-Çok düşüncelisiniz küçük bayan

Profesör hediye kutusunu açtığında içerisinde sıkıca sarılmış bir don perignon 1886 yazan şampanya yanında üzerinde havana yazan puro buldu, teğmen bir kovboy şapkası, Edward ise cepte taşınabilir ışıl, ışıl parlayan içerisi kanyak dolu yassı bir metal şişe bulunuyordu. Bayan Lisa açıkladı.

-Edi sen çoğu zaman ayık bile gezmiyorsun en iyisinin her zaman taşıyabileceğin bir şişe olacağını düşündüm. Teğmen siz çalışmalara her katıldığınız da enseniz yanıyor. Kullandığınız şapka bu işe uygun değil o yüzden Amerikan tarzı bir şapka iyi olur diye düşündüm. Profesör tarihe adınızı yazdırmak üzeresiniz elimizdeki tüm şampanyalar bitti.Bu şişe bana hediye edilen bir şampanya sigara içmediğinizi bildiğim halde kutlama purosu da ilave ettim sanırım yakında bu şişeyi açacağız. Profesör ayağa kalktı ve nazikçe gözleri sulanmış ağlamaklı

-Teşş.. Teşekkürler Lisa bana eski günlerimi hatırlattınız. Diyerek arkasını döndü çadırına yöneldi, ama herkes göz yaşlarını saklamak için arkasını döndüğünü zaten fark etmişti. Edward kahkaha atarak

-Zavallı ihtiyar ne kadar da duygusalmış.

-Seni ruhsuz adam diyerek Edward’ın üzerine yürüyen Lisanın önüne teğmen geçince Lisa’da çadırına gitti. Bir süre oturan teğmen de çadıra gitmenin iyi olacağını düşünmüş olmalı ki kalkıp çadırına gitti. Tek başına ateş başında oturan Edward ise alkolün etkisiyle sızmıştı. Ertesi sabah kimse erken kalkmadığından kazı başlamamıştı. Uyanan profesör

-Bu günlük herkes izinli dinlenin yarın zor bir olacak dedi. Tercüman olan onbaşı Richard onların diline hemen çevirdi. Her kes bir anda dağıldı gölgelere çekildiler.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

01 Ocak 1919 Çarşamba, Yeni yılın ilk günü dün gece yaptığımız küçük çaplı Noel kutlaması tatsız şekilde noktalandı. Edward soylu bir aileden gelmesine rağmen davranışları uygunsuz ve çok tembel gün boyu çadırların gölgesinde oturuyor içki bulursa içiyor Tanrının ıssızlığında, bu kadar içkiyi nereden? Bulduğunu bilmiyorum. Profesörle yıldızının barışık olduğunu sanmıyorum. Bayan Lisa ise herkesle uyumlu bir çalışma içerisinde kadın haliyle kazı çalışmalarına canla başla katılıyor. Tüm Amerikalı kadınlar böyle mi? bilmiyorum tanıdığım ilk ve tek Amerikalı Değişik bir cazibesi var.

Yeni yılın ilk günü kazı ekibi işçilerinin dinlenmesi için profesör herkesin dinlenmesini istedi. İsabetli bir karardı. Geldiğimiz günden beri Araplardan ne kadar hoşlanmasam da çok iyi çalıştılar. Bence onlarda dinlenmeyi hak etmişlerdi.

Yiyecek stoğumuz gittikçe azalmakta bu hızla devam ederse bir haftaya tükeneceğini hesapladım. Bayan Lisa’nın Noel hazırlıkları için yaptığı harcama en az üç gün daha yetecek yiyeceğin bir günde bitmesine neden oldu. Bir kaç gün sonra üç işçi ve bir askeri yiyecek için en yakın ikmal bölgesine göndermeyi planlıyorum.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

 

Beş gün geçmişti işçiler bir duvar buldukları için heyecanlanmış bağırıyorlardı. Profesör, Edward, Lisa bulunan kalıntının başında bunun aradıkları şey olduğuna kesin eminlerdi. Profesör duvarın etrafını kazma yerine tahta çubuklarla kazılmasını böylece duvar üzerindeki yazıların tahrip edilmeden temizlenebileceğini söyleyince işçiler kendi dillerinde bağrıştılar. Teğmen tabancasını havaya ateş ettikten sonra olayı tercümanıyla konuştu.

Bir kısmı uğursuzluk işareti olduğunu söylediğinden kazmayı ret ediyor. Bir kısmı ayrılma konusunu düşünüyordu.

-Bu kazı bitmeden kimse buradan ayrılamaz ayrılanı vururum diye bağıran teğmenin konuşması işe yaramış görünüyordu. Herke işine döndü ama işler iyiden iyiye yavaşlamıştı.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

06 Ocak 1919 pazartesi, Bu sabah işçiler yapılan kazı ve keşfimiz sonrası huzursuzlanmaya başladılar. Olay çığırından çıkmadan havaya ateş açarak kontrolü ele aldım. Komutam altındaki iki askeri tüm yiyecekleri saymakla görevlendirdim, eksilen ve hasar gören konserveleri envanterden düştüm. Durum pek parlak değil yarın sabah üç işçi ve er Curtis’i yanlarına beş deve ile en yakın ikmal birliğine göndereceğim. Kum fırtınası çıkmaması halinde iki günde döneceklerini sanıyorum. Yiyecek ve tayınları yarından itibaren azaltacağım, bu bizi maksimum beş gün idare eder.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

07 Ocak 1919 Salı, Sabah azalan yiyecek sıkıntısından dolayı imzamı taşıyan, talep yazısıyla Er Curtis’le birlikte üç işçi ve beş deveyi birliği ikmal birliğine tedarik için gönderdim. Kalan işçiler kazıya devam ediyor.

Akşam, üzeri yeni bir keşif hepimiz heyecanlandırdı. Açığa çıkan tünel muhtemel bir anıt mezarın girişi  profesör geç saatlere kadar yanına aldığı işçilerle tünel girişini açmaya çalıştı yemek bile yemeden yattı o hepimizden heyecanlı olmalı.

Çalışmalar çok yavaş ilerliyor. Gece karanlığında iki işçi kamptan iki deve bir miktar yiyecek çalarak kaçmışlar. Sanırım bulunan mezarın uğursuzluğu herkesi korkutuyor. Onları aramak, peşlerine düşmek tam bir zaman kaybı.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

08 Ocak 1919 Çarşamba, Profesör iki gündür gece ve gündüz yaptığı kazı sonucu tünelin sonuna ulaştı. Bizim için çok büyük sevinç kaynağı oldu. Açılan küçük delikten içeri giren profesör fakat profesör içeride önemsiz bir mumya ve bir kaç kalıntı dışında bir şey olmadığını söyledi. Deliğin genişletilmesinden sonra ekiple birlikte bende içeri bir göz atacağım.

Öğleden sonra ikmal birliğine giden asker ve işçiler geri döndüler. Bu sayede bir ay kadar yetecek yiyeceğe kavuştuk, neler yok ki; tütsülenmiş balık, konserve yiyecek çeşitleri, şekerleme, un, tuz, kaybolan çadırımızın yerine yeni bir çadır bir miktar kumaş, el aletleri

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

O akşam ekip ve teğmen ateş başında Profesörle sohbet ediyordu. Lisa merakla sordu

-İçeride ne var profesör?

-Lisa görebildiğim kadarıyla önemsiz bir kaç ıvır zıvır. Dikkatli bakamadım o karanlıkta gördüklerim, bir mısır teknesi, bir sürü heykel ve kavanoz, mumyalanmış kedi, oturmak için büyük bir taht, yelpazeler, Lahit içerisinde ne olduğunu? bilmiyoruz gün ışığı girdiğinde hepsini numaralandırıp listeleyeceğim.

-Kolye Altın para gümüş bile mi? yok

-Ed, ed oh beni kızdırıyorsun, biz akademisyeniz, ve okulumuz adına burada bulunuyoruz. Hazine kısmı ile yağmacılar ilgilenir.

-Şey profesör olsa fena olmaz ha ?

Profesör başını sallayıp çadırına çekildi. Edward’da teğmenin dikkatini çeken bir değişiklik vardı. Edward bir süredir artık içtiği gibi sık sık Lisa ile fısıldaşıyordu. Lisa ise her zaman onu tersleyen bir görüntüye sahipti. Çadırın biraz ilerisinde olan manzara aynen bu şekildeydi.

-Yeter artık beni rahat bırak aptal

-Lisa yardıma ihtiyacın var mı?

-Hayır! teğmen ben başımın çaresine bakabilirim dedi ve hızla çadırına girip bez kapısını örttü. Edward yavaş adımlarla ateş başında oturan teğmenin yanına gelerek

-Bu iş sizi ilgilendiren bir şey değil teğmen karışmasanız iyi olur.

-Ben burada gözlemci olarak bulunsam da sizi temin ederim her şey beni ilgilendiriyor Soylu Edward.

Uzaklaşan teğmende kendi kaldığı çadıra gitti.

 

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

9 Ocak 1919 Perşembe, sabah karşı yine üç işçi ve bir deve alarak kaçtılar. Develerin başında nöbetçi olmasına rağmen yeterli adam olmadığından rahatlıkla alabiliyorlar. Yanımda daha fazla asker getirmeliydim. Bu gidişte kazı ekibinden kimse kalmayacak.

Yine de olumlu gelişmeler de olmuyor değil ;

Bugün çalışmalarımızın sonucunu aldık, Tünel tamamen açıldı içeride bulunanları tünele sıralamaya başladık. Bir sürü kavanoz var Profesör Mumyaya ait iç organlar olduğunu söylüyor. Küçük bir sandık içerisinden bir kaç altın takı gümüş eşya çıkması hepimizi daha da heyecanlandırdı. Süslü bir kaç heykel var? Değerin ne kadardır bilmiyorum.

İşçiler korkudan buraya hiç girmiyor. Sadece tünelin girişine kadar sürüklediğimiz eşyaları gelip çıkarmamıza yardım ediyorlar. Bunların hepsi batıl inançlı kişiler.

 

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

O akşam yine tüm ekip çadırın önünde yanan ateşin başında toplanmış sohbet ediyordu. Bir yandan konserve yemeklerini yiyorlardı.

-Bu öndeki mezarın böyle olması daha büyük bir şeyi gizlemek için olduğuna inanıyorum. Yarın lahdi çıkarıp açacağım duvarda gördüklerim doğru ise başka bir mezar odasına ulaşacağız.

-Profesör sizi anlıyorum ama önemsiz bir keşifte olsa böyle bir şeye ihtimal vermiyorum.

-Lisa hiç mezara dikkat ettin mi? hiç süsleme ve kabartma yok, tek yazı ve süsleme lahidin arkasındaki kuzeye bakan duvar üzerinde ve kesinle eminim ne varsa o duvarın arkasında

Ertesi sabah kalktıklarında işçilerden kimse kalmamıştı. Beş işçi, beş deve bir miktar yiyecek çalınmıştı. Develeri geri kalanı serbest bırakılmıştı ve ikmal çadırını bekleyen Nöbetçi sabah salam gibi bağlı yarı baygın halde bulunmuştu. Teğmen için berbat bir gündü sinirden orada bulunan ağacı tekmeliyordu. Geriye kaçmamış veya yakalanabilen sekiz deve kalmıştı, üstelik nöbet tutan er Curtis yaralıydı. Teğmen On başı Richard’ı yanına alarak o günkü su ihtiyacını karşılamak için yakındaki su kuyusuna gittiler.

Profesör ve ekip önce lahitti açarak, ağaçtan yapılmış süslenmemiş insan şeklindeki tabutu çıkarıp açtılar. Hiç bozulmamış bir mumya olduğunu gördüler. Eline gözlüğünü alan profesör dubardaki yazıları kitaptan yardım alarak Lisa ile çözmeye başladılar. Bu işlem gece geç saate kadar sürdü.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

10 Ocak 1919 Cuma, Ön görülerime her zaman güvenmem gerektiğini biliyordum. Beş kara fellah bizim yorgun ve uykuda olmamızı fırsat bilerek, beş deve bir miktar kumanya yanlarına alarak sabaha karşı kaçmışlardır. Kaçma sırasında nöbetçi er Curtis’i yaralamışlar ve bağlayarak kayıplara karışmışlardır. Birliğime dönmem halinde bu şahısların bulunup cezalandırılması için elimden geleni yapacağım. Elimizdeki develeri kaybetmemek için konserve tenekelerinden içerisine taş koyarak, tüm develerin ayaklarına çan yaptım. Develerin çalınmalarından korkuyorum belki böylelikle engelleyebiliriz.

Profesöre buradan gitmemiz gerektiğini anlatmaya çalıştım yeterli adamım yok yaralı asker dinleniyor durumu iyi sayılır, elimde kalan tek adamla ne yapacağımı bilmiyorum. Saldırılara açık haldeyiz güvenlik için çalışmaları askıya almamız gerekebilir. Profesör kendisini bulduğumuz odaya kapadı. Yazıları okumaya çalışıyor. Endişeliyim bir kaç gün sonra onu tekrar ayrılmaya ikna etmeye çalışacağım.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

16 Ocak olmuştu profesör artık mezar odasında uyuyor yemek ve uyumak için çadıra çok nadiren geliyordu. Öğlen vaktiydi.

-Buldum! Evet buldum

O ana kadar çadırın önünde kafa çeken Edward ve Kocaman saman şapkasını kafasına yapıştırmış uyuklayan Lisa birden fırladılar. Çadırdan kafasını çıkaran Teğmende bakınırken.

-Ne buldunuz? Profesör

-Diğer mezar odasını

Teğmen, Lisa, Edward iki asker bile profesörün yanına koştular. Profesör anlatmaya başladı.

-Bakın daha önce fark etmemiştim burada lanet yazıları var. Bu lahit taşının arkasına gelen yazının bir kısmı yok

-Ne demek profesör? Ne anlama geliyor. Ben pek böyle şeylere aşina değilim bizim için de açıklarsanız memnun olurum

-Teğmen lahit taşının asıl yeri için burası planlanmamış sonradan alınmış, lahdi çekmem yardımcı olursanız anlayacağız.

Herkes lahdi yerinden oynatmaya çabaladı güçlükle yerinden oynayan taş lahit çekilince altında kare küçük bir delik belirdi. Onbaşı Richard eline aldığı kürekle ince zeminde bir delik açtı aşağı inen bir merdiven olduğu görünüyordu. Önden Profesör Pimpton arkasından bayan Lisa, Teğmen, Edward aşağı indiler. En son Onbaşı Richard onlara katıldı. Dar bir koridor yine yukarı çıkan bir odanın kapısının önünü işaret ediyordu. Taş duvarın ortasında bir gedik vardı. Gediğin üzerinde testi yapımında da kullanılan çamurdan yapılmış yuvarla mühre benzer çakal başlı simge vardı. Aynı çakal sağ ve sol tarafta daha büyük şekilde elinde resmedilmiş bir elinde asa diğer elinde fiyonk benzeri  daha küçük bir simge vardı.

Profesör açıkladı :

-Kapının her iki tarafındaki çakal başlı tanrı Anubis ölülerin tanrısı ve koruyucusu Kapının tam ortasındaki de onun mührü, Kapıyı Anibis mührüyle kapatılmış mühür açılmadan girmek mümkün değil.

-O halde ne bekliyoruz hemen kıralım mührü

-Dur! Edward yazıtları görmüyor musun? Bu istirahatgâh yatmakta olan, ismi okumadığım bir sembol, rahatsız eden ölümlüleri ateşler içerisinde ıstıraplı ölümler bekliyor. Bu mezarın koruyucusu Anubis’in sözüdür.

-Hadi ama profesör ben işe yaramaz bir öğrenci olabilirim ama her lahtin ve mezarın bir lanet yazısı olduğunu herkes bilir.

-Haklı olabilirsin Edward, bir mezar içerisinde iki mezar ve iki uyarı yazısı bu hiç normal değil, fakat yine de tedbiri elden bırakmamak lazım.Bu bize yapılan son ihtar Anubis ise ölümlülere uzak durmalarını söylüyor.

-Ne yapıyoruz? Profesör

-Teğmen öncelikle mührü kırarak bu kapağı açmalıyız.

-Teğmen hadi o zaman ne bekliyoruz? diyerek ,elinde kürekle bekleyen Onbaşı Richard ve Edi işaret etti.Önde Asker arkada Edward basamağa çıktılar.Önce Edward mühürün üzerine sertçe bir kürek darbesi vurdu ama bu hamle başarılı değildi.Onbaşı Richard eliyle çekil işareti yaptı.Onun ilk hamlesi de mühürü kıramadı, tekrar sert bir hamle için geri çekilip hızlıca mühüre küreğin kenarıyla vurdu. Mühürün kırılan kenarından tazikle içerisinden fışkıran yeşil bir sıvı onbaşı Richard’ın yüzüne ve etrafa dağıldı.Edward teğmen ve profesör’de bu sıvıdan nasibini aldı.Ardından dökülen sıvı sonucu beyaz boğaz yakıcı bir duman çıkardı.

Orada bulunan herkes çıkmak üzere dar geçide doğru koşturdu.Yukarıdan açık havaya ulaşanlar zorlanarak bir süre yerde yuvarlandılar.Teğmen :

-Herkes iyi mi? Edward hızlı, hızlı soluyarak

-On.. onbaşı aşağıda kaldı. Teğmen bunu duyunca tekrar aşağı dönmek üzere oraya yönelmişti ki, profesör başını iki yana sallayarak

-Gitme teğmen çok geç artık

-Hayır.. hayır hayır

-Teğmen sizin suçunuz değildi

-Bayan Lisa o benim sorumluluğumdaydı. Profesör teğmenin sırtını sıvazlayarak

-Hadi kalkın hep birlikte çadırlara dönelim bir süre aşağı kimsenin inmemesi sağlığımız için iyi olacaktır. dedi

Hep birlikte çadıra dönüp durumlarını gözden geçirdiler. Teğmenin kolunda bir kaç yerde küçük delikler vardı. Vücuduna değen yerler de kırmızı halkalar oluşmuştu, Profesörün gömleğinin yakası ve gömlek cepleri üzerinde küçük çaplı bir çok delik olduğu görülebiliyordu. Edward ise yaşananların en çok hasar gören kişisiydi, yüzünün bir çok bölgesi yanık içerisindeydi, kolu eli bileklerine kadar yanmıştı. Buna rağmen Edward kucakladığı bir şarabı içmekle meşguldü, halinden şikayet edip yakınmıyordu.

Üzerinde kızıl haç olan, askeri ilk yardım çantasını alan Lisa önce Edward’ın yüzündeki yaraları pamuk ve bezle temizledi. Ardından profesörün yaralarını temizledi.

-Profesör bu sıvı neydi?

-Bilemiyorum Lisa, adım atıldığında ayağı kıstıran kapanlar. Kendiliğinden fırlayan oklar duymuştum ama asit saldırısı ilk ve bizim başımıza geldi.

Teğmen yaşadığı sıkıntı yüzünden okunuyordu.

-Onbaşı Richard onu aşağından çıkarmalıyım

-Teğmen şu an beklemeliyiz, giriş yaptığımız kuyunun ağzını genişletmek ve bir süre girmemek havalanmasını sağlamak iyi olacaktır.

Teğmen elinde kalan son askeri Curtis’i  kuyunun ağzını genişletmekle görevlendirdi. Ağzına büyükçe bir bez bağlayan asker giderek verilen görevi yaptı.

Akşam Edward eli yüzü mumyayı andıran yarı sargılı şekilde elinde sigara tüttürüyordu. Teğmen derin düşüncelere dalmış elindeki çubuğu ateşe uzatıyordu. Profesör elinde tutuğu deftere bir şeyler karalıyordu. Lisa elinde bir kadehle ateşi seyrediyordu. Asker ise ateşin biraz uzağında elindeki tüfeğine yaslanmış yerde kum üzerinde oturuyordu. Yaşananlar herkesi üzmüştü, kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

16 Ocak1919 Perşembe, Bugün öğlen profesör bilim adına büyük bir buluş yaptığını düşündüğü gizli lahit odası keşfi hepimizi sevindirmişti. Lanet yazılarını okuyan profesörün kontrolünde indiğimiz mezar odasında bir giriş bulduk. Onbaşı Richard Carpenter bu çalışmaya gönüllü olarak katılmıştı. Mezar odasının kapağının açılması sırasında Kapağa gizli bubi tuzağı sebebiyle olan kaza da vefat etmiştir. Cesedi asit buharı yüzünden girilemediğinden hala aşağıdaki mezar odasının önünde yarın çıkarmayı planlıyoruz. Onun dışında Edward ve Profesörde önemsiz küçük yaralar mevcut. Onbaşı Richard’ın ölümüyle ilgili tüm sorumluluğu üzerime alıyorum.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

Sabah erken saatlerde Profesör, Teğmen yanına emrindeki askeri de alarak aşağı mezar odasına indiler. Bu kez yüzlerini bezle sararak önlem aldılar. Kapıya ulaştıklarında onbaşı Richard’ın cansız bedeni yerde yatıyordu. Manzara korkunçtu asit yüzünü eritmiş kafatası görünmekteydi. Bu manzarayı gören asker bir köşeye giderek kustu.

Teğmen yanında getirdiği yatak çarşafını üzerine yaydı. Sonra üçü birlikte cesedi dışarı çıkardılar. Teğmen ve asker birlikte mezar kazarken Profesör aşağı çalışmaya inerken Lisa ve Edwardı yanına aldı. Tekrar kapının önüne gittiklerinde daha temkinliydiler. Yanlarında bulunan kürekleri daha önce mührün olduğu boşluğa sokarak kaldıraç yapıp itmeye başladılar. Fakat taş kapak bir hayli ağırdı. Lisanında destek vermesiyle zorlanarak ta olsa taş kapak yerinden oynadı. Bir kaç zorlama ve itme sonucunda kapak yan boşluğa oyulmuş yerine büyük bir gürültüyle düştü. Çıkan tozun zehirleyebileceği düşüncesiyle içeriye girmek yerine bir kaç saat beklemeye karar verdiler.

Dışarı çıkıldığında teğmen Onbaşı Richard’ı gömmüş bulduğu iki ağaç parçasıyla mezarın yerini belli etmek için haç hazırlıyordu. Haçı sapladıktan sonra onbaşı Richard’ın künyesinin zincirini haçın üstüne sardı. Dua edildikten sonra bir süre çadıra giderek dinlendiler. Profesör

-Teğmen  tarihe tanıklık yapmak isterseniz sizde ekibimle aşağı gelmelisiniz.

-Çok memnun olurum Profesör Pimpton. Yalnız daha dikkatli olalım bu defa

-Haklısınız teğmen, Hadi arkadaşlar keşfe çıkıyoruz.

Çadırın bulunduğu yerden aşağıya indiler. Tüneli geçerek ilk mezar odasından gizli geçide girildi. Delikten inerek gerçek mezar odasına geldiler. Herkes kafalarında şapka ağızlarında bez bağlı yavaşça ellerine aldıkları meşale ile içeri girdiler. Profesör,  en önde tedirgin vaziyette yürürken.

-Ed sen dışarıda bekle

-Ben mi? neden ben?

-Ed buradaki tuzaklar birden kapının kapanmasına neden olabilir en azından koruyucu melek olarak kapıda bekleyeceğini düşünmüştüm.

-Ben ve melek kulağa hoş geliyor.(kısık sesle) lanet olsun dedi Edward

Edward kapının önünde beklemeyi gönülsüzce kabul etmiş görünüyordu. Bu bekleyişte er Curtis ona eşlik etmek için sigara uzattı.Yaktığı sigara bile bu sinirini yatıştıramamış olmalı ki Edward’ın sinirli tavırları gözdlerin den okunuyordu. Cebinden çıkardığı Noel hediyesi cep matarasından bir kaç yudum içmeyi de ihmal etmedi.

küçük bir koridor sonrası girilen mezar odasında lahit dışında oda ağzına kadar altın ve gümüş eşyalarla doluydu.

-İŞTE YILLARDIR BENİM ARADIĞIM KEŞFİM diye bağırdı. Profesör

-Tebrikler Profesör Pimpton nihayet bingo!

-Teşekkür teğmen

-Tebrikler profesör diyen Lisa’yı da gayri ihtiyari olarak profesör ateşli bir biçimde öptü, Lisa bu duruma ses çıkarmadı.

İçeride başka bubi tuzağı olmadığı anlaşılınca herkes rahatlamış vaziyette bir oh çekti. Profesör dışarı doğru bağırdı.

-Ed sanırım içerisi temiz başka tuzak yok sende içeri gelebilirsin

İçeri giren Edward şaşkınlıktan dilini yutacaktı.

-Kutsal meryem yaşasın zenginiz diye bağırınca profesör uyarma gereği hissetmiş olacak ki

-Zengin değil ama ünlü diye biliriz. Burada bulunanlar yapılan protokole göre bir kısmı Kahire müzesine, kalan eserler ise British Museum ve okulumuza ait.

-Bize de bir pay verilir herhalde

-Ed, ed, ed Bizim burada bulunma amacımız araştırma bu altınların hiç birisi kullanılamaz hepsi sergileme maksadıyla kullanılacaktır. Akademisyeniz hazine avcısı değiliz bunu sana hatırlatmak isterim.

-Aptalca, kullanılmayan altın ne işe yarar. Dedi ve sinirle odayı terk etti. Teğmen profesör arkasından sadece seyrettiler.

-Bugünlük bu kadar yeterli profesör çalışmayı sonlandırsak yarın devam edersiniz.

-Hepiniz gidebilirsiniz ben bulduklarımızı numaralandırıp listeleyeceğim

Bunun üzerine herkes çadırların olduğu yere döndüler. Edward dışarıda oturmuş akşam serinliğinde elindeki şişenin tadını çıkartmaktaydı. Hava kararınca yenilen konserveden Lisa bir parça ekmek hazırlayarak Profesöre götürmeyi ihmal etmedi. Herkes sessizce çadırlarına çekildi. Çok geç saatlere kadar çalışan Profesör kazı alanından çıkmamıştı bile.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

17 Ocak 1919 Cuma, Onbaşı Richard’ın cesedini çıkarıp, inançlarına uygun şekilde defnettik, Boynundaki künyesinin birisi karargaha verilmek üzere tarafımdan alı konuldu. Diğer mezarın üstünde bırakıldı. Bu kadar uğraş ve çabalama nihayet sonuç verdi. Öğleden sonra gerçek mezar odasına giriş yaptık başka tuzak olmadığından emin olunduktan sonra Profesör numaralandırma ve listeleme işlemine girişti. Sanırım bu gece yatmaya bile gelmedi. Çalışmaların on güne kadar biteceğini umuyoruz.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

Sabah kahvaltı için çadırın önündeki masaya oturuldu. Hiç kimse konuşmadan etrafı seyrederken teğmen

-Bu sabah Profesörü gören oldu mu? Lisa atıldı.

-Hayır, kontrol etmek için çadıra girdiğimde yatağı boştu.

Kahvaltı sonrası herkes merakla kazı alanının yolunu tuttu. Profesör bir kaç meşale ve gaz lambası eşliğinde içeride ne varsa çıkarmıştı.

-Ohh hoş geldiniz sanırım sabah oldu.

-Evet profesör siz de biraz ara vermelisiniz. Yorulmuş olmalısınız.

-Hayır sevgili teğmen ben yaklaşık iki saat kestirdim. Şu an gayet iyiyim yardım edin içerideki lahdi açıp mumyayı çıkaralım.

-Evet gördüm zaten bir çok şeyi çıkarmışsınız.

Bir kaç kap kacak hariç profesör çıkanları guruplar halinde ayırmıştı. Hep birlikte lahdi açarak muhteşem güzellikteki mumyanın tabutunu dışarı çıkarıp duvara dayadılar. Profesör biraz inceledikten sonra kapağı açarak kapağı ayırdı.

-Kim olduğunu biliyor muyuz profesör?

-İsmini okuyamadığım bu kişi genç yaşta ölmüş bir prens, Teğmen bir rahip yada yönetici olduğunu sanıyordum ama yazıtlar oldukça açık tarif etmiş zehirlenme bir yılan ısırığı sonucu ölüm karanlık noktalarda var. Üzerinde hala çalışıyorum.

Akşam hava kararıp herkes çadırına çekildiğinde Teğmen devriye turu atıyordu. Bayan Lisanın bağırdığını duydu.

-Senden nefret ediyorum sen bir alçaksın.

-Dur dediklerimi işitmedin mi? bu ikimiz içinde bir fırsat

-Hayır diyorum hayır.

-Düşüncesizce şeyler söylemeden biraz düşün bunak bir ihtiyar o seni mahvetmesine izin veremezsin.

Çadırdan çıkan Edward Teğmenle burun buruna geldi. Şaşıran Edward :

-Teğmen iyi geceler dilemek üzere Lisa’ya uğradım biraz tartıştık bilirsiniz cilveli bir kadın.

-Ben pek öyle duymadım

-Bu işe burnunuzu sokmayın teğmen, o sorun bizim aramızda olan bir şey

Giden Edward’ın arkasından onu seyreden teğmen, Çadırın önüne gelerek öksürdü.

-Öhh Affedersiniz bayan Lisa buralarda geziniyordum. Konuşmalarınızın bir kısmına şahit oldum sorun nedir?

-Yok bir şey teğmen şimdi müsaade ederseniz yatmak için hazırlanacağım.

-Şeyy! tabi, tabi bayan şapkasının kenarını tutarak selamlayıp dışarı çıktı. Teğmen bu duruma anlam veremedi.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

18 ocak 1919 Cumartesi, Profesör, çok fazla çalışıyor ve iki gündür yerin altında gizli mezarda. Profesöre mumyayı çıkarmasına yardımcı olduk muhteşem süslü bir tabuttu, Profesör gece boyu tüm eşyaları gruplamış ve iki saat uyku ile çalışıyor. Bu gece de orada kalacağını söyledi. Bu durum beni endişelendiriyor, dışarıya bizimle gelip yemek yemesini bile sağlayamıyoruz. Uykusuzluk sebebiyle tuhaf tikler sanki profesörü ele geçiriyor. Mumyanın laneti gerçek mi? acaba

Bu arada Bayan Lisa ve Edward arasında gizli fısıltılar ve konuşmalara şahit oluyorum. Edward açıkça beni tehdit ediyor. Bayan Lisa normal bir tartışma olduğunu söylüyor. Zamanla bu düğümü çözmeyi umuyorum.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

20 Ocak 1919 Pazartesi, Bu sabah nihayet profesörü sabah bizimle kahvaltı etmeye ikna ettim. Bir kahve biraz peksimet, reçel yedi sohbet esnasında mumyanın canlanıp gezdiğini söyledi. Kontrol etme gereği duydum mumya tabutunda hiç bir şeyden habersiz duruyor.

Sanırım uykusuzluk onun gerçekle bağlarını koparıyor. Kahvaltı sonrası onu çadırında yatmaya razı ettim on dakika sonra uyandırmamı istedi uyandıracağımı söylemem rağmen böyle bir şey yapmam beklenemezdi. Tüm gün uyudu, bende bu süre boyunca kazı alanındaki eşyaları kontrol ettim.

Profesör çok sıkı çalışıyor bu hızla giderse bu hafta tüm çalışmaları tamamlayacağını düşünüyorum. Bu arada Lisa ve Edward köşe bucak benden uzak duruyor ve fısıldayarak konuşuyorlar. Sanırım aralarında bir ilişki var, uzun zamandır evli bir çift gibi sürekli bir sinir harbi yaşamaları başka türlü açıklanamaz. Yine de Lisa gibi hoş, alımlı ve güzel bir bayanın o kaba adamda ne bulduğunu bilemiyorum. Belki de kaba adamın isminin başındaki asil sıfat dolayısı ile ilgi duyuyordur.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

Sabah erken bir saatte profesör Pimpton sinirli bir şekilde bağırarak herkesi uyandırdı.

-Teğmen, teğmen çalışmalarımı sabote ediyorsunuz. Çadırdan yarı çıplak kalkan teğmen.

-Efendim bu sizin iyiliğiniz içindi.

-Bana söz vermiştiniz kahrolası on dakika uyuyacaktım.

-Bu gerekliydi profesör

-Lanet yalancı etrafım ikiyüzlülerle çevrili lanet olsun.

-Neler oluyor? Teğmen dedi Lisa, Edward saç baş dağınık çadırdan çıktı gözlerini ovuşturup

-Hey kesin sesinizi uyumaya çalışıyorum. Teğmen durumu diğerlerine özetledi. Onların desteğiyle profesör sakinleştirilip oturttular. Teğmen anlatmaya başladı.

-Profesör günlük dinlenmeniz gerekiyor. İki günde bir değil bu sağlığınızı etkileyip sanrılar görmenize neden oluyor. Gerçek sandığını birçok şey aslında olmuyor.

Biraz dinledikten sonra profesörün aklına yatmış olacak ki “Teşekkürler teğmen” dedikten sonra işine geri döndü.

Akşam hava kararmış herkes çadırlarına dönmüştü. Olaysız geçen gece Edward ve teğmen ateş başında konuşuyorlardı. Bir taraftan askeri metal bardaklara koydukları kahve den yudumluyorlardı.

-Kusura bakmayın teğmen size biraz kaba davranmış olabilirim. Fakat bunun altında kötü bir niyet aramayın. Mizacım böyle yetişme tarzım sanırım. Babamın sert ve acımasız tavırları etkilemiştir. Özrümü kabul edin teğmen

-Özrünüz kabul edilmiştir bay Edward

-Ed bana dostlarım ed der, siz de öyle hitap edebilirsiniz.

-Peki ed sağlığına dedi ve alindeki metal bardakları Edward’ın bardağıyla tokuşturdular.

-Ed ben profesör konusunda endişeliyim gece gündüz onu oradan çıkarmalıyız.

-Boş verin teğmen o bunak inatçı, narsist ve mükemmeliyetçi olmasına rağmen öyle olmadığını zor yoldan öğrenmeli.

-O halde bu Tanrının unuttuğu yerde ne işiniz var?

-Ekstra kredi notu, babamın harçlığımı kesmesi,bedava içki benim için yeterli bir sebep

-Çok açık sözlüsünüz

-Teşekkürler teğmen ben yatmaya gidiyorum size iyi geceler.

Uzun süre karanlıkta ateşin başında tek başına oturan teğmen kalkıp çadırına gitti gaz lambası eşliğinde rapor defterini doldurdu.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

21 Ocak 1919 Salı, Bu sabah Profesör Pimpton’la küçük bir münakaşa yaşadık. Onun uyumasına müsaade etiğimden üzerime saldırdı. Edward, Lisa’nın müdahalesi sonucunda sakinleşti. Sanırım şüphelerimde haklıyım çok çalışması onu gerçek dünyadan uzaklaştırıyor.

Bu akşam beklenmedik bir durum ortaya çıktı. Edward’la sohbet ettik ilk defa adına yakışır şekilde beyefendi gibi konuştu aramızdaki tatsızlık için özür diledi. Burada bulunma sebebine mantıklı açıklamalar getirdi. Sürtüşmeler yaşasak ta sanırım iyi dostlar olacağız.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

Teğmen’in gaz lambasını söndürüp yatması çadırın dışındaki sülietten belliydi. Bir süre sonra sadece ayın geceyi aydınlattığı gece karalığında bir karartının kazı odasının bulunduğu yere hareket ettiği görülebiliyordu.

Profesör gizli mezar odasının önünde daha önce dışarı çıkardığı buluntularla uğraşıyordu. Elinde defterle bir sağa bir sola hareket ederek büyük bir heyecanla çalışıyordu. Profesör çalıştığı mezarda bulunan eşyaları, inceliyor. Tek tek kayıtlar listesine kaydettiği her şeyi inceliyor özellikleri hakkında bilgiler not alıyordu.

Profesör mezarın girişindeki koridora koyduğu tahta masanın üstüne koyduğu askeri gaz lambasının ve duvarda yanan bir kaç meşale ile ortamı aydınlatmıştı. Bulunan eşyaları dikkatle inceledikten sonra tahta masadaki defterine o eşya hakkındaki tüm detayları uzun, uzun yazıyordu. Profesörün mükemmeliyetçi takıntısı dolayısı ile hiç bir detayı atlamadan yazma isteği bu sebeple idi. Bir süre deftere bir şeyler yazdıktan sonra eşyaları koyduğu meşalelerin aydınlattığı yere döndü yere dizlerinin üzerine çökerek kedi başı şeklinde yapılmış süslü kavanozu eline alıp üzerindeki hiyeroglif yazıları okumaya çalıştı.

-Çok güzel mükemmel diye kendi kendisine konuşan profesör. Kapalı duran mumyanın kapağının oynadığını fark etti, irkildi mümkün değil diyerek işine geri döndü bir süre sonra kapat yeniden hareket edince elindeki toprak kavanozu yere yavaşça bırakarak duvardan bir meşale alıp yavaşça süslü tabuta yaklaştı. Kapağı açtığında mumyanın içinde hareketsiz durduğunu görünce rahatlamıştı. Bir kaç adım geri adım attı.

Bu sırada mumyanın gözleri açıldı. Ellerini ileri uzatarak profesörün üzerine yürüdü. Şaşkınlıkla büyük bir korkuyla geri giderken yere düştü elleriyle geriye gitmeye çalışırken bağırıyordu.

-Hayır, hayır olamaz böyle bir şey lanet, gelme imdat! , imdat! yardıı…m birden kelimeler uzamaya başladı. Yüzü kıp kırmızı olan profesör gözleri açık yere yığıldı. Mumya başında bir süre beklerken, mumyanın arkasından beyaz gömlek, kırmızı etekliği ve elinde meşale ile Lisa göründü.

-Öldürdün mü?

-Hayır  dedi  mumya

-Nasıl oldu o zaman?

-Biraz korkutunca doğa devreye girdi. Yaşlı kalbine yenik düştü sanırım.

Lisa meşaleyi yere bırakıp profesörü kontrol etti. Ayaktaki mumya ‘ya

-Evet haklısın ölmüş dedi, Profesörün büyük bir özenle gözlüğü çıkarıp açık olan gözlerini kapadı.

-Artık zenginiz Ed şu aptal kıyafetten kurtul çadıra dönüp hiç bir şey olmamış gibi uyuyalım. Sabah ona kahvaltı getirdiğimde bulur teğmene söyleriz. Senin planına sadık kalıp aşırı çalıştığından öldüğünü söyleyeceğiz.Teğmen bizi onaylayacaktır.Sonra Londraya gitmek üzere bindiğimiz gemiden ilk limanda inerek her şeyi yarı yarıya bölüşeceğiz.Baştan söylediğim gibi herkes kendi yoluna.

-Aynen öyle olacak Sayın ve çok zengin Lisa hanım.

Sabah güneş ortalığı aydınlattığında, Teğmen kalkıp profesörün kaldığı çadırın önüne geldiğinde alışık olmadığı bir durum vardı. Lisa erken kalkmasına rağmen Edward genelde içtiğinden sabahları kalkamazdı.

-Ed çok erken değil mi? senin için

-Evet teğmen hayatımda değişiklik yapmaya karar verdim artık içkiyi azaltmaya karar verdim.

-Çok şaşırdım ama doğru bir karar tebrikler.

-Teşekkürler teğmen

-Kahve alır mısınız? Lisa doldurmuş olduğu metal bardağı teğmene uzattı.

-Teşekkürler bayan Lisa

-Ben profesöre kahve, biraz yiyecek götüreceğim. Lisa bir metal bardağa taze kahve’ den doldurdu. Bir tabağa peksimet kurutulmuş hurma koyduktan sonra yavaşça kum tepesinden aşağı kazı alanının bulunduğu taş yoldan tünele girerek gözden kayboldu. Bir kaç dakika geçmişti ki Lisa aşağıdan el sallayarak

-Teğmen, Ed Çabuk aşağı gelin! korkunç profesör,  profesör yok. Bu durumu zaten bekleyen ed pek istifini bozmadan

-Teğmen sanırım profesöre bir şey olmuş

Teğmen hızla aşağı inerken mühimmat çadırının önünde oturan er Curtis şapka ve silahını alarak tepenin başka yerinden aşağı teğmeni takip edip tünele girdi. Edward ise acele etmeden umursamaz tavırla yavaşça aşağı indi. Gizli mezar odasına gelindiğinde tüm meşaleler sönmüştü. Lisa birisini yakmış elinde tutuyordu.

Teğmen :

-Sorun nedir? Bayan Lisa

-Profesör kayıp

-Kayıp mı?

-Evet her yere baktım yok sadece yerde gözlüğü ve şapkası var.

Teğmen dikkatle her yeri aramaya başladı. Mezar odasına yeni gelen Edward neşeli ve umursamaz şekilde

-Ben moruğun böyle çalışırsa öleceğini biliyordum.

-Kayıp lanet olası

-Kayıp mı? (fısıldayarak lisaya)hani plana bağlı kalacaktık

-(aynı fısılıtıyla) ben geldiğimde ceset yoktu

-(fısıltı ile) nasıl yani?!?

Mezar odasından çıkan teğmen

-Profesörün öldüğünü düşündüren nedir?

Kendisini toparlayan ve üstünden şaşkınlığı atamayan Edward.

-Sizde biliyorsunuz günlerce buraya kapanıyordu. Öldüğünü düşündüm.

-Haklısınız aslında

masa üzerinde bir kağıt üzerinde profesör yaptığı çevirileri not aldığı kağıtta son satırda, ” Ölüler intikamın er yada geç alır” yazıyordu son kelimenin üzerine büyükçe kara bir mürekkep damlası bulunuyordu. Teğmen, Lisa’ya kağıdı işaret ederek.

-Bu sizin için bir anlam ifade ediyor mu? bayan Lisa

-Bu mezardan çıkarılan ölüye ait kavanozlar üzerindeki yazılardan olmalı

-Belki de profesör çadırındadır. Edward konuşmaya dahil oldu.

-Hiç yorulmayın sabah ilk iş olarak kontrol etmek için baktım çadırda yoktu, üstelik gözlüğü ve şapkası olmadan gideceğini sanmam üstelik ileri derece miyoptur.

-Evet ed haklı teğmen Profesör gözlüğü olmadan uzağı göremiyor.

Her yere baktıklarından emin olduktan sonra, çadırların olduğu yere döndüler. Yorulmuşlardı, teğmen

-Şimdi ne yapacağız? en iyi seçeneğimiz ben sabah su temini için kuyulara gideceğim. Döndüğümde Kahire’ye doğru yola çıkmalıyız.

-Evet teğmen bende size katılıyorum. Profesör olmadığına göre en iyisi bu olmalı.

-Peki yarım kalan çalışmalar.

-Lisa, ne çalışması? bizi buraya unutulmuşluğa o bunak sürüklemedi mi? Ben bir en evvel uygarlığa dönmeyi düşünüyorum.

-En azından onun çalışmalarına saygı için listeyi tamamlayamaz mıyız.

-Bayan Lisa sadece iki gününüz var.

-Teşekkür ederim teğmen.

Teğmen yerinden kalkıp çadırına gidince Edward sinirli bir şekilde

-Kafayı mı? yedin sen ne yapmaya çalışıyorsun?

-Çek ellerini üzerimden, bütün şüpheleri üzerimize çekmemek için böyle olmalı.Sen de plana göre Teğmenle aranı bir an evvel düzeltmeye bak.Hiç bir şüpheye yer kalmamalı.

Gün boyu yapılan aramalar, hiç bir sonuç vermedi. Ölü yada diri profesörün izine rastlayamayan Teğmen pes edip etrafa bakınmayı kesti.Gün bitene kadar çadırın önünde oturup bekledi.Lisa aynı profesör gibi mezar odasındaki çalışmalara devam etti. Tek farkla hava karardığında çadırına dönerek.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

22 Ocak 1919 Çarşamba, Bunu yazmaktan utanç duyuyorum ama sanırım bir kayıp daha, Profesör Charles  Pimpton dün kayboldu. Sabah kahvaltısını çalıştığı yere götüren Lisa çok endişeli görünüyordu. Bizi mezar odasına götürdü Profesörün gözlüğü ve şapkası yerde duruyordu. Bayan Lisanın dediğine göre uzağı göremiyormuş. aramalarımız sonuç vermedi onu bulamadık. Kahire’ye dönmeye karar verdim ve bunu iki gün içerisinde gerçekleştirmeyi düşünüyorum sabah su ihtiyacımızı karşılayacağım, umarım bu süre zarfında Profesör sağlimen bulunur.Önümüzdeki iki gün her şeyi toparlayıp yola çıkmak için için yeterli bir süre olmalı.

Edward ise o rahat tavırlarına devam ediyor. Profesörün öldüğünü sandı. Şüpheli davranıyor eğer ceset bulsak tek suçlunun o olduğunu söyleyebilirdim ama profesörün kaybolmasına o da şaşırdı. Aramayı burada kaldığımız süre boyunca devam ettireceğim

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

Gece teğmenin lambası söndükten sonra her tarafı sargılı bir mumya yavaş ve sessizce Edward’ın kaldığı çadıra doğru ilerledi. Hiç acele etmeden Edward’ın yattığı portatif yatağa gitti. Bağırmasına fırsat vermeden boğazını sıktı. Edward  kolları açık vaziyette yere serilmişti. Sessizce gecenin karanlığında tepeden kazı alanına indi. Tam o sırada Lisa’nın çığlığı duyuldu.

-Teğmen yetişin! Edward yerde yatıyor.

Çadırdan elinde tabanca ile çıkan teğmen Lisanın yanına koştu hemen arkasında Tüfeğiyle duran er Curtis vardı.

-Neler oluyor? Bakın mumya Edward’ı öldürdü.

Teğmen mezarlığın girişinde gördüğü gölgeye iki el ateş etti ama mumya umursamadan içeri girip gözden kayboldu. Teğmen arkasında silahıyla bekleyen Curtis’e işaret etti.

-Hadi gel! benimle

Tepeden aşağı koşturarak temkinli olarak içeri girdiler. Bir süre sonra yavaş adımlarla çıkarken. Lisa bağırdı

-Teğmen öldürdünüz mü onu?

-Hayır, bayan, mumya tabutunda ve ölü olduğuna eminim.

Bir, süre daha çadırın önünde oturdular. Teğmen

-Artık yatmalı ve dinlenmeliyiz asker sen çekilebilirsin.

-Baş üstüne efendim.

-Sizde Bayan Lisa yarın uzun bir gün olacak.

-Böyle bir durumda nasıl uyuyabilirim? Teğmen.

-Yanlış anlamazsanız benim çadırımı kullanabilirsiniz. Ben zaten ara sıra kontrole çıkıyorum sandalyede dinlenebilirim.

Sabah erkenden bir şeyler içen Teğmen önce Edward’ın cesedini, daha önce ölen onbaşı Richard’ı gömdükleri mezarın yanına gömdüler, İşler bitince  Teğmen hazırlanarak silahları kuşandı, tek başına su tedariki için kuyuların bulunduğu bölgeye gitmek üzere yanına iki deve alarak yola çıktı.

-Ben öğleden sonra dönerim sizde toparlanmaya başlasanız iyi olur yarın Kahire’ye doğru yola çıkmayı planlıyorum

Teğmen ayrıldıktan sonra, Lisa yavaşça toparlanmaya başladı. Teğmen emir verdiği üzere asker de Lisa nereye giderse oraya gidiyordu.

Teğmen gideli yaklaşık iki saat olmuştu ki uzaktan bir toz bulutu içerisinde iki devenin koşarak o tarafa geldiği görülebiliyordu. Er Curtis Bayan Lisa’ya çıkardığı silahı uzatıp.

-Arkama geçin, kendinizi koruyun! Bayan Lisa

Ateş pozisyonu alan asker yaklaşan kişinin teğmen olduğunu anlayınca Lisanın elindeki tabancayı indirmesi için işaret etti ve geri aldı.

-Korkuttunuz bizi efendim.

-Dönmeye mecbur kaldım bakın kimi buldum.

İkinci devenin üzerinde yarı baygın Profesör Pimpton vardı. Lisa ve Curtis’in yardımıyla çadıra taşınan profesörü yatırdılar. Baygın durumdaki Profesör’ün dudakları susuzluktan çatlamıştı. Bir süre sonra Teğmen ve Curtis  Profesörün dinlenmesinin iyi olacağını düşündüklerinden onu Lisa ile baş başa bırakıp dışarı çıktılar.

-Delisiniz siz profesör dedikten sonra ona ateşli bir öpücük kondurdu.

Akşam Lisa ve teğmen ateş başında oturuyordu.

-Onu getirdiğiniz için teşekkür ederim Teğmen. Ben ümidimi kaybetmiştim.

-Görevimiz bayan Lisa, su temini için gittiğim yol üzerinde bulmam büyük şans, oraya kadar nasıl gittiğini anlattı mı?

-Hala uyuyor yorgun olmalı.

-Uyandım ve iyiyim teğmen, her şey için teşekkürler gün akşam aşağı mezarlıkta çalışırken size yemin ederim mumya hareketlendi Teğmen. Kendimi nasıl? dışarı attığımı bilmiyorum gözlüğüm kaybolduğu için gece karanlıkta yolumu kaybettim ve siz olmasanız çöl de ölmüş olurdum tekrar teşekkürler.

-Evet profesör bunu bizde gördük ama inanamadık o şey canlı olmalı.

-Sanmıyorum çok çalıştığımdan hayal görmüş olabilirim. Mumyanın laneti filan koca bir yalan, batıl inançtan başka bir şey olamaz.Geceleri harekete geçen bir mumya kulağa çok çılgınca geliyor.

-Her ne kadar delice gelirse gelsin, Ed’i öldüren şeyin ne olduğunu bilmiyoruz.

-Ed, ed öldü mü? Teğmen.

-Evet dün gece mumya onu öldürdü. Geceleri harekete geçtiğini ispatlıyor sanırım.

-Oh! buna inanamıyorum.

-Evet profesör burayı en kısa zamanda terk etmeliyiz. Su tedariki biter bitmez gitmeyi planlıyorum.

-Haklısınız Teğmen. Belki en iyisi bu.

-Hadi profesör dinlenip güçlenmelisiniz, ben sizi yatırayım.

-İyi olur dedikten sonra profesörün çadırında, giden Profesör ve Lisa baş başa konuşma fırsatını yakalamışlardı.

-Tüm bunları nasıl yaptığınızı anlatacak mısınız? Profesör

-Bak Lisa sen bana Edward’ın planlarından bahsettiğinden beri hazırlıklıydım. Onun beni öldüreceği sırada kalp krizi geçirir gibi yaptım sende ona öldüğümü söyledin.

-Evet, böyle bir durumda yapmam gerekeni siz söylemiştiniz.

-Siz gittikten sonra lanetle ilgili notu yazdım ve şapkamı ve gözlüğümü orada bıraktım.

-Siz gözlüksüz göremezsiniz ki!

-Evet, yedek gözlüğüm yanımdaydı.

-Sizi görebilecek bir mesafeden izledim. Gece olunca sargı bezlerini sarıp mumya gibi kampa sızdım. En baştan beri yapmam gerekeni yapıp o lanet herifi hallettim.

-Evet duyduğum sese bakmak için kalktım. Edward’ın cesediyle karşılaşınca bağırdım.

-Bunu ön görmesem bile Teğmenin görmesi planın başarı şansını arttırdı.

-Ben içeri girmedim karanlıktan faydalanıp, hemen oradan uzaklaştım, bu süre boyunca su içmedim, Teğmenin yakın zamanda su temini için gideceğini bildiğimden su kuyularının olduğu yere doğru tüm gece boyu yürüdüm. En sonunda yaşlı bacaklarım beni taşımadı yorgun düştüm. Sonrasını biliyorsun.

-Peki, su kuyularının orada olduğunu nereden biliyorsunuz? Yönünüzü nasıl buldunuz.

-Yıldızlar, Lisa basit astroloji bilgisi

-Çok zekisin Charles

-Şimdi artık ünlü ve zenginiz bunu kutlayalım.

Profesör, üzerinde Don Perignon 1886 yazan şampanya şişesini eline aldı. Sabahtan kalma yarısı içilmiş kahvelerin olduğu metal bardakları yere döktü, şampanyayı sessizce açtıktan sonra metal bardaklara doldurdu. şişenin kapağını geri kapattı.Lisanın verdiği puroyu yakıp tüttürdü.Lisa’ya dönerek bardağı havaya kaldırdı.

-Metal bardak çok uygun olmasa da şerefe benim güzel asistanım.

-Şerefe Charles

Önce Lisa bardağını içip bitirdi.Profesör bir süre purosunun tadını çıkardı. Ardından profesör bardağını bitirdiğinde bardakları masanın üzerine koydu. Lisa ve gelecek hakkında yaptığı planları Profesöre anlattı.Edward’ın yaptığı plana göre ilk limanda inip kayıplara karışacaklarını söyledi.Profesör

-Neyse ki bunların hiç birisine gerek yok zaten Bir çok kıymetli taş ve takıyı kayıt dışı tuttum varlığını kimse bilmeyecek.

aradan on dakika geçtmişti, Lisa soğuk terler döküyordu.

-Biraz dinlensek iyi olacak kendimi iyi hissetmiyorum Charles dedikten sonra çadırın çıkışına adım atamadan olduğu yere yığıldı.

-Lisa!, Lisa, Lanet aç gözlü herif şampanyayı zehirleyerek Lisa’dan da kurtulmak istemiş, Ed seni aç gözlü soysuz köp… aah!

yere yığılıp boğazını tutan Profesör, çok geçmeden Profesör Pimpton da yerde hareketsizce yatıyordu.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

23 Ocak 1919 Perşembe, Sabah karşı Bayan Lisa’nın çığlıklarıyla güne başladık, Bir mumya gördüğünü söyledi. Ben ve er Curtis olaya şahit olduk, ateş etmemize rağmen karanlıkta isabet edip etmediğini bilmiyoruz. Mezar odasını kontrol ettiğimizde mumyanın tabutta olduğunu gördük. Edward’ı, Tercümanımız Richard’ın yanına defnettik.

Kahire’ye doğru yola çıkacağımızdan dolayı, su tedarik etmek için yanıma iki deve alarak yola çıktım. Yolun bir saatlik kısmını geride bırakmıştım ki yerde dünden beri kayıp Profesör Pimpton’u yarı baygın halde buldum. Su kuyuları uzak olduğu için ana kampa geri dönmek zorunda kaldım. Profesör akşamüzeri de kendine geldiğinde mumya olayını doğrulaması bizim hayal görmediğimizi göstermektedir.Profesöre göre mumya sadece geceleri harekete geçiyor.

Bu yolculuk mumyanın lanetinin kanıtıdır. Yarın profesör düzelirse yola çıkmayı düşünüyorum.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

Sabah Teğmen kalktığında Profesörün çadırında iki ceset bulunca şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Mumyanın lanetine ikna olan teğmen hemen er Curtis’le cesetleri Edward ve Richard’ın yattıkları yerin yanına gömdüler.

Çadırları ve ihtiyaç duyacakları her şeyi aldılar. Profesörden kalan yarım şişe kıymetli şampanyayı teğmen kendi eşyalarının arasına koymayı ihmal etmedi. Profesörün guruplara ayırdığı mezardan çıkan değerli takı ve eşyaları paketleyip develere yüklediler. Bir ara er Curtis :

-Efendim bu lanetli şeyleri yanımıza almakla doğru mu yapıyoruz?

-Sadece mumyayı burada bırakacağız.Çıktıktan sonra diğer lahit’di eski yerine iteriz bir daha çıkamaz.Profesörün tahminlerine göre geceleri harekete geçiyor.

6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği rapor defterinden:

24 Ocak 1919 Cuma, Bu sabah uyandığımızda Profesör ve lisanın cansız bedenlerini bulduk. Ne olduğunu bilmiyoruz? mumyanın laneti olmalı. Onları boğmuş olmalı, cesetleri diğer arkadaşlarımızın yanına gömdükten sonra yanımıza alabileceğimiz mumya hariç her şeyi develere yükleyerek kamp alanını terk ettik. Mumyanın geceleri hareket etmesi riskine karşı çıkmaması için giriş taş lahitle kapattık. Hava karamadan kamptan ayrıldık, bu acele yüzünden su ikmali yapamadık. Yanımızdaki bir matara su gün sonunda tükendi. Kahire yolunu yarıladığımız düşünüldüğünde aşırı sıcağa bir yada bir buçuk günlük susuzluğa dayanabiliriz sanırım.

Eğer çok mecbur kalırsak Curtisle, Profesörün bize bıraktığı yarım şişe şampanyayı azar, azar içerek bir gün daha kazanabiliriz.

Kazı ekibi gözlemcisi Teğmen John Stuard 6.İngiliz kraliyet makineli tüfek birliği

 

Bir sonra Kahire de ki karargahta Albayın Ofiste iyi giyimli bir bey oturuyor. Albay hararetli bir biçimde olayı özetliyor.

-Rapordan size okuduğum gibi Lord’um, defteri elime geçer geçmez. Kamp alanına bir manga asker gönderip kontrol ettirdim. Kamp alanının nerede olduğu konusunda herhangi bir bulgu yok. Çıkan kum fırtınaları sebebiyle her şey tekrar kum altında kaybolmuş diye tahmin ediyoruz.Hiç bir iz yok. Tek şansımız kazıya katılan işçiler ama bu bölgede mumyanın laneti söylentileri sebebiyle kimse böyle bir işe bulaşmak istemiyor. Bana sorarsanız tamamen batıl inanç olmalı.

-Batıl inanç mı? Ölümlere batıl mı? diyorsunuz Albay

-Lord Bernard, size’ de az önce okuduğum gibi teğmen ve bir askerimi çöl de kaybettim, Profesör, oğlunuz Edward ve Bayan Lisa bir askerimin hayatımı kaybettiği raporda açıkça doğrulandı.

-Saçmalık benim oğlumu bir mumyanın mı? öldürdüğünü iddia ediyorsunuz. Peki Albay bu defter elinize nasıl geçti?

-Geçen hafta Kahire yakınlarında devriyeye çıkan bir birlik tarafından başı boş gezen bir deve bulundu. Sırtındaki ceplerden birisinde teğmenin özel eşyaları Ölen tercüman onbaşı Richard Carpenter adına askeri bir künye Teğmenin Tabancası, Yarısı içilmiş Don Perignon 1886 şampanya ve bu rapor defteri çıktı.

-Bu haber tam bir felaket doğru olamaz. Tek oğlum ve varisim di  benim.

Albay dolaptan iki tane uzun şampanya kadehi çıkarıp şampanyadan doldurdu. Lord Bernard’a uzatıp

-Acı bir haber, hayat böyle Lord Bernard. Bu içki sizin üzüntünüzü yatıştıracaktır. Elimize bir bilgi geçtiği taktirde sizinle paylaşmaktan onur duyarız efendim.

-Albay bu mumyanın laneti sizce gerçek mi?

-Lordum biz açık fikirli insanlarız ama böyle batıl inançlara ve masallara karnımız tok.

Üçgün sonra yerde eski tarihli “The Daily Telegraph”  gazetesi Başlık büyük puntolarla “Mumyanın Laneti”

Lord Bernard ve Albay Nelson mumyanın son kurbanları mı?Bulunan raporlar olayları ispatılıyor mu?

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir