Duvar – Kemal Çerçibaşı
08/10/2019
Yeşil Elma – Kemal Çerçibaşı
18/10/2019

Kimya Fabrikasının Hayaleti

-=KİMYA FABRİKASININ HAYALETİ=-

Harold Handy, Stanford Üniversitesinde kimya bölümünde okuyan İskoç asıllı bir İngiliz öğrenciydi. Babasının Kuzey İskoçyanın  Glen Coe civarındaki Loch gölünün hemen yakında kurulu küçük bir boya fabrikasının işletiyordu. Bu fabrikayı yine adı Harold olan büyük babası 1800’lerin sonunda kurmuştu. Kasabanın tek geçim kaynağı balıkçılık olduğundan iş bulamayanlar burada istihdam ediliyordu.

Harold  öğlen vakti İskoçya’dan Acil ibaresi taşıyan telgrafı alınca doğruca Limana giderek İngiltere’ye giden ilk gemiye atladı. Uzun ve zor yolculuk sonunda evine vardığında maalesef babasının ölüm haberini kendisine ilettiler.

Artık okul yerine fabrikanın başına geçerek kimya ve işletmeler hakkında öğrendiği bilgileri nihayet uygulayabilecek fırsatı yakalamıştı. Çocukluğundan beri gitmediği fabrikaya babasının cenazesini hemen sonrasındaki gün gitti. Fabrikanın kapısından girer girmez etrafa inceleyen Harold demode yöntemlerle işleyen, hurdalığı andıran bir fabrikayı devraldığını fark etti.

Bu mütevazı fabrika eski olmasına rağmen mütevazı karlarla işliyordu. Sonuç olarak orayı kuran dedesi çok kar yerine fakir balıkçıların buradan evlerine ekmek götürmelerini yeterli görmüştü. Babası da aynı mirası, aynı ilkelerle yürütmüş kazandığı paraları çok para etmeyen civardaki köy arazilerini almak için kullanmıştı.

Harold, öğrendiği bilgilerin kullanma vaktinin geldiğini anlayıp arazilerin bir kısmını ipotek ederek dedesinden kalan boya fabrikasını modernize ederek üretimini bir yıl dolmadan üç misline karını ise neredeyse yarı, yarıya artırmıştı. Hemen ilave kararları uygulayıp bu fabrikaya yıllarını vermiş emektar ve köylüleri olan kişilerin işine son vererek yakın civarlardan tanımasa dahi daha genç, daha az paraya daha çok çalışabilecek işçiler işe alarak fabrikasını büyüttü.

Üç yılın sonunda ülke içerisinde adından söz edilen hatırı sayılır iş adamları arasına girmişti. Fakat yinede sadece boya üreterek daha fazla bir yere gelemeyeceğini anlamıştı. Yeni yatırımlarla göl civarına irili ufaklı birçok kimya tesisi kurarak hem kendisine lazım olan boya ham maddelerini hem de satabileceği yüzlerce çeşit kimyasal madde üretir hale gelmişti.

Beş yılın sonunda en büyük patronlardan olması bir tarafa köylüler defalarca fabrikaya gelerek gölde yaşayan balık kalmadığı gibi gölün sularının aktığı çayın denize döküldüğü yerde binlerce ölü balık gördüklerini Harold’a söylemişlerdi. Köylüler endişelerinde haksız değildi. Çünkü fabrika onlara iş sağlayamadığı gibi ellerindeki tek geçim kaynağı balıkları da kaybetmeleri işlerine gelmezdi.

Bir gün Sun gazetesinden arayan muhabir Harold ile röportaj yapmak için köye geldiğinde korkunç manzarayı görerek kaleme alır. Harold ve fabrikası meşhur olmuştur. Harold’ın telefonu akşamüzeri acı, acı çaldı:

-Alo merhaba Ben Oxford Üniversitesinden Profesör Loyd Bay Harold ile görüşmek istiyordum.

-Buyrun benim.

-Merhaba fabrika ve çalışmalarınızın hayranıyım. Amerika’da öğrendiğiniz teknikleri başarıyla uyguladığınız ve hatırı sayılır karlar elde ettiğinizi duydum. Bunu yerinden incelmek isterim. Eğer bunun için zaman ayırabilirseniz önümüzdeki Perşembe günü gelmeyi düşünüyorum.

-Memnun olurum Profesör

-Öyleyse Perşembe günü görüşmek üzere hoşça kalın.

Perşembe günü fabrikaya gelen Profesörü karşılayan Harold. Onu köydeki pansiyona yerleştirip ona izzet ve ikramlarda bulundu ve her türlü kolaylığı sağladı. Durumdan memnun kalan Profesör akşam köydeki pansiyona döndüğünde köylüler ona yakınıp dertlerini anlattılar. Gözüne uyku girmeyen Loyd sabah erkenden fabrika tekrar gitti.

-Bay Harold dün bana göstermiş olduğunuz ilgiden memnunum ancak sizi meşgul etmek istemem sonuçta meşgul birisiniz. Eğer müsaadeniz olursa kendi başıma gezmek isterim.

-Size katılıyorum, o halde yardımcım bay mike sizinle gelsin. Burada konumuz olduğunu süre içerisinde başınıza talihsiz bir kaza gelmesini istemeyiz. Bu sebeple bir ihtiyaç halinde bay Mike olacaktır.

-Aslında gerek yok ama..

-Dedim ya burası bir tesis kendi başınıza olmanız sorunlara yol açabilir.

-Peki, madem öyle

Tesisi gezen Profesör Loyd bir yolunu bulup peşindeki mike’tan kurtulmanın yolunu bulur. Fabrikanın atık bölümüne baktığında köylülerin endişelerinde haklı olduklarını anlayıp birkaç örnek şişeleyip cebine koyduğu sıra da Harol’un yardımcısı onu enseler.

-Merhaba mike bende seni arıyordum kayboldum da

Onu ifadesiz bir yüzle süzen mike soğuk bir sesle:

-Tahmin ediyorum ki öyledir bay Loyd hadi buradan çıkalım.

Pansiyona döndüğünde yanında getirdiği testlerde hep pozitif sonuç alması üzerine sabah pansiyondan fabrikayı arayarak bay Harold’la görüştü:

-Merhaba bay Harold, dün hem tesisinizden hemde gölden aldığım örneklerin analizinde sonuç pozitif çıktı. Eğer bunu halletmezseniz sizi gazetelerde rezil edeceğim.

-Aman yapmayın profesör, sizi iyi ağırlamadık mı? iyi bir dost olmadık mı? neler saçmalıyorsunuz.

-Beni iyi ağırlamanız iyi bir insan olmamamı gerektirmez görevimi yapmalıyım.

-Siz fabrikaya gelin bunu birlikte olayı tatlıya bağlayıp sorunu çözelim.

Profesör Loyd olayı tatlılıkla çözüleceğine ikna olunca fabrikaya gelerek Harold’un odasına girdi ve konuşmaya başladılar.

-Bay Harold özür dilerim bu gerekliydi.

-Anlıyorum Profesör, çözüm şu buyurun bu sizin için hazırladığım küçük hediye

Harold üzeri kurdele ile bağlı küçük bir kutuyu Profesör Loyd’un önüne sürdü. Profesör bun önce anlam veremedi. Kurdeleyi çözerek kutuyu açtığında yaklaşık on deste paranın olduğunu görünce kutuyu masanın üzerine atıp ayağa kalktı.

-Bay Harold bu ne anlama geliyor?

-Size bu olayı güzellikle çözeceğimi söylemiştim. Size bir hediye vererek bir güzellik yaptım. Şimdi bu parayı alın ne için lazımsa onun için kullanın. Araştırma mı? iş seyahatleri mi? bilmem o kısmı size ait

-Siz beni yanlış anlamışsınız.

-O anladım para az geldi peki onu da hallederiz.

-Hayır, Hayır bakın ben para istemiyorum.

-Ne istiyorsun be adam?

-Orada geçinemeyen balıkçılar, Ölen doğa, ölü balıklar, hatta kuşlar.

-Hiç birisi umurumda değil. Çözüm basit zaten köy ve arsalarının çoğunu satına aldım. O köylüler gidip başka bir yere yerleşsinler. Doğa sadece buradan ibaret değil, Balık ve kuşlar ölsünler burada ihtiyaç yok onlara ülkenin bizim ürettiklerimize ihtiyacı daha çok.

-Hayır, buna katılmıyorum. Siz bu kadar tesis için bir tane arıtma tesisi yapacaksınız.

-Sen kafayı mı yedin be adam. Bir arıtma tesisi buraya yaptığım yatırımın üçte biri kadar para tutuyor. Hesaplamadım mı? Sanıyorsun batarım. Hem yazıktır o kadar parayı bu işe gömmeye bakın size fabrikamdan hisse veririm. Bu olayı kapatın unutun. O her şeye mızmızlanan köylülerin icabına ben bakarım kovarım giderler ne dersin profesör.

-Benim ailemde sizin gibi bir kapitalist tarafından topraklarından edildi. O zaman gücüm yoktu ama artık var sizinle sonuna kadar mücadele edeceğim. Gerekirse gazetelere ve hatta başbakana bile gidebilirim.

-Nereye giderseniz gidin diye kesti attı Harold

Profesör ayağa kalkıp kapıyı sertçe çekti. Harold bom boş ofisinde oturup düşünmeye başladı. Bir atık tesisi kurulumu temizlenemeyen atıkların varillere konup uzunca süre depolanması için sızdırmaz özel odalarda tutulması. Yine o atıkları güvenli alanlara taşıma işi nakliyesi, Tesiste üretime katkı yapmayacak ve yapamayacak işçilerin istihdamı. Kimya tesisi için üçte biri kadar parayı değersiz bir yatırım için harcamalıyım. Rüşvette almıyor, bu durumda profesörü öldürsem daha kazançlıyım.

-Öldürmek ha! Ha! Ha! İşte bu mükemmel.

Ertesi sabah profesör ayrılmak içi valizini çantalarını hazırlamıştı. Eline çantasını aldığı sırada telefon çaldı.

-İyiyim teşekkürler, bay Harold lafı uzatmadan direk konuya girin yetişmem gereken bir tren var. Hmm, dün hiç böyle konuşmamıştık, evet tabi haklıyım, normalde red etmem gerekir ama madem iyi şeylere vesile olacak bir gün sonraya ertelerim. Çok memnun oldum çevre için önemli bir karar tebrik ederim.

Akşamüzeri bay Harold’un yardımcısı mike araçla profesörü almak için gelmişti. Profesör güzel bir takım giyip papyon takmıştı. Fabrikaya geldiler mesai saati bittiğinden herkes paydos etmişti. Mike ve Profesör Fabrikanın çatısına çıktılar. Harold çatıya kocaman bir masa hazırlatmıştı. Mumlar porselen yemek takımları gramofonun çaldığı klasik müzik sesi duyulabiliyordu. Bay Harold, Profesörü görünce ayağa kalkarak centilmence onu selamladı:

-Hoş geldiniz.

-Bir şey mi kaçırdım? Kutlama yada benzeri kuruluş yıldönümü gibi mesela

-Hayır, Hayır sizin için başarınızı ya da başarımızı

-O lütfen önce bunu yapmaya yanaşmazken şimdi böyle bir durum şaşırtıcı.

-Her zaman her şey değişir Loyd böyle söylememde sakınca yoktur umarım. Mike şarap

-Alkol kararlarımı etkilediğinden kullanmıyorum.

-Bu özel olarak Marsilya’dan getirildi bu masa sizin için hazırlandı bizi kırmayı istemezsiniz değil mi? Bay loyd

-Tabi şüphesiz neyse doldurun bari

-Yemekten sonra sizi bu tesis için planladığımız arıtma ünitesinin yerine götüreceğiz. Değil mi Mike

-Evet, efendi Loyd.

-Evet, Bunun için sabırsızlanıyorum bay Harold.

-Yalnız bir sorunumuz var.

-Hayır bay Harold şartlar yerine getirildikten sonra ne gibi bir sorun olsun ki

-Anlamadınız galiba bayım ben ve fabrikam hakkında hazırlamış olduğunuz kirlilik raporları yanlış ellerde bize sorun çıkarabilir.

-Meraklanmayın siz arıtma tesisini kurduğunuzda hepsini size iade edeceğim.

-Hayır, bayım ben bir iş adamıyım ve kimseye güvenmemek benim doğamda var. Bu sebeple o raporları tesisin arıtma ünitelerinin olduğu yeri gördükten sonra verirseniz. Bende işimi daha iyi yaparım.

-Haklısınız ama ben o raporları zaten pansiyondaki kıyafetlerimle çantama yerleştirdim ve onu arıtma tesisini görmeden vermek gibi bir niyetim de yok.

-Peki madem çantanızda emniyette bizde sorun çıkarmayız.

Harold, Bunu öğrenince yardımcısı mike’a göz kırptı. Mike başıyla onayladı. Profesör her bardağı boşaldığında mike yetişip dolduruyordu. Yemeğin sonlarına doğru Profesör Loyd iyice çakır keyif olmuştu kıvama geldiğini anlayan Harold yardımcısına işaret etti. Mike koşarak uzaklaştı. Bu süre boyunca harold profesörün boşalan kadehini kendisi doldurmaya devam etti. Yaklaşık 10-15 dakika geçmişti ki mike göründü. Harold fısıldayarak mike ile konuşmaya başladı:

-Mike sana söylediğim şekilde hallettin mi?

-Evet, efendi harold. Evrakları çantasından alıp ofisinize koydum. Saat 02:00 Londra’ya giden tren için Profesör Loyd adına bilet aldım.

-Güzel yaklaşık bir buçuk saat vaktimiz var acele edelim.

-Bay Harold, Londra’ya mı gidiyorsunuz?

-Şeyy..? Evet, o yüzden acele edelim profesör size planlamış olduğuz filtreleme sisteminin konulacağı odayı ve göl kıyısındaki tesis planlarından bahsedeyim.

-Evet, gidelim hadi.

Önde Mike, Hemen arkasında Profesör Loyd, Onun hemen arkasında Harold yürüyordu. Fabrikanın en altındaki atıkların pis kokusunun duyulduğu boruların ve sıçanların bol olduğu zemin kata geldiler dar koridorlardan geçip en köşede bulunan demir kapıdan içeri girdiklerinde bina dışına çıkmışlardı burası gölün içerisine her türlü boya kalıntısı kimyasal atıkların aktığı kalın bir boruyla göle döküldüğü yerdi.

-Evet, Bay harold ben filtre filan göremedim sizinde kendi gözünüzle gördüğünüz üzere bakın nasılda kirletiyorsunuz doğayı. Yoksa benim mi? kafam kıyak sarhoş oldum.

-Yok, haklısınız bilmediğiniz şey o suyun içilebilecek kadar temiz olduğudur.

-Bu su mu? İçiliyor. Hayır, sanmam bayım.

-Bakın bir deney yapacağız siz bana inanacaksınız. Mesela içimizden birisi içip bize fikrini söylesin ne dersiniz?

-Ooo, bu tamamen çılgınlık ağır metal, kimyasal zehirler mümkün değil tavsiye etmem.

-Mike hadi.

-Hayır, mike deneme bile dostum. Bu adam tam bir kaçık

Harold, komut verince mike harekete geçti. Ani bir hareketle zaten sarhoş olan Profesör Loyd’u iterek göle düşürdü. Sonra dizlerine kadar suya girerek onun başını suyun altına sokmaya başladı.

-Hey, imdaa….t harr.. oooold yapma.

Harold kıyıdan olan biteni seyrederken. Adının söylenmesine hiddetlenip o da suya girip saçından tutup başını kaldırıp kulağına fısıldadı.

-Fırsatın varken sana verdiğim parayı almalıydın dostum. Dedi ardından

-Devam mike bitir işini, Lanet olsun Londra’dan aldığım takım mahvoldu ayakkabılarımda öyle pis herifin yüzünden.

Daha sonra gölün kıyısında çıkarak cebinin içerisinden çıkardığı gümüş tabakadan bir sigara çıkardı. Uzun süre uğraştıktan sonra yakabildiği kibritle tutuşturdu. Bu arada mike saçı başı dağılmış olarak sudan çıktığında Profesör Loyd suyun içerisinde cansız yatmaktaydı.

-Mike ne yapacağını biliyorsun? Cesedi taş bağlayıp göle at hemen üzerini değiştirip bavulları tren yerleştir ki herkes buradan ayrıldığını düşünsünler.

-Anlaşıldı efendim.

Mike kayıkla biraz açıldı. Profesörün ayağına bağladığı taşla birlikte gölün derin bir yerine bıraktığında taşın ağırlığıyla ceset aşağı yavaşça gölün tabanına oturdu.

Sabah erken saatte ofisine gelen Harold keyifle bir puro yaktı. Kültablası içerisinde hala yanan kibritin ateşinde Profesörden kalan raporları tek tek tutuşturup çöp kovası içerisinde onların yanmasını izledi.

-Mükemmel, bu işten iyi sıyırdım. Olan takım elbiseme oldu ama neyse olur. Diye aklından geçirdi. Sonra günlük gazeteleri açarak okumaya başladı. Aynı gün hava iyice hava karardıktan sonra fabrika atıklarını göle dökmeye başlamıştı.

Bu kimyasallar dağılarak dipte durmakta olan Profesörün cesedine ulaştığında ceset hareket etmeye başladı. Dipte kimyasalların ve suyun etkisi ile Profesörün yüzü erimiş nerdeyse bir iskelet halini almıştı. Biraz uğraş sonucunda ayağını kurtaran ceset artık bir zombiydi. Karaya çıkarak ona çok tanıdık gelen fabrikanın arka boşaltım borularının yanındaki kapıyı açtı. Kordidoru takip ederek üst katlara çıktı. Harol’un ofisinin önünde bir bekçi köpeği gibi oturan mike başını masaya dayamış uyukluyordu. Harold kapısı kapalı ofisinde telefonla hararetle bir şeyler konuşuyordu. Zombi yavaş ve sessizce mike’e yaklaşıp ensesinden yakaladı. Kedi yavrusu gibi havaya kaldırarak masanın keskin köşesine sertçe vurdu. Mike başını o kadar sert çarpmıştı ki kanlar içerisindeki kafasının içerisinden beyni dağılmıştı.

Zombi eğilerek tek bir parçasını bile ziyan etmeden hepsini yedi ve ayağa kalktı. Harold’ın ofisini açarak içeri girdi. Harold oturduğu masaya arkasını dönmüş ayaklarını cam kenarına koymuş telefonda konuşmayı sürdürüyordu.

-Tamam görüşürüz. Ben sana sessizce ofisime dalma demedim mi? mike

Harold yüzünü döndüğünde korkudan altına edecek kadar çok korktu geriye doğru kaçmaya çalışarak

-Sende kimsin?

-Beni tanımadın mı? Loyd

-Loyd ??

-Evet, dostum, Fırsatın varken sana verdiğim öneriyi dinlemeliydin.

 

O geceden sonra iki rivayet kasabada dolaşmaya başladı:

İlki -o geceki fabrika yangınında Profesör, Harold ve yardımcısı mike yanarak öldü.

İkincisi – ise fabrikayı ateşe veren Profesör, Harol’u gölün derinliklerine sürükledi. Şimdi iki samimi dost birlikte geceleri gölden çıkarak geziyor gün doğunca tekrar ortalıktan kayboluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir