Mesnevi’den İbrahim Ethem Hazretleri Ebedi Sultan

Mesnevi’den Emin Sular,Kazların Kalesi
24/07/2017
Mesnevi’den En Değerli Şey
25/07/2017

Mesnevi’den İbrahim Ethem Hazretleri Ebedi Sultan

Hükümdar İbrahim bin Ethem nefsini avladığı o günkü son avdan döndükten sonra saatlerce düşündü. Ve gece yansına doğru vezirini çağırtıp kararını ona açıkladı:
“Ben bu sultanlık oyununu bırakıyorum. Zaten bunu iyi beceremedim. Bundan sonra hükümdar sensin, tnsan-lara iyi davran ve adaletle hükmet. Allah’a hesap vereceği­ni unutma!”

Vezirin itirazları, yalvarışları bir şey değiştirmedi ve o gece derviş kıyafetiyle saraydan ve Belh’ten ayrılan İbra­him bin Ethem, kendini daha hafif ve Özgür hissederek yollara düştü.

Yolu bazen dağlardan, bazen çöllerden geçti. Geceleri gökyüzünün ihtişamını, gündüzleri yeryüzündeki ilâhi san’atlan tefekkür etti.
Gittiği her yerde Allah’ın saltanatını seyrederek ve Onun büyüklüğünü düşünerek ibadet etti. Tefekkürü ge­liştikçe iç dünyası ve gönül âlemi de genişledi.
Karşılaştığı insanlara kendini değil Kâinat Yaratıcısını tanıtmaya ve Ona karşı görevlerini hatırlatmaya çalıştı, in­sanın, ancak Allah’a teslim olarak nefsin esaretinden kur­tarabileceğini, Onu bulanın herşeyi bulacağını, Ondan yoksun olanın herşeyden yoksun olacağını anlattı. Hü­kümdarlıktan gelmenin asaleti ve tok gözlülüğü ile son de­rece de etkili oldu.

Köyden köye, ilden ile nihayet Mekke’ye ulaştı. Büyük bir saygı içinde varıp Kabe’nin örtüsüne tutunarak şöyle yalvardı Rabbine:
“ilâhî, asi ve günahkâr kulun sana geldi. Günahlarını itiraf edip Sana yalvarıyor. Eğer onu affedersen, bu zaten Senin şanındır. Eğer reddedersen, Senin kapından başka hangi kapıya gitsin, kim ona merhamet etsin?”

Gözyaşları içinde yalvardı ve aylarca orada ibadet etti. Soma, “Allah’ı aramakla bulmak mümkün değildir, ancak Onu bulanlar yine de aramaya devam edenlerdir” diye dü­şünüp yeniden yollara düştü.

Kızıldeniz kenarında bir taşın üzerinde oturup kopan düğmesini diktiği sırada oradan geçen bir kervanda bulu­nanlar onu tanıdılar ve yanında durup, “Vah vah, bir za­manların hükümdarı ibrahim bin Ethem’e bakın, iğne elinde, düğme dikiyor. Hiç o saltanat bırakılıp da bu halle­re düşülür mü?” dediler.
ibrahim bin Ethem, gerçek sultanlığın Allah’a kulluk ol­duğunu anlasınlar diye iğnesini denize attı:

“Ey balıklar, iğnemi getirin bana!” diye seslendi. Binler­ce balık, ağızlarında altın birer iğne olduğu halde deniz­den başlarını çıkarıp ona uzattılar.
İbrahim bin Ethem kervan yolcularına, “Önceki salta­natım im üstündü, şimdiki mi?” diye sorduktan sonra şöy­le tamamladı sözlerini:

“Allah’a kul olmak öyle bir saltanattır ki, eğer bilselerdi bütün sultanlar, sultanlığı bırakıp bu manevî saltanata ta­lip olurlardı. Çünkü bu, ebedî bir sultanlıktır.”
Yıllar sonra garip bir his ibrahim bin Ethem’i Belh’e ge­ri döndürdü. Yağmurlu bir gecede, yorgun ve hasta bir halde bir külhancıya misafir oldu. Sohbet ederlerken, er­miş bir insan olduğunu anladığı külhancıya, “Allah’a etti­ğin dualar içinde, kabul olmayan bir duan oldu mu?” diye sordu.

Külhancı, “Bütün dualarım kabul oldu, ama İbrahim bin Ethem’i dünya gözüyle görme isteğim konusundaki duam kabul olmadı” deyince, kendisini Belh’e çeken sırrı anladı ve külhancıya:

“Sen öyle mübarek bir insansın ki, senin duanın kabul olması için Allah, İbrahim bin Ethem’i sürüye sürüye se­nin ayağına getirttirdi” dedi.
Ve kelime-i şehadet getirerek başı külhancının dizinde, ruhunu Allah’a teslim etti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir