Mesnevi’den Papazın Müezzine Hediyesi
12/08/2017
Mesnevi’den Ölümün Kurtardığı Papağan
14/08/2017

Mesnevi’den Nefsine Av Olmak

Mesnevi’den Nefsine Av Olmak,Hükümdar ibrahim bin Ethem’in sarayında misafir olan nur yüzlü ihtiyar, o gece hükümdara bir ders daha vermek istedi.

Bunun için herkesin uyuduğu bir vakitte kalkıp sarayın tavanına çıktı ve hükümdarın odasının üzerinde ayakları­nı vurarak sağa sola koşmaya başladı.
Gündüz, sarayına kervansaray diyen ihtiyarın söyledik­leri kulağında çınlayan ve zaten bu yüzden gözüne uyku girmeyip yatağında düşünen hükümdar, tavandan gelen koşma seslerine şaşırdı ve yatağından fırlayarak seslendi:

“Kim var orada, ne arıyorsun?” ihtiyar, sesini değiştirerek cevap verdi:
“Ben çobanım, develerimi kaybettim. Onları arıyo­rum.”
Hükümdar:
“Sarayda çobanın işi ne, tavanda deve aranır mı?” ihtiyar:

“Sen de bu milletin çobanı değil misin? Ve zevk safa içinde, kuş tüyü yataklarda Cennet aramıyor musun? Böy­le Cennet bulunursa, tavanda da deve bulunur.”
Sonra sesler kesildi. îhtiyar usulca odasına geçti ve yat­tı. Nöbetçiler baktıklarında onu yatağında uyuyor buldular.
ibrahim bin Ethem ise duyduklarıyla ikinci defa şok ol­muş ve sarsılmıştı. Beyni allak bullak olmuş bir halde sabaha kadar düşündü. Güya Müslümandı, ama ibadetlerini yapmıyordu. Dünyada ebedî kalacakmışçasına zevk ve eğ­lencelerle ömür geçiriyordu.

Üstelik millete karşı sorumluluklarına da fazla aldırış etmiyordu, iyi ama, bu saltanat ne kadar sürecekti. Böyle bir hayat, gerçekten de sonunda onu pişman etmez miydi? Cennette ebedî mutluluk vardı ve ona ulaşmayı da çok is­tiyordu.
Fakat hayatını değiştirmedikçe bunun mümkünatı yok­tu. Hayatını değiştirmek de saray şartlarında kolay değildi. İçine kurt düşmüştü fakat kararsız kaldı. Sadece “Allah’ım bana yardım et, Sana dönmemi nasip et!” diye dua etti.
O sabah ihtiyarı uğurladıktan sonra ava çıktı, ibrahim bin Ethem, avlanmayı sever ve haftada en az bir gününü buna ayırırdı, ihtiyar, saray görevlilerinden onun bu özel­liğini ve avlanmaya gittiği yerleri öğrenmişti. Ona son bir ders daha vermek istiyordu.

ibrahim bin Ethem orman içinde dolaşırken şöyle bir ses kulaklarında yankılandı:
“Ey İbrahim! Sen dünyaya avlanmak için geîmedin. Ya­ratıldığın şeye dön. Sorguçlarla, tahtlarla oynamayı bırak. Büyük sultanlığa talip ol!”
ihtiyar, ellerini boru gibi yaparak, gizlendiği yerden böyle bağırmıştı. Sesin nereden ve kimden geldiğini bile­meyen hükümdar, o gün çok garip bir olaya daha şahit ol­muştu.

Veziri ve muhafızlarıyla birlikte yemek yedikleri bir sı­rada süzülerek gelen bir keklik, bir parça ekmek kopararak havalanmış ve biraz ötedeki çalılıkların arkasına inmişti.
Bu işte bir gariplik olduğunu düşünerek gidip baktıkla­rında kekliğin, ekmeği, bataklığa saplanan bir adamm ağ­zına koyduğunu hayretle gördüler.
Yardım edip adamı çıkarttılar. Adam, avladığı kuşun oraya düşmesi üzerine bataklığa girdiğini ve çıkamadığını, üç gündür o kekliğin kendisine ekmek taşıdığını anlattı. Dehşete düşen İbrahim bin Ethem, kendi nefsiyle yüzleşe­rek şöyle dedi nefsine:

“Sen onları avlarken o keklik, çaresiz kalmış bir adamı besliyor. Seninse halkından haberin yok!”

Bu düşüncelerle saraya dönen hükümdar, o gün her za­manki avladıklarından bir şey avlayamamıştı ama çok da­ha önemli birşey avlamıştı: Nefsim. O zamana kadar, ona av olduğu nefsini.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir