Elm Sokağında Kabus – A Nightmare on Elm Street
12/07/2018
Polis Akademisi 1-2-3-4-5-6-7
23/07/2018

Hazine Avcıları

Hazine avcıları isimli maceramız başlıyor.Merhaba benim adım Alpaslan Erzincanlıyım,yıllar önce dedem İstanbul’a Tercan’dan gelip yerleşmiş, bazı akrabalar var ama çoğunu tanımam bayramdan bayrama görüştüğüm orada yaşayan bir kaç uzak tanıdıklar var. İstanbul Bağcılar’da bir ekmek fırınında çalışıyorum.Evden işe, işten eve sigara sayılmazsa kötü bir alışkanlığım yoktur. Geçen sene arkadaşım Tekelci Hasan’ın beni Fazlı hoca ile tanıştırması ile her şey değişti.Tekelci Hasan dememizin sebebi abisinin bizim yakınlardaki tekel büfesinin sahibi, haliyle abisi olmadığında tanışıklığımız oradan geliyor arada sigara, bira filan.Hasan can ciğer kardeşimdir, bizim mahallenin adamı,Anlatnak gerekirse Hasan ince yapılı,saçları sürekli kısa kesimli, orta boylu üflesen uçacak kadar çelimsiz birisidir.Hasan elinde tespih sürekli sallayan ve aynı zamanda sadece tespih değil her şeyi sallayan birisi,örnek vermek gerekirse ;

-Hasan oğlum şu borcunu ne zaman verecen lan iki ay oldu

-Haftaya Çarşamba

-Lan oğlum daha bugün Perşemebe

-He abi yalan mı söyleyim

-Hasan geçen hafta Perşembe dedin ya

-Beklediğim para vardı salladılar abi mecburen bende seni salladım.

İşte bahsettiğimin birisi bu ama diğeri;

-Hasan dün neredeydin?

-Ha! dün mü gardaşım, askerlik arkadaşım gelmiş abim’de erken gelince dedim ki ” Bak abi ben gidiyorum sen kapatırsın can ciğer dostum gelmiş İstanbulun gece hayatını görsün” dedim çıktık

-Si…lan abinin o an kafanı kırmış olması lazım.

-Yok yav iyiliği üzerindeydi bir şey demedi. Çalgılı meyhaneye gittik, biraz edik içtik saır Mehtap diye bir karı çıkıyodu dedim”o karı buraya gelecek”emrin olur abi dediler.Benden nasıl çekiniyorlarsa hemen geldi. Belimde makineyi gördüler tabi ondandır.

-Sallama lan o makine dediğin kuru sıkı tabanca

-Tamam abi’ de ne bilsin herifler, hürmet gösterdiler.

-Eee sonra

-Sonra yan masa’dan bizim mehtaba adamın biri göz kırptı.Daldım heriflere onlar beş kişi biz benim kanka erkanla sade ben iki kişiyiz.

-Yuh! desteksiz atıyorsun.

-Yok abi sen benim tersimi görmemişin, kaldırıyorum, kaldırıyorum vuruyorum herifleri, birisi zaten nakavt oldu.İkisi yere düştü kalkamadı nasıl geçirdiysem kalkacak gibi oldular.Ben atladım üstlerine oturdum bir birine çakıyorum bir ötekine makineli gibi, o sıra bizim erkana bakayım dedim bir göz atayım herifler benim kankayı araya almışlar voleybol oynuyorlar.

Erkana bir çakıyor karşıdaki adama gidiyor, diğeri çakınca karşıdakine, dedim artık zamanı geldi. çektim belimdeki makineyi doğrulttum heriflere dedim durun canınızı yakarım.Adamlar makineyi görünce “Abi yapma etme çoluğumuz var çocuğumuz var” öptüler elimi affettim kerataların.

-Yav Hasan bir si..git bende oturdum seni dinliyorum.Beş adamdan bahsediyorsun.Kuru sıkı tabanca çekmişin adamlara, birisini nakavt etmişsin ikisini yere yatırmışsın.

-Bak yav kardeşime bana inanmıyor. Adamlar birazcık sarhoştu ondandır belki kanka he ne dersin.

-Hasan bak bu söylediklerin doğru diyelim ya mekan sahipleri. Geçen ben akşam üzeri önünden geçiyordum o çalgılı meyhane ‘midir nedir? Sırf çocuk kıza sulandı diye iki badi gard (body guard) herifin ağzını burnunu kırdılar.Aynı mekenda beş kişiyi dövdün ses çıkarmadılar öyle mi?

-Yav kanka mekan tanıdık herkesi tanıyorum orada

-Ohoo senle işimiz var.

İşte böyle, bir akşam işten çıktım eve gideceğim hasan,dükanın köşesindeki çıkmaz sokağın girişine, yan tarafındaki manavdan aldığı kasalarla küçük bir çilingir sofra kurmuş hiç tanımadığım kelli felli iyi giyimli başında takkesi olan en fazla otuz,otuz beş yaşlarında bir adamdı.Tekelci Hasan:

-Kanka bu abimiz derin hocalardan fazlı hoca din bilgisi süperdir.

-Merhaba hocam dedim el sıkıştık ama alttan hoca net göremesem’de ya bira, ya votka götürüyor.Bir bahaneyle hasanı kenara çekip

-Bak kanka bu adama derin hoca diyorsun bu adam alkol alıyor.Bu anca kendine derin olur sakın seni dolandırmasın.

-Ohoo kankama bak hocam ileri görüşlü bir hocadır. Atatürkçü’dür öyle senin bildiğin sofu hocalardan değil gel otur.

-Yok gardaş ben kaçar evden beklerler.dedim uzak durmaya karar verdim.Ertesi sabah hasanla konuşurken

-Bak oğlum yanlış yapıyorsun? ilerici hoca, Atatürkçü hoca diye bir şey yok, içen adam dan hoca olmaz hem her içen ilerici değildir bunu kalın kafana sok.

-Takılma kanka gerçekten alim adam bir konuşsun o zaman gör.dedi gitti. Bu görüşmeden sonra yaklaşık hafta boyunca yüzünü görmeyince ve kapılarında “Çırak aranıyor”yazısını görünce, Hasanın abisi Remzi abiye sordum.

-Selamın aleyküm Remzi abi,

-O koç Aleyküm selam buyur.

-Yok abi estağfurullah Hasan yok epeydir merak ettim.

-Şeytan görsün yüzünü, şerefsizin peşinden gitme dedim o fazlı denen hergele ile iki gün abi dedi gönderdim ne aradı ne sordu.Merakta etmedim desem yalan olur ama çok kırıldım.Dükkanda mal kalmadı gidemiyorum.

-Usta izin verirse ben yardım edeyim abim

-Sağol alperen seni işinden geri bırakmayayım. Kayınço gelecek hafta içi çırakta bulursam alacağım.

-Alpaslan abi

-Efendim

-Adım abi alperen dedin de

-Hımm

-Görüşürüz o zaman abi .

Aradan iki ay geçti, Hasandan bir haber yok bir sabah çaycı salim yolun karşısında ki kıraathane’nin çay servisi yapan çırağı.

-Hehe abi duydun mu? senin kankayı kazı yaparken polis yakalamış

-Nereden duydun? kim söyledi

-Abi hürriyet’in ikinci sayfa da yazıyor. Hemen koşup hürriyet gazetesi aldım. Acele ile ikinci sayfayı açtım, bebenin söyledikleri doğruymuş. Hasan akman, Fazlı Saygın vs. yanlarında tanımadığım görmediğim iki kişi daha var.

Haber şöyle İstabul kaçakçılık şube ekipleri izinsiz kazı yaptığı tespit edilen dört kişiyi suç üstü yakalamıştır.Kişiler İstanbul sur dibinde roma döneminde kalma kalıntılarda kazı yaparken güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştır.

Haberin altında resimleri de vardı. Tekel bayisine doğru bir göz attım Bir araba içerisinden bizim hasanla abisi iniyor.

-Yürrü eşşoğlu eşek! beni cümle aleme rezil ettin. Hazine bulacakmış, kıçımın kenarı sen önce para kazanmayı öğren önce.

-Abi! öyle deme polis gelmeseydi. Aldıydık parayı

-Yürü! bir daha duymak istemiyorum.

Akşam iş çıkışı kapıda oturan Hasanın yanına uğradım.

-Selam kanka naber?

-İyi toprağım fena değil.

-Durgunsun biraz

-Sorma kanka hazineyi bulduyduk basıldık.Paranın gittiğine mi? yanayım nezarette sabahladığıma mı? abim ağzıma sı..tı ona mı?

-La get hazine filan hala akıllanmamışın gazete hazineden filan bahsetmiyordu?

-Niye bahsetsin hazineyi iç ettiler ondan

-Kazı yaparken diyordu haberde

-Valla kanka aha böyle bir toprak kase kocaman, kazarken küçük olanı yanlışlıkla kırdım.Büyük olanda ne kadar vardı bilmiyorum.Kırmadan çıkarmaya uğraşıyorduk.

-Yürü git hasan taş..k geçecek adamı buldun tabii salla kardeşim salla açılırsın.

-Gel kanka otur yanıma kimseye söyleme

Hasan ayağında bulunan spor ayakkabıyı çıkardı.Alt tabanını söktü astarın içerisinden ezilmiş gazoz kapağına benzeyen üç tane küçük para çıkardı.Karamış para üzerinde roma rakamı ile bir şeyler yazıyor ve bir adam başı bulunuyordu, adamın saçı üzerinde yapraklardan yapılmış taç bulunmaktaydı.iki tanesi kurşun rengi ve karamış birisi sarı renkli kenarları kırılmış bozuk paraydı.

-Bunlar nedir?

-Bunlar Roma hazinesi

-Üç tane bozuk para, ne hazinesi?

-Tamam işte ilk çıkan toprak kase içindeydi.Yanlışlıkla kırdım.Altta daha büyük testi mi anfora mı? bilmiyorum

-Anfora? o ne ki?

-Testi gardaş kocaman bir tane vardı.Baskın yedik bunları ilk çıkandan aldım sakladım.

-Bir tane bakır iki metal para ne edecek ki?

-Bu altın,diğerleri gümüş bir de tarihi değeri var.Eğer alıcısını bulabilirsen bunlar bile çok para eder.

-İyi akşamlar dedim uzaklaştım. Tekelci hasanı bir kaç daha gördüm, üç gün sonra yine kayıplara karışmıştı.Bir akşam evin balkonun da oturuyordum. Babam geldi o da yanıma oturdu

-Hayırdır, paşa niye sessizsin.

-Yok baba, bir sıkıntım yok

-Niye böyle düşüncelere daldın. Babama tekelci hasanı anlattım, hocanın gerçek hoca olmadığını filan söyledim, ses çıkarmadan dinledi.

-Bak oğul sana bir hikaye anlatacağım, hikaye diyorum rahmetli deden gerçek olmuş gibi anlatmıştı.Ne derece doğru bilmiyorum,üstünden yıllar geçtiğinden doğrulayacak kimse’de yok, deden o zamanlar Ermeni köyü olarak geçen Armıdan şimdiki adı Armutlu köyünden.

Osmanlı dönemi ortalık karışık isyanlar savaşlar.Doğu’dan Rusların kışkırtmasıyla Ermeniler ayaklanıyor.Bu köyde bulunan beşyüz kişiden otuzu Türkmüş sadece, zabitler jandarmalar köye gelip burada yaşayanlara sert davranınca, büyük deden tası tarağı toplayıp Abrenk kariyesi yani (üç pınar)köyüne kardeşinin yanına gidiyorlar ama orada Ermeni daha fazla.Bu olaylar olmadan zaten bütün halk kardeş kardeş geçinmekteymiş.Kimse kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz, herkes bir biriyle yardımlaşırmış.Bir gece yarısı çatışma çıkıyor, o hengame’de taşıyabilecek yükte hafif pahada ağır alabildiklerini alıyorlar karanlıkta kaçıyorlar.Kaçıyorlar kaçmasına ama Büyük deden, dedeni orada kaybediyor.

-Büyük dede, dedem çok karıştı.

-Büyük deden benim babamı orada kaybetmiş anlayacağın.

-Üff tamam anladım.

-Deden o zamanlar çocuk, ölse ne sen ne ben hayatta olmazdık.Dedem o karanlıkta ağlarken ederken eski köylerinden artein amca buluyor ,deden harun amca derdi.Harun amcası sahip çıkıyor onu tam altı ay dağ tepe çeteciler nereye giderse oraya götürüyor.Bu altı ay boyunca çeteciler kaçanlardan vurduklarından ne aldılarsa, bu kiliselerden birinin altından girilen bir mağara’ya saklıyorlar. Deden sallıyor muydu gerçekten var mıydı bilmiyorum ama bir tarafta sandıklarla cephane,tüfek diğer tarafta sandıklar dolusu altın olduğundan bahseder. Çeteciler dede’ne Harun  amcası sahip çıktığından, küçük artiiin! diye seslenirlermiş.Bu altı ayın sonunda büyük deden ölümü göze alıp köye gelmiş, bir punduna getirip köy çeşmesinin başında oynayan babamın ağzını kapatıp kaçırmış.

-Niye ki? ağzını kapatmış

-Babam o kadar korkmuş ki harun amcasına alıştığından silahlı adamlar daha iyi korur diye kalmak istediğini anlatır. Hatta büyük dedenin bağıracağını düşünüp ağzını kapadığında öyle sert ısırmış ki, elinde bir ömür boyu büyük deden o izle yaşamış.Ortalık yatışana kadar o kadar fazla yer gezmişler ki Kayserinin köylerinde yıllarca kalmışlar.Nihayet olaylar yatışıp Erzincana dönünce, birde bakıyorlar ki onları köye bağlayan hiç bir şey yok ne ev var ne ahır ne hayvan hepsi yanmış küle dönmüş.Alabileceklerini alıyorlar satabileceklerini alıyorlar Tercana yerleşiyorlar.İki kardeş sırt sırta verip çalışıyorlar, kömür ardiyesinde uzun süre çalışmışlar.Bakkallık yapmışlar, aktarlık derken babam on beş yaşına girer girmez everiyorlar.Bir yıl sonra büyük deden vefat ediyor, sonra yine ortalık karışıyor.Kurtuluş savaşı cumhuriyetin ilanı derken 1925 yılında deden Erzincandan ayrılıp İstanbul’a geliyor.

-Eee hazine altınlar ne olmuş?

-Asıl hikaye’de bu deden çetecilerle kaldığında sekiz, on yaşlarında olduğunu söylüyor.Bir ara İstanbul’da yaşamanın zor ve masraflı olduğu yeni vergilerin çıktığı dönemde,Annemle beni alıp amcasının evine ziyaret bahanesiyle dönüyor. Amcasına “Hanım kalsın ben bir kaç gün köy ne durumda bir bakınıp geleceğim” diyerek ayrılmış.

Bu üç pınar köyüne gelmiş günlerce aklındaki o kilise ve gizli girişi aramış, ama orada bir çok kilise varmış evler yapılar harap haldeymiş sonuç olarak uzun süre aramasına rağmen belkide giriş kapandığından bulamamış yeri net hatırlayamamış.Hazine oralarda bir yerde gömülü olmalı anlayacağın.

-Çeteciler almış olmasın baba

-Deden dağ taş altındı o savaşın hengamesinde ne altını ne silahları alamamışlardır. Canlarını zor kurtardılar derdi rahmetli.

-Hazine oralarda bir yerlerde olmalı o halde

-Belki de evlat belki de

Aradan bir kaç ay geçti.Ben fırında işime devam ediyorum ekmek dağıtıyorum, bayilere, bakkallara Annem tuturdu sana kız bulduk görücüye gideceğiz diye o kadar üst üste beş kez söyleyince “Tamam! çarşamba günü gidelim” dedim. O akşam üzeri tekelci Hasan geri dönmüştü, O gittiğinde ona kızmıştım çünkü her ne kadar palavracıların kralı’ da olsa o benim en eski, en yakın dostumdu.Kaybolduğunda anladım kıymetini sarıldım

-Kankam nasılsın? façayı düzeltmişsin

-Gardaşım iyiyim geçinip gidiyorum. Biraz bir şeyler bulunca kendime izin verdim.

-Cidden buldunuz mu? gömüyü

-Ortağım ses çıkarma çok değil ama abimin dükkandan bir tane daha açacak kadar düştü.Getirdim bir kısmını abime verdim,nakit sıkıntısı var biliyorum, önce biraz kızdı etti ama iyi adamdır Remzi abim.Sarıldık barıştık, bir süre buradayım kanka sende bizim ekibe katıl gezelim Türkiye’yi bulalım büyük hazineyi.

-Yok kankam, benim sorumluluklarım var. Bu akşam kız isteyeceğiz muhtemelen.

-Tebrikler! kardeşim

Vedalaştık ayrıldık.Eve geldiğimde takım elbisemi giydim, annem ve babamda bayramlıklarını giymişlerdi.Bir iki sokak ilerde bir eve girdik.

-Anne kız mahalleden mi?

-He oğlum eski komşumuzun kızı Dilek

-Dilek mi?

-He ya ne güzel anlaşırdınız çocukken hatılamazsın diye söylemedim.

İçimden sırıtmaya başladım, bir sevinç kuş gibiydim.Ev sahibimizin kızı, Dilek eskiden kiracı iken evlerimiz iç, içeydi.Aynı bahçe’ de birlikte oynadık birlikte okula gittik,çok kavga ettik.Platonik aşkım ilkokul’da bile ondan çok hoşlanırdım masum çocukluk aşkı ama ona hiç bir zaman söyleyemedim.Üçüncü sınıf bittiğinde aşağı mahalleden aldığımız eve taşındık o zamandan beri iki yada üç kez gördüm onunda bir tanesinde “Merhaba “ dedim.Genelde çok utangaç başını havaya kaldırmaz bir kızdı.

Aklıma tam o sıra babası Rüstem ağa geldi irkildim.Rüstem ağa kel ve beyaz saçını, fötr şapka ile kapatan,pos bıyıkları ağarmış,bıyığın orta kısımları ağızlıkla içtiği birinci sigarasından sararmış, takım elbise yazın sace cepken giyen, cebinde köstekli saati eksik olmayan hep eli arkasında gezen bildiğin köy ağası.Kendisi toptan un, bakliyat gibi şeyler satardı.Etrafa emirler yağdırır, bağırır çağırırdı.Hiç bağırmadan konuştuğunu görmedim

Çocukluğumla ilgili hatırladığım kabusum Rüstem ağaydı.Bir gün bahçede top oynuyordum.Rüstem ağa işten erken gelmişti, bahçeye ali kıçında ve tesbih sallayarak girdi.

-Haticee! kız hatice bak çabuk bana. hatice teyze evin içinden telaşla koşturdu.

-Yettim bey buyur.

-Bana bir yorgunluk kaveesi yap bakiim.

-Hemen! bey dedi ve içeri gitmesi ile ile gelmesi bir oldu.Kahveyi ne kadar hızlı hazırladı görmeliydiniz.Rüstem ağa bahçede duran eski sandalyeye oturup kahvesini yudumlarken.Ben topla oynamaya devam ediyorum nasıl oldu bilmiyorum.Sadece Rüstem ağanın

-Ahh! a…. koyuyum yandım ulan!

Ben topu filan orada bırakıp arkama bakmadan eve kaçıp yatağımın altına saklandım.Rüstem ağa hala bağırıyordu

-Piç kurusu bundan böyle gözüme gözükme patlatacağım ulan topunu.Hatice söyle bu kiracılara bahçede top oynamayı yasaklıyorum.

Hatice teyzenin kapıyı çalıp, benim orada olduğumu bilmeden konuşmalarına kulak misafir oldum.

-Dürdane, dürdane

-Ey geldim söyle hatce

-Kız senin ortanca oğlan topa vurunca bizim beyin elindeki kahve üstüne dökülmüş …kini ..şağını yakmış.Ortalığı yıkıyor bağırıyor.Sen oğlana söyle bir daha bahçede top oynamasın.

-Valla üzüldüm kıız görüyon mu? tüh söylerim yapmaz bir daha geçmiş olsun.

Rüstem ağa ile hatırladığım unutamadığım anım bu kadar.Babama dönüp :

-Baba yav bir şey diyeceğim.

-Söyle oğlum

-Ya Rüstem ağa, ne diyecek?

-Hadi hadi yürü bakacağız artık, Allah bir yastıkta kocatsın der herhalde.

Kapıyı Dilek açtı, bana gülümsedi içeri buyur etti.Hiç değişmemiş esmer güzeli Dileğim benim diye geçirdim içimden.Ayaklarımı çıkarıp girdim içeri babamlar arkamda salonun kapısına geldiğimde Rüstem ağa tam karşıda çek yatın köşesine bağdaş kurmuş ellerini yüksekçe bir yere dayamış oturuyor.Biraz geri çekilip

-Baba büyük olarak sen öne geç! dedim. Babam ters, ters baktı ses etmeden girdi.

-Selamın aleyküm, Rüstem bey

-Aleyküm selam, Mehmet efendi

Bende elini öptüm gözlerine bakamadım.

-Bu delikanlı çocukken bacağımı yakan velet değil mi? Babam,

-He Rüstem bey öyledir. Dedi ben içimden “Çok bacak sayılmaz ama” diye geçirdim.Zaten Hatice abla ve annem bir birlerine bakıp kıs kıs gülüyordu.

Neyse bizi ilgilendiren kısıma geleceğim.Bir hafta arayla gittik geldik.Aradan on gün geçmişti, çiçek, lokum yaptırıp dayandık kapılarına.Akşam, çaylar kahveler içildi, kız isteme faslına geldi.Allahın emri peygamberin kavli ile babam kızı istedi.Rüstem ağa söyle durdu, bıyıklarını ovuşturup.

-Kısmet Mehmet ağa, seni severim bana bir yamuğun yanlışın olmamıştır.Kız evi naz evi,yalnız ben baştan söyleyim biz Adana’lıyık Allahın adamıyık.Bizim isteklerimizi karşılayamazsınız.

-Rüstem ağa ne istiyorsunuz ki karşılayacak, iki genç yuva kuracak.

-Bak memedim ben boşa konuşmam,bir birimizi üzmeyelim kısmetse olur dedim amma bu iş olmaz, Oğlunun işi sağlam değil maddi olarak bizden zayıfsınız isteklerimiz sizi aşar.

Babamın yüzü asıldı, Dilek ağlayarak içeri kaçtı.Rüstem ağanın suratı ifadesiz Nemrut bir şekilde duruyor.Bu gidip gelmelerle öyle ısınmışım ki kıza bir kaç kez gizliden görüştükte Dilek’le de o da bu işin olmasını istiyordu.Bu iş olmayacaksa neden on gündür gidip gelmiştik.

-Babam peki Rüstem ağa böyle düşünüyorsun.Ben gene de isteklerinizi duymak istiyorum imkanlarımızı zorlarız hallederiz belki.

Rüstem amca uzun bir liste saydı, bu liste gerçekten de bizi aşan şeylerdi.Başlık parası için iki bin lira, beş metre altın zincir,on tane halis kalın Adana burması, takı seti, on metre kadife kumaş, düğün salonu tutulacak düğün yemekli olacak,ayrıca Adana’daki akrabaların gelmesi ve konaklaması için ihtiyaç görülecek falan diye liste uzayıp gidiyor.Babam fişek gibi fırladı.

-Hadi kalkın biz müsaade isteyelim dedi ayağa kalkıp hızlıca fırladı oradan, babam önde annemle biz arkadan yetişemiyoruz.

-Mehmet az yavaşla ne gidiyorsun? öyle kıçına neft yağı sürülmüş gibi

-Yürüyün, açın ayaklarınızı sizde

Eve geldik

-O dürzü ..ktirsin gitsin ..venk bana sanki padişahın kızını veriyor.Biz denk değilmişiz, oğlanın maddi durumu iyi değilmiş kızına nasıl bakarmış? dinime küfür eden Müslüman olsa, durumu iyi olsa aynı mahallelerde olmayız.

-İyi de bey zaten onların mahallesi başka

-Yav Dürdane dediğim o değil daha iyi bir yerde oturur anlamında mahalleyi kastetim.

Ertesi sabah moralim bozuk vaziyette işe gittim.Sabah ekmeğini dağıttım öğlen tam fırına dönerken çaat! bir araba bana mı yoksa ben ona mı? girdim bilmem, kaza yapmıştım, hemen trafik polisini aradık zabıt tutuldu.İş yerine döndüm olayları bilen ustam “Gir biraz dinlen haftaya gel araba anca tamir olur” dedi.Yol da Tekelci Hasan’a denk geldim.

-Vaay gardaşım ne bu surat Karadeniz de gemilerin mi battı.

Olanı biteni anlattım, kazayı , kız mevzusunu

-Kankama bak senin canım sağolsun dedi dayı dayı bir siğara yaktı, bir tane de bana uzattı.İçmem dedim ısrarla ağzıma soktu caddeye kadar tüttüre tüttüre gittik.hasan bir taksi çevirdi.

-Nereye gidiyoruz?

-Sorma görecen dedi.Beni bir pavyona götürdü.Hiç alışık olmadığım bir ortamdı geldi biralar, rakılar, mezeler

-Hasan oğlum bak burası pahalı bir yere benziyor.Bulaşık yıkamayalım final de

-Yav kankama bak sen dert etme sen kafanı dağıt diye getirdim.Sen ye iç kardeşim.

Gecenin sonunda hatırladığım pavyondan taksiye atlayıp, soluğu Dileklerin kapının önünde aldığımız.Tabi bu kısımları hayal meyal hatırlıyorum.Hasan bir yandan bağırıyor.

-Rüstem denen o ..venk buraya gelecek, nasıl bu pırlanta gibi kardeşimi üzer.

-Sus lan sesiz ol ben onun ta ..nsını ..keyim

Ertesi gün öğlen uyandım, valide tepemde

-Uyan kalk oğlum, aferim sana gidip ana avrat sövmen baya işimize yaradı artık kızı bir daha ki istememizde verirler.

-Anne bir git yav ne kızı sayıklıyon zaten vermiyoruz demediler mi? hem ben değil hasan küfür etti.

-Ah oğlum ah, cahilsin bu işler, pazarlıkla böyle olur söylerler sende verebileceğini söylersin, anlaşırsın.

-Anne sadece beş metre altın zinciri alamayız sen ne anlatıyorsun.

-Baban gece sinirlendi.Ben dedim ses etme çocuğa

-Sen işe ne diyeceksin kaçta gidecen işe

-İşe gitmeyeceğim dün kaza yaptım.Bir hafta iş yok

-Abovv napacan şimdi?

-Yatacam anne yatacam müsaade edersen.

-Kalk oğlum çay demledim kendine gel yatacaksan gene yat.

Annem masaya kahvaltılıkları hazırlamış aliminyum demlikten çayı doldurmaktaydı.Gömleğimi elime aldım giyecektim, gömleğin cebinden,nereden geldiğini bilmediğim elli liralık destelenmiş para düştü.Saydım tam altı yüz liraydı.Benim gibi yüz yetmiş liraya bir ay çalışan birisi için çok paraydı.Çay içerken dışarıdan bir ıslık sesi duydum

-Alpaslan! hüüop yatıyon mu lan daha?  Camdan baktım tekelci Hasan

-Gel içeri gel çay içiyorum. Ayaklarını çıkarıp girdi içeri, daha oturmadan annem kafa ütülemeye başladı.

-Ah hasan evladım, ne yaptınız gece siz

-Ne yapmışız anam

-Gidip Rüstemlerin evine bira şişesi fırlatmışsınız.

-İyi etmişiz teyzem, onlarda kardeşimi üzmüşler vermemişler kızı.

-Ah evladım cahilsiniz, cahil olay böyle çözülür mü?

daha bir sürü şey söyledi annem ama neyse uzatmayalım, Hasanla dışarı çıktık biraz turlamaya,

-Kardeş bir şey soracağım.Cebimde sabah para vardı sen mi? koydun

-He gardaşım ben koydum bin lira üç yüzünü dansözler taktın yüz lirasını bahşiş bıraktın.

-Ne bin lira mı? al bunları kardeşim.Ben sana ödeyemem bu çok para

-Sok cebine hasta etme adamı, senden para isteyen mi var? Biz her şeyi paylaşmadık mı?

-Tamam da kardeşim bu para bizi bozar.

-Gardaşıma bak adam gibi adam olanı bozmaz para.

-Peki dedim soktum desteyi cebime.

-Akşam benle gel fazlı hocayla buluşacağım.

-Hoca deme üç kağıtçıya

-Yav ortağım adam iyi adam gel benle

-Tamam gelirim ortakta ben paranın dört yüzünü bahşiş mi verdim? niye engel olmadın bana.

-Kardeş o para senin ne yaparsan yap, bana da bir borcun yok.

Akşam bir kebapçıda buluştuk, fazlı hoca ile yemek yedik konuştuk.Fazlı hoca ben görmeyeli başındaki hoca takkesinin altına tam ona yaraşır şekilde kocaman siyah, uzun bir sakal bırakmıştı.En son gördüğümde giydiği kumaş pantolon yerine şalvar,ayakkabı olarakta pırıl pırıl parlayan yeni olduğu anlaşılan,lastik bir ayakkabı ve ayağında mes denilen deri giyecek vardı,Tekelci Hasan

-Hocam Aksaray filan diyorsun ya oradan sonra diyorum dinle, dün gardaşım bana bir hikaye anlattı.Hadi hocam da anlat.

-Ne hikayesi

-Deden ermeni çeteciler,hazine falan ha!

-Hadi yav sana dün bunu mu anlattım

-He gardaş

Biraz üf, püf ettikten sonra olanları birde fazlı hocaya anlattım.Can kulağıyla dinledi, hiç kesmedi.

-Bak evladım,Niğde, Aksarayda bir iki yer var, oradan Trabzona geçeceğiz.İstersen bizimle gelebilirsin.Defineciliğin kuralına göre bulunan her şey yarı yarıya ne dersin? senin memlekete de gideriz.

-Yok , ben gelmeyeceğim dedim.Yemekten sonra eve döndüm,gece olanlardan ötürü bir de pederden bir araba laf işitince erkenden yattım.Yattınca aklıma türlü şeyler geldi. Döndüm durdum rüyam da bir çok karışık olaylar gördüm sabah kadar toprak attım.Sabah kalktığımda bir karar verdim. Bende yola çıkacaktım.Annem babam itiraz etse de

-Ne derseniz diyin gideceğim diye kararlı konuşunca sustular.

Sabah yüz lira babama elli lira anneme verdim.Babam hemen sordu :

-Nereden çıktı bu para oğlum.

-Avans baba yol için verdiler.Bu da bir iş sayılır.

-Ha iyi o zaman, ben sana biraz yolluk ayırmıştım, otuz lira kadar

-Allah razı olsun babam diyerek çıktım yola, hasan ve fazlı hocayı arabaya çantalarını koyarlarken buldum.

-Bende geliyorum dedim

-Gardaşım biliyordum beni yanlız bırakmayacağını dedi.

Hep birlikte düştük yollara, hava kararırken bir çeşme başında mola verdik, Hasan :

-Fazlı hoca kazı alanına gidip mola verseydik, sabah erkenden başlardık.

-Dur bir oğlum dur.Benden bir şeyler öğrenmeye bak acele etme, yarın sabah buranın yerlisi çoban Hüseyin diye biriyle buluşacağız. yatın uyuyun.

Anlattığım dönemlerde arazide uyumak o kadar konforlu olmuyordu.Yanımızda götürdüğümüz sünger yataklarda yada arabaların içinde uyumaya çalışıyorduk.Gece bagajdan çıkardığımız sünger yatağı ,Tekelci Hasanla paylaştık fazlı hoca sabah kuş cıvıltıları eşliğinde uyandık, demeyi istesem de vücudumda hissetiğim bir sızı ile fırladım kalktım.

-Yandım anam!

-Nooluyo a..na koyuim uyuyoruz ahh! çekin şunları

-Hasan yapacağın işi s…yim yatağı karınca yuvasının üstüne mi? koydun

-Ne biliyim! a..na koyuim gece karanlıkta

Araba da uyuyan Fazlı hoca bağrışmamıza uyandı.Belini tutarak bir kaç adım atıp

-Hayırdır gençler ne oldu?

-Bu salak yatağı karınca yuvasının üzerine koymuş

-Ne biliyim gardaşım bilsem koyarmıyım?

Hemen soyunduk üzerimizi elbiseleri çırptık, Elimizi yüzümüzü sürekli akan buz gibi çeşme suyu ile yıkadık.Küçük kırmızı karıncalar o kadar besiliydi ki ısırmasından akrep soktu sanmıştım.Sünger yatağı çırpıp aracın arkasına koyduk.Arabaya atlayarak yakınlardaki köyün yolunu tuttuk.Köy alaca karanlıkta bomboştu.Biraz oyalanıp zaman geçirdik.Bakkalın önüne bırakılan sıcak ekmek kasası mis gibi kokuyordu.Çok geçmeden bakkal açıldı biz ekmeğin bir tanesini yemiştik bile, bakkala söyledik tabi.Köy bakkalından aldığımız üç ekmek,bir kalıp peynir,bir sana yağ, külah içerisine konulmuş biraz siyah zeytinle köy kahvesine girdik.kahvehane de incin top oynuyordu, sabahın körü kim olacaktı ki zaten.Fazlı hoca orta yaşlı birisine seslendi.

-Yiğen çayın var mı? bize üç çay yollasan oradan

-Siz buraların yabancısısınız galiba bu saate pek gelen olmaz.Biraz beklerseniz kendime demlediğim çay oturmak üzere ondan vereyim.

-Bekleriz Kardeşim

Bu arada biz gazete kağıdı üzerine aldıklarımızı açıp yavaştan kahvaltılıklardan götürmeye başlamıştık.Çaylarımız on dakika sonra önümüze geldi.

-Yiğenim bizim çayları duble bardak vereydin keşke

-Hocam valla küçük demlik kendime yaptığımdan verdim siz bunları içe durun büyüğü demleniyor.

-Eyi o zaman gel otur kahvaltı edek, hepimize yeter.

-Sağ olun! Allah razı olsun ben bir şeyler atıştırıyorum.Bu fabrika ekmeğine alışkın değilim yuka ekmeği peynir filan arka tarafta hazır zaten

Bir kaç dakika sonra kahveci adam elinde kocaman iki domates, bir tutam yeşil soğanla geldi.

-Bunlar bizim bahçeden afiyet olsun dedi bırakıp gitti.İçimden Anadolu insanı ne kadar has ve temiz yürekli diye geçirdim.Arka arkaya üç beş çay sonra kahveci bir sandalye çekip

-Anlatın bakalım ağalar kimsiniz necisiniz? ne arıyonuz burada?

Diye hafif sertçe ve kabaca sordu ellerini titreterek.Demin söylediklerim konusunda biraz gözden geçirmeliyiz diye düşündüğün tam o andı.Hasan lafa girecek oldu hoca alttan bir tepik kodu susturdu.

-Bana Fazlı hoca derler.Bunlarda öğrencilerim Hasan ve Alpaslan, Burada Hüseyin adında çobanlık yapan akrabamı görmeye geldim.

-Ha bizim hüso o hanımıynan depe de oturur buraya biraz sapa, Bize hiç hoca akrabası olduğundan bahsetmediydi.

-Ben İstanbulda hocalık yapıyorum.Bu taraflara gelmeyeli epey oldu, Alparslan Erzincanlı o tarafa doğru giderken uğrayıp hasret giderelim dedim.

-İyi etmişsiniz hocam hoş gelmişsiniz. Bende hırlımıdır, hırhızmıdır.Dedim bunlar yabancı defineci olmasınlar.Bizim memet emilerin tarlada geçen yıl bi mozikmidir ne zıkkımdır ondan çıktı.Müzeciler gelip aldı gittiler.tarlayı telnen çevirdiler ne ektiriyorlar ne diktiriyorlar.Ne kadar define hazine arayan varsa duyan buraya doluştu.Her yeri kössü yuvası gibi yaptılar mezarları depeleri delmedikleri yer galmadı.Birini yakalasam ağzına ..cam o kadar nefret ettim.Kusura bakma hocam sizin gibilerin başımızın üstünde yeri var.

-Kössü ne abi sorması ayıp.

-Hasan evladım köstebek senin anlayacağın.

-He gardaşım biz İstanbul ağzıynan gonuşamıyok gusurumuza bakma.Hocam eğer giderseniz göstereyim evini Hüseyinin.

-Yok rahatsızlık vermeyelim Hüseyini burada göreceği, öyle sözleştik bekleyeceğiz.

-Siz bilirsiniz hocam çayları tazeleyim.Benim adım Osman bu arada

-Teşekkür ederiz Osman bey

Fazlı hoca, mürekkep yalamış birisi olduğu belliydi,konuşması beyefediliği,attığı her adamı önceden hesaplayan.Bilgili nazik,vakur bir insandı. Bir kaç çay içtik kahveye gelen bir kaç kişi oldu.Yalnız kahveci Osman fırıldak gibi bizi göz önünden ayırmıyor.Hocam aşağı, Hocam yukarı geldi oturdu yanımıza gene

-Hocam sorması ayıp hangi camii yani hangi semtin hocasısınız?

-Osman kardeşim ben cami hocası değilim, Din alimiyim

-Haa! öyle hoca şıh yani, bunlarda dervişlerin

-Estağfurullah, estağfurullah öğrenci diyelim

-Verin o mübarek elinizi öpeyim

Kahveci Osman fazlı hocanın eline sarıldı.Öpmeye çalıştı fazlı hoca direndi.Tam bu sırada kahvehanenin kapısından beklenen adam geldi.Etrafa göz gezdirdi.Fazlı hoca ile Kahveci Osmanın boğuşmasını görünce.Annesiye babasını yatakta basmış ergen gibi garip garip baktı.Yanımıza gelerek oturdu.

-Selamın aleyküm hocam

-Hüseyin bizde seni bekliyorduk, Osman bey kardeşim bir çay daha verirsen seviniriz.

-Ne demek Fazlı hocam emrin olur.Hüso bu arada böyle derin hocalarla akrabalığın var bize hiç söylemiyorsun.Geliyorum şimdi.

-Hocam ne diyor bu?

-Uzun hikaye yalnız sorarsa akrabayız dedim açık verme

-Tamam hocam

Çayları içtik fazlı hoca bu işleri konuşmak iyi bir yer değil diyerek rahat konuşacak bir yere gidelim dedi.Kahveden hep birlikte çıktık.Kahveci Osman çaylardan para almadı.

Hüseyin genç olmasına rağmen yanakları içeri çökük hafif kambur incecik,Üstü başı çok temiz olmayan pantolonun üç yerinde yama gördüğüm fakir gariban görünüşlü bir adamdı.Bizi tepelik yeşillik bir yere götürdü, arkası dağlık, kayalık bir tepeye götürdü.Etrafı biraz gezdik bakındık.Fazlı hoca :

-Hüseyin bu bahsettiğin heykelleri burada mı? bulmuştun

-Evet hocam hayvanları şu karşı tarafta olan suyun yanına götürüyordum.Ayağıma çarptı baktım eğri büğrü bir heykel

-Nerede bu heykel şimdi?

-Devlet almasın diye ahıra sakladım, kıymetlidir belkimde

-Bir görseydik nasıl bir heykelmiş? ev yakınsa getir bir bakalım

-Arası biraz var hocam

-Hadi atla gidelim gelelim, siz çocuklar. Hüseyinin gösterdiği yeri ileri doğru kazmaya başlayın.Bir metre sonra da aşağı doğru kazın.

Hocayla, Hüseyin araca atlayıp gittiler.Dağın başında Hasan ben bir bidon su ile kaldık, terledik gömleği, tişörtü kavrulduk saatlerce kazdık.Açlıktan ölüyoruz, hoca ile Hüseyin gittikleri gibi kaybolmuşlardı.Kazarak tepenin içine bir metre aşağı doğru genişçe kuyu şeklinde kazdık.Yorgunluktan biraz dinlenmeye çekildik neredeyse akşam üzeri saat beş olmak üzere, uzaktan araba göründü içinde fazlı hoca yalnız, toprak yolu tozuta tozuta geliyor.Gölgesine yattığımız ağacın altına durdu.Bagajı açıp

-Hadi gelin çocuklar şunları alın karnımızı doyuralım dedi

-Nerede kaldın hocam! dedik hasanla aynı anda

-Açlıktan öldük hocam durum nedir? Çoban Hüseyin nerede?

-Bırakın o salağı yemeğimizi yiyelim size anlatacaklarım var.Kazma küreği arabaya yükleyin yola çıkacağız.Kayseriye doğru

Aracın arkasından paketler içerisinde ,Beyaz peynir, üzüm, helva ,karpuz, zeytin,domates, salatalık indirdik suyla yıkayıp gazete üzerinde yemeye başladık gölgelikte hoca bir yandan tıkınıyor, bir yandan konuşmaya çalışıyor.O da kurt gibi acıkmış

-hımm şlop sap bu Hüseyin ham humm heykel dediği şeyi ham hum görmeye gittik

-Eee biliyoruz hocam beraber gittiniz.

-Hmm şop ahıra sakladığı tarihi eser dediği,bir kiremit parçası ve heykel dediği şeyi getirdi.Şöyle bir inceledim baktım, şöyle elimle ovuşturdum kırıldı.”Aha heykeli kırdın “dedi.Meğer orada çamurla karışmış tezekmiş.Zaten anlamıştım onun heykel olmadığını şekilsiz eğri büğrü bir şeydi.Dedim dürzü sen ta İstanbullardan bana haber yolluyorsun çoban olmuşun bir boktan anlamıyorsun.Sinirlendim ağzıma geleni saydım

-Eee yani hocam biz koca çukuru boşa mı kazdık?

-Öyle görünüyor.Yemekten sonra ayağınızla biraz toprak iteleyin içine, birisi filan düşmesin

-Hocam bu kadar saat nerelerdeydin valla eşek gibi çalıştık yorulduk.

-Biraz köyde gezindim bilgi aldım,Kahveci Osmanla konuştum.

-Ne bilgisi?

-Şu tarladan çıkan mozaik bu tarla köye yakın, Civarda eski taşlar filan var ama jandarma göz açtırmıyor.Köyün çıkışında bir kaç mezar kazmışlar önceki gelenler ama elleri boş dönmüşler.Köylü yakaladığı iki kişiyi jandarmaya teslim etmiş.Buradan hemen gidelim ortalık yatışırsa gelip bir daha bakarız.

Kayseri yoluna düştük, tekrardan uzak değildi hava kararmadan bir otele kendimizi attık,bir banyo yapıp erkenden yattık yorgunduk zaten.Sabah dinlenmiş vaziyette bir bardak çay içip Yahyalı kazasına doğru yola çıktık,Yahyalıda bir gece önce bizim fazlı hocanın telefonla konuştuğu hacı Süleyman adında bir kişiyi yanımıza alıp Koca hacılı ve Sazak Köyüne gittik Koca hacılı da bir mağara girişinden bir kaç kırık tabak,çömlek,kemik kafa tası, bir tane toprak maşrapa çıktı.Asıl Sazak yerinde hacı Süleymanın gösterdiği üç yerde yaptığımız kazılarda bir şeyler bulduk,bu kısmın daha önce Ermeni ve Roma dönemlerinde yerleşim bölgesi olduğunu mezarlardan, çok zengin olanları tanıdığını anlattı.İlk kazdığımız yer taş üzerine kazınmış bir adam heykeli vardı başında şapkaya benzer bir daire içerisine alınmıştı.

Bu kayanın altını kazdığımızda mezar olduğunu anladık, bir tas gümüş bozuk para,bir kaç kolye bulunuyordu.İkinci yerden fazla bir şey çıkmadı.Bir kaç değersiz takı ve bir iki bozukluk,bir tane cama benzer takı,fazlı hoca broş denilen bir şey olduğunu söyledi.En son kazdığımızda bir küçük tepe üzerindeydi.Üçüncü gün sabahtan tepeyi kazmaya başladık, genelde fazlı hoca belim sırtım ağrıyor diyerek kazı yapmazdı.Hacı Süleyman yaşlı olduğundan ona teklif edemedik hasanla birlikte kazıyoruz, yarım metre kadar aşağı inmiştik ki hasanın kazmayı vurmasıyla yaklaşık bir buçuk , iki metre aşağı sertçe düştük.Yukarıdan Fazlı hoca, hacı Süleyman bağırıyorlar.

-Hasan, Alpaslan iyimisiniz oğlum?

Bir süre kendimize gelmeye ayağa kalkmaya çalıştık,üzerimize yıkılan tuğla kırıklarını temizledik,Hasanı buldum elinden çekiştirdim.

-Kanka iyisin değil mi?

-Aboov! nooldu lan neredeyiz?

-İki metre aşağı düştük

Yukarıdan fazlı hoca

-Ses verin çocuklar iyimisiniz kırık çıkık bir şeyiniz varmı?

-Sersemledik hocam iyiyiz Hasan da iyi

-İyi ama bir ip filan atalım sizi çıkaralım oradan,bu arada etrafa bir bakın ne görüyorsunuz?

-Valla hocam karanlıktan bir b.k görünmüyor.

-Alın bunlarla bir bakın dedi Fazlı hoca iki tane el feneri attı.Burası çok büyük olmayan kayadan oyulmuş bir odaya benziyordu.Düştüğümüz tavan tuğladan yapılmış kemerlerle desteklenmişti ve Köşe de iki tane taştan oyulmuş sanduka vardı.Bu sandukaların arkası pencere gibi oyulmuş fakat ışık dışında bir amaç için oyulmuş çıkıntılardı.Sandukaları açmaya çalıştığımızda kapak çok ağır olduğundan yerinden oynatamadık.

Hava kararmak üzere olduğundan Fazlı hoca ve hacı Süleyman’ın attığı ipe tutunarak çıkmaya çalıştık, ama nafile ne bizim kollar kendimizi çekecek kadar kuvvetliydi,ne de hacı Süleymanla Fazlı hoca.İpi tutamadıkları için, ipin ucunu yakındaki bir ağaca bağladılar.Çıkmaya çalıştık ama mümkün olmadı,ip çok inceydi elimizde başka malzeme de yoktu.Aklıma askerde iplerin ucuna birer metre aralıkla atılan düğümler geldi.Fazlı hocaya aynen bu şekilde yapın dedim, bu sayede yukarıya çıkmayı başardık,Hava karamıştı ve çok yorgunduk,konserve yemek yedik,çay demleyip içtik.Geç olduğundan burada kalmaya karar verdik,ben sünger yatağı serip yattım.Hasan,Fazlı hoca,Hacı Süleyman hazine hakkında konuşuyorlardı.

Sabah erkenden kalktık,tüp üzerine çayı koyduk araba ve fazlı hoca yoktu.Bir süre geçtikten sonra arabayla tozu dumana katarak geldi.Kahvaltılık ıvır zıvır dışında bir balta ve keser,çivi filan almıştı.

-Hocam balta ne işimize yarayacak ki?

-Evladım dün düştüğünüz deliğe ben inemem, insemde çıkamam bir merdiven yapalım dedim.

-İyi fikir valla, ağaç nerden bulacağız

-Zaten her yer ağaç ama bir bakının etrafa kurumuş ağaç varsa onlardan yaparız.

Kahvaltı sonrası merdiveni yapmış bitirmiştik bile ihtiyar, hacı süleyman yaşlı olmasına rağmen her şeye karışan bir o kadar da geveze bir adamdı.Hacı süleyman hariç hepimiz aşağı indik fazlı hoca inmeden.

-Hacım buralar sana emanet gelen giden olursa seslen bize

-Lafımı olur hocam o iş bana sorulur dedi.

Taştan tabutların yakınına gittiğimizde, duvarda ve yer de bazı işaretler göze çarpıyordu.Aslında aşağı doğru inen bir kapısı olduğu ve sonradan taş kaya ve toprakla kapanmış bir yer olduğu göze çarpıyordu.

-Çocuklar burada önemli birisi yatıyor.Eğer daha önce giren olmadıysa hepimiz zenginiz.Fakat bu yerdeki işaret doğruysa buraya girenler lanetlenmiştir anlamına geliyor.Muhtemelen tuzak var o yüzden biraz geri çıkın hiç bir şeye dokunmayın.

Hoca gerçekten hocalık lakabını hak edecek kadar inceden inceye bakındı, arandı.Bu işlem yaklaşık bir saat kadar sürdü.Hasan sıkıldığından yukarı gidip biraz uzandı.Ben bağdaş kurup hocayı izledim.Fazlı hoca bana

-Hasanı çağır kürekleri ve kazmayı getirsin

Bize ne yapacağımızı anlattı, lahitleri açacaktık,Birimiz kürekle destek olurken kazmayı kaldıraç gibi kullanarak, her ikisini de açtık.Birisinde bulunan iskeletin kadın olduğu anlaşılıyordu.Kulaklarında iki altın küpe boynunda kemik ve metal bir kolye vardı.Kolye uzun zaman geçtiğinden oksitlenmişti değerli bir şeye benzemiyordu.Her ikisinin üzerinde ikişer adet bakır para vardı.

Diğerinde ise erkek olduğu anlaşılıyor,omuzunda taşlarla süslü bir igne elinde kını,taşlarla bezeli,bir kılıç tutuyordu.Kılıç çürümüştü kınından bile çıkaramadık,hasan biraz zorlayınca sap kırılarak elinde kaldı.

-Hasan evladım gücünü mü deniyorsun?bırak öyle kalsın

-Bir bakıyım dediydim kırıldı.

-Neyse lahit içerisinde yok ama etrafta bir yerler de gizli bir şeyler olabilir.

Bulduklarımızı yukarı çıkarıp arabaya koyduk hacı Süleyman dikkatle inceledi.

-Ben biliyordum burada böyle bir gömü olduğunu gerisi nerede var mı daha?

-Yok emmi hepsi bu

-Üç parça eşya kime yetecek para etmez bunlar. daha bir sürü dır dır etti.Hiç birimiz dikkate almadan bir şeyler bulma umuduyla etrafa bakınıyorduk.Fazlı hoca uzun süre dolaştıktan sonra fenerleri,yere koyup lahitlere yöneltti, bağdaş kurup mezarların karşısına oturdu orayı seyretmeye başladı.yaklaşık bir buçuk saat sürdü.Öğlen olmuştu açlıktan ölmek üzereydik, her yanına gittiğimizde “Birazdan” diyerek sesizce oturuyordu.Fısıldayarak hasanın kulağına eğilip.

-Hasan kanka bu adam delirdi galiba

-Yok la ortak niye delirsin?

-Oğlum görmüyormusun? mal gibi oturuyor.

-Karışma hocanın işine bekle az

Hoca aniden kalktı.Hızla ve hırsla soluyarak elimde tutuğum küreği aldı koştura, koştura hızlı adımlarla lahitlerin sağda duran erkek cenazenin durduğu taş kolonun bir metre üstüne sertçe bir kaç kez indirdi.Önce bir şey olmadı ama sonra büyük bir toz bulutu çıktı.Hoca bu defa bizim olduğumuz yere doğru koşarak

-Çocuklar yukarı çıkın nefes almayın dedi.

Biz de ne olduğunu anlamasakta elimizde bulunanları oraya bırakıp yukarı çıktık.

Hocanın vurduğu yerde bir toz bulutu bulunmaktaydı neden bu kadar tozduğunu anlamadık.Yukarı çıkınca

-Ben acıktım çocuklar bir şeyler atıştıralım ne olduğunu anlatacağım dedi.Yaz günü domates üzüm,karpuz,kavun yetiyordu.

-Aşağıda bir şeyler olduğunu biliyorum ama nerede olduğunu bilmiyorum,Baktım kolonun bir kısmı çok düz olmasına rağmen eğri, muhtemelen sıvanmış,bu sıvanın içerisine zehirli birşeyler olabilir yada içinde gaz olan bir tüp konulmuş olabilir.Aşağı biraz havalansın iner bakarız.

Yemek üzeri çay, yaklaşık bir saaten fazla olmuştu.Fazlı hocayla birlikte aşağı indik.vurdu yerden aşağı dökülen molozların arasında testi parçaları ve bir kaç bozuk para olduğunu gördük.Fazlı hoca elinde bir mendille ağzını kapatarak duvardaki gediğe elini attı ortası kırılmış bir testi ve onun yanında daha küçük bir testi çıkarıp yere doğru salladı.Kırık testi de bakır ve gümüş para varken diğerinde testiden altın paralar ortaya saçılmıştı.Hasanla sarmaş dolaş zıplıyarak zenginiz diye bağıracak olduk Fazlı hoca kızgın biçimde.

-Çocuklar tozutmayın o yerdekiler zehirli

-Ne zehirli mi?

Zehiri duyunca hevesimiz kursağımızda kalmıştı.Sesizce sevinmeye devam ettik.Hoca bir kaç yeri daha kontrol etti

-Çocuklar toparlanın,başka yok sanırım bu bize yeter hadi gidelim dedi.Yukarı çıktığımızda iki jandarma hacı Süleymanı götürüyordu.Bir astsubay çavuş

-Hadi hadi çıkın bakalım yukarı kaç kişisiniz orada?

Bizi orada gören köylülerden birisi jandarmaya haber vermişti.Bulduğumuz her şeye el konuldu.Kazdığımız erin başına iki asker bırakıp bizi revo kamyonlara bindirip,karakola götürdüler.Bizi uzunca bir süre karakolun girişindeki tahta sıra üzerinde oturtular,kıçımız ağrıdı konuşmamıza müsaade etmediler.Daktilo ile yazdılar çizdiler sorguladılar çok yorulduk,

Daha önce Fazlı hoca bize böyle bir durum karşısında yapacaklarımızı anlatmıştı.Ne pahasına olursa olsun hiç birimiz farklı bir şey söylemeyecektik.Oraya gezmeye geldiğimizi, rastlantı sonucu bir şeyler bulunca kazdığımızı söyledik, Astsubay arkadaşınız öyle söylemedi şöyle söyledi diye bir kaç defa yanıltmaya çalışsada ben hikayemizi asla değiştirmedim.Sabah olmuştu, savcılık tutuksuz yargılanmak üzere Fazlı hocayı, serbest bıraktı.Hasan,hacı Süleyman,ben de astsubaydan, uzunca bir nasihat edip işlem yapmadan gitmemize müsaade ettiler.Bir çay bahçesine oturduk konuştuk bu uzunca Fazlı hocanın gelmesini beklediğimiz süre içerisinde hacı Süleyman hiç susmadan konuştu gevezelik etti.Bu anlattıkları bize eziyet gibi geldi fakat yaşına hürmeten dinlemeye çalıştık.

Saat öğleni geçmişken Fazlı hoca hızlı adımlarla geldi oturdu.

-Bizim aracı emniyetin garajına çekmişler,cepleri yoklayın ne varsa çıkarın yüz lira lazım

Yüz lirayı denkleştirip aracı çıkartık. Hacı Süleymanı köyüne bıraktık.Kayseriye daha önce kaldığımız otele geldik,emanetteki eşyaları aldık.Yola çıkacakken Fazlı hoca

-Yorulduk gençler,bir gece daha kalalım

-Ya para işini ne yapacağız fazlı hocam dedi Hasan haklı olarak.

-Doğru hocam çay bahçesinde parayı zor denkleştirdik

Fazlı hoca elini cebine attı, iki yüz bana, iki yüz hasana uzattı alın cebinize koyun bulunsun sorun etmeyin dedi.Elimizde paralar ağzımız açık şaşkın vaziyette kalakalmıştık.Fazlı hoca açıkladı:

-Bakın gençler siz bana güvenin ben hiç bir zaman bütün yumurtaları aynı sepete koymam,bunlar arabanın zulasında duruyordu.Aracı çıkarınca paralara kavuştuk

Bizde hemen çantaları ve otelcinin verdiği anahtarı alıp, odamıza çıkıp yattık dinlendik,Sabah erkenden kalktık Fazlı hoca gene bizden önce kalkmıştı.

-Çocuklar,Trabzon işi biraz bekleyecek hadi, Erzincan’a gideceğiz.Yolda biraz rahatsızlanınca iki yerde mola vermek zorunda kaldık,Akşam hava kararmadan varmıştık,Hemen bir otel bulduk ben hemen yattım uyudum.

Sabah bir saat yolculukla Üç pınar köyüne vardık,burası dedemin köyüydü.Ermenilerden kalma,bir çok eski harap bina ve eser vardı.Fazlı hoca, Hasanla köyden bir şahısla buluşmak üzere ayrıldılar.Ben iyi olmadığımdan araçta bekleyeceğimi söyledim.Başında fotr şapkası,simsiyah saçlı,pos bıyıklı kırklı yaşlarda bir adamla gelip kazı yapacağımız bölgeye gittik.İlk gün iki yerde kazı yaptık bu küçük kazılara ben rahatsız olduğumdan katılmadım.

Bizimle gelen köylü bir ara kayboldu, geldiğinde çilingir sofrayı kurmuştu bile elinde bir yetmişlik bir otuz beşlik vardı.

-Ağam ben bunu içmeyince gafa çalışmıyor. diyerek hepimize birer bardak uzattı.Meze olarak kavun peynir domates vardı.Bana uzatırken

-Al bu aslan sütünü iç bir şeyciğin galmaz dedi.Ben kazı da zehirlenmiş olabileceğimi düşünüyordum.

-Burada çıkan paralar büyülüdür.Hemde papaz büyüsü ağam diggat etmek lazımdır.Fazlı hoca

-Boşuna mı bana hoca diyorlar, meraklanma hallederiz

Hava kararınca biz kazı alanının hemen aşağısındaki ağaçlıkta kalmaya karar verdik,Ama ağaçlık demek çok doğru sayılmaz iki ağacın altı demek daha doğru,burada ağaçlar seyrek ve arazi çoraktı.Sabah bir şeyler atıştırınca doğru kazı aptığımız yere gittik,bir şey çıkmadığını görünce köylü şahsın gösterdiği üçüncü noktayı kazmaya karar verdik.Burası bir kaç küçük ve ağacın bulunduğu bir tepelikti.O gün akşama kadar kazdık,bir iki tane bakır paranın çıkması bizi ümitlendirince hırsla kazmaya devam ettik,Öğleden sonra köylü şahıs gene kayıplara karışmıştı.Fazlı hoca memo, filan diyince adını öğrenmiş oldum.Beş dakika sonra gene elinde şişe ve yiyecekle geldi.Fazlı hoca

-Ulan memo kayıplara karıştın gene

-He valla bunlar olmayınca benim gafa çalışmıyor.Alın hadi

İçimden “Bu adamla bir hafta daha çalışırsak hepimiz alkolik olacağız” diye geçirdim.Gök yüzü alacakaranlık olmuştu sanırım sekiz civarı.Hava karardı kararacak.Fazlı hoca “Bu böyle olmaz” dedi elindeki bardağı yere çaldı kırdı.

-Bana ne görürse görsün korkmayacak biri lazım kim gelir? Hasan gelirmisin?

-Şey abi ben nereye abi karanlıkta

Memo kafayı bulmuş bir vaziyette:

-Ağam ben gelem he?

Fazlı hoca

-Ayakta duramıyorsun?

-Ben yaparım hoca

-Sen iyimisin? Alpaslan evladım

-İyi hocam iyi

Hoca ağacın altından elli adım saydı.Eline bir dal parçası alıp büyükçe bir daire çizdi.Dairenin karşısına çarpıya benzer işaretler çizdi bana eliyle dairenin ortasına oturmamı işaret etti.Fazlı hoca dualar okuyarak,bir şeyler mırıldanarak dairenin etrafında bir kaç tur attı.Tam karşıma çizdiği garip şeklin üzerine oturdu.Bir kaç dakika daha mırıldanıp durdu.Bana dönerek :

-Alpaslan oğlum birazdan ben dua ederken burada, tuhaf ve korkunç şekilde daha önce hiç görmediğin bir yaratığın senin etrafında gezdiğini göreceksin, meraklanma korkma o dairenin içinde sana ulaşamaz, bir şey yapamaz sen ses çıkarma,konuşma sadece seyret,getirdiği altını nereye? gömdüğünü bulursak gömüyü de buluruz.Buradaki altının yeri bir varlık tarafından sürekli değiştiriliyor.

Fazlı hocaya pek inanmamıştım.Burada gömülü bir şeyi bize görünmeden kim değiştirebilirdi, cinler mi?.Hem hayatımda hiç görmediğim bir yaratık gelecekmiş,bunlar bana uydurma geldi.Fakat dediklerini dinleyip dairenin ortasına oturup beklemeye başladım.Fazlı hoca karşımda gözleri kapalı bir vaziyette bir şeyler mırıldanmaya başladı bu olay yaklaşıkbeş,on dakika sürmemişti ki, ağaçların arasından bir gölge bize doğru yaklaştı.Hasan ve memonun arasından geçtiğini gördüm ama onlar bunu görmüyor, yiyip, içip eğleniyorlardı.Eğer görselerdi zaten arkalarına bakmadan kaçacaklarına eminim.

Sanki ben başka bir alemden onlara bakıyordum.Ben biraz korkmuş ama Fazlı hocanın bana söylediği gibi dairenin beni korumasını umuyordum.Fazlı hoca mırıldanmalarını hızlandırmış anlamadığım şekilde dua ediyordu.

Bu yaratık siyah bir pantere benziyordu,kafası vücuduna oranla küçücük ve kafasının altında ağzının olması gereken yerde bir gagaya benzeyen ağzı vardı.Etrafımda sinirli, sinirli tur atıyordu.O yaratığın beni gördüğüne böylelikle emin oldum.Uzunca bir süre tur attıktan sonra önümden geçerken ağzında parlayan bir metal olduğunu anladım altın yada para gibi bir şeydi.Oturduğum çemberden giremeyeceğini anlayan yaratık, vazgeçip tepenin altındaki bir yeri kazmaya başladı.Ağzında bulunan parayı bu kazdığı çukura atıp kapattığını gördüm sevinçle bağırdım.

-Fazlı hocam aha gömdüğü yeri gördüm, işte orası

Beni duyan Fazlı hoca dua etmeyi bırakıp gözlerini açınca, Hayvan hocanın üzerine atladı tozu dumana katarak hayvanla ikisi çalıların olduğu yamaçtan aşağı yuvarlandı.Hasanla memo koşturdu, ama ben cesaret edip dairenin içinden çıkamadım.Bir süre oturdum çok geçmeden Memo fazlı hocanın kolunu omuzuna atmış, hocanın üstü başı yırtık içinde,yüzünde bir pençe iziyle geldi.

-Şeey hocam dairenin içinde mi? kalayım, yoksa çıkayım mı? ver yansın dolu bir bakışla ve bezgin sözlerle

-Çık Alpaslan çık,iki dakika daha çeneni tutamadın,perişan ettin beni

-Hocam ne yaptım ki ben?

-Benim söylediklerimi can kulağıyla dinlememişsin,Ben sadece otur seyret hiç konuşma dedim.

-Ha! o kısma dikkat etmemişim

Hocayı oturtup arbada bulunan ilk yardım setiyle,yaralarını temizleyip sardık,orada gecelemeye karar verdik,bir süre sonra memo ayrılarak evine gitti.Ben bir kaç kez Fazlı hocadan özür diledim.

-Neyse olan oldu, Başka yerde şansımızı deneriz dedi.

Hasan hala olayın aslını anlamaya çalışıyor.Abuk sabuk sorular sorarak olayı öğrenmeye çalışıyordu.

-Kardeşim hocayı aşağı sen mi ittin?

-Yok oğlum sende oradaydın, ben dairenin içindeydim.

-Kim itti o zaman?

-Bilmiyorum

-Biz hocanın aşağıya düştüğünü gördük, gerisinde film kopuk bir şeyler atıştırıyordum.

Gece yattık,sabah kendimi hiç iyi hissetmiyordum.Hoca ile Hasan beni arabay attığı gibi en yakın hastaneye götürdüler.Kan,idrar tahlili yaptırdık.Doktor üç tane ilaç yazdı,birinin antibiyotik olduğunu bir süre dinlenmenin iyi geleceğini söyledi.Gün boyu bana verilen yatakta geçirdim,Hasan kardeşim o süre boyunca başımdan ayrılmadı.Ertesi sabah kalktığımda daha iyi olmama rağmen bu hızlı ve düzensiz hayatın bana göre olmadığını anladım.

-Hasan ben eve döneceğim kardeşim

-Ben sensiz ne yaparım birader?

-Benden önce ne yaparsan onu, bu yola Dilek için çıktım ama sanırım başaramadım.

Hastaneden çıkınca Hasan beni terminale getirdi biletimi aldı.Çantamı otobüse yerleştirdi, sarıldık vedalaştık otobüs hareket edene kadar orada öyle bekledi.Üzüldüğünü biliyordum onu sanki yüz üstü bırakmış gibiydim.

Eve döndüm bir hafta sonra iyileşmiştim.Eski işime kaldığım yerden devam ettim.Bir kaç ay sonra kendi işimi açmaya karar verip oto yedek parça ve aksesuar işi yapmaya başladım.Bu gün hala aynı işi yapıyorum.Bu arada Dileği kaçırdım ve evlendik,dört çocuğumuz var çok mutluyuz.

Hasan ve hocaya ne oldu?

Uzunca bir süre onların hakkında ne haber aldım ne? gördüm.Yıl 2000’di ve ülke krizdeydi dükkanı kapatacak kadar paraya sıkışmış bunalmıştım.Kayın padar hala ban diş bilediğinden maddi bir desteği yoktu.babam desen gariban.Bir akşam kafa ayıktı ama biraz içmiştim.

Eve geldim, hanım bir şeyler hazırladı onları yiyordum elinde kocaman sarı bir zarfla geldi.

-Bunu eski arakadaşın bıraktı.Hani gece bizim kapıya dayanmıştınız ya o

-Kim o hatırlamadım, neymiş bu bilmem bunu sana vermemi söyledi.Acilen evine dönmesi gerekiyormuş

Bir sigara yakıp zarfı açtım,içinden küçük bir zarf daha çıktı bir kaç gazeteden kesilmiş küpürler,Hasan ve yabancı anlaşılan karısının,bir erkek,bir kız iki çocukla fotoğrafı,iki sayfa mektup altında yazan imza Tekelci Hasan diye imzalanmıştı.

Mektubu kısaca özetlemem gerkirse:

Kardeşim Alpaslan uzun zaman geçtiğini biliyorum kusura bakma sana ulaşmaya çalıştım fakat değişen adresler dolayısı ile bugüne kısmetmiş.Senle çıktığımız macera da başımızdan geçenleri hatırlarsın,aklıma geldikçe hala gülerim.Sen gittiğinde devam ettik,Türkiyenin değişik yerlerinde kazılar yaptık,Samsun,Çorum,Trabzon,Hatay çok şükür buralarda yakalanmadan ufak tefek yaptığımız kazılar oldu.Tabi yakalanıp elimizdekileri kaybettiklerimiz de.Seni bunca zaman sonra arayıp bulma sebebim her zaman söylediğim gibi “Fazlı hoca büyük adammış” Seninle çıkıp yakalandığımız kazıyı hatırlarsın hani emiyette biten paraları kaybettiğimiz.Fazlı hocanın bir sözü vardı “Ben tüm yumurtaları asla aynı sepete koymam” Adam kaşla göz arasında oradan çıkardığımız kılıç toka,yüzük,broşları zaten arabaya değil o yakınlarda bir yere saklamış.Son yaptığımız kazıda elimize geçen bir testi altın para ve yüz kadar gümüş para ile dönerken tüm bu kazdığımız yerleri tekrar gezip sakladıklarını aldık.Bu yüzden Hala söylüyorum “Fazlı hoca büyük adam” bunların bir kaçını hocanın tanıdıklarına gösterdik ama düzgün alıcı bulamadık para edecek bir kaç şeyi bozdurup ver elini Avrupa,Avusturya,Almanya,İngiltere gezdik iyi paralara bunları sattık.Belki inanmayacaksın kırdığım o kılıç bile iyi paraya satıldı.Ben şimdi Almaya’da bir Almanla evliyimve iki çocuğum var. Zarfın içinde arkasında adresimin yazılı olduğu resmi bulacaksın.Küçük zarf içerisinde birlikte bulduğumuz eşyaların satışından senin payına düşen miktar var,Amerikan doları olarak hesaplayıp kenara ayırmıştım.Fazlı hoca memleketine döndü köyde ağa olmuş arada telefonla görüşürüz.Emlak işi yapıyor tarla tapan alıp satıyor, bu işleri bıraktı.Ben eşimle birlikte Süpermarket açtık işletiyoruz onun kafası hesap kitaba benden iyi çalışıyor, o yüzden patron o beni işlere çok karıştırmaz.Tam bir Alman, bir gün yolun düşerse bekleriz Selamlar Kardeşin Tekelci Hasan.

Küçük zarfı açtığımda on bin dolardan fazla Amerikan doları vardı.Tam batmak üzereyken gelen para ilaç gibi gelmişti.Tüm borçlarımı kapattığım gibi fırsatları değerlendirip bulunduğum dükkanı ve yan dükkanın mülkiyetini aldım.İşleri büyüttüm kendi işimin patronuyum, bu işlerden sonra alkolü bırakıp kendimi şükre ve ibadete verdim geçinip gidiyorum.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir