Gökyüzüne Atılan Ok
31/08/2018
Mezarlığın Hayaleti
25/09/2018

Demir Haç Madalyalı Kahraman

Tannenberg önleri yıl 20 Ağustos 1914 Prusya ordusu, Rus işgal ordusunu durdurma çabasında sürekli gerileyen Prusya ordusu küçük muhabereler ‘de başarılar sağlıyor fakat yeterli değil. Karargâhtan emir Teğmen Nils’e iletildi.

Verilen pusulada “Prusya Ordusu (Çok gizli) komutanız altındaki Bir takım askeri hazırlayarak bu akşam saat 19:00 itibarı güney cephesinde birliklerimiz tarafından yoğun topçu saldırısı sonrası çekilen güneydeki Rus ordusunun bıraktığı siper ve cephaneliklerin tespit ve imhası ile görevlendirilmiş bulunmaktasınız. Dönüşte konu ile ilgili raporu komutanlığa iletiniz.  İmza: “Prusya ordusu Doğu Piyade birlikler Komutanı Tümgeneral Albert Schultz”

-Çavuş Werner

-Emredin komutanın

-Karargâhtan emirler geldi bu akşam saat 19:00 hazırlanın 2. Takımı hazır istiyorum, bu bir tatbikat değil çavuş.

-Emredersiniz komutanım

Çavuş Werner Brunner bir savaş kahramanıydı. Birçok çatışmadan sağ salim çıkmış, bir kez emre itaatsizlikten rütbesi sökülmüş ama çatışmalarda gösterdiği üstün başarı dolayısı ile ikinci sınıf Demir haç madalyası almaya hak kazandığından ötürü rütbesi geri verilmek zorunda kalmıştı. Son çarpışmada ayağına saplanan şarapnel dolayısı ile yürüme güçlüğü çekiyordu, hafif topalladığından karargâh birliğine kaydırılmıştı.

Akşam saat 19:00 da takım çadırların önünde hazırdı. Çavuş Werner teğmeni beklerken volta atıyor bir yandan kendi kendisine söyleniyor.

-Lanet olsun! Tecrübesiz, bıyıkları yeni terlemiş ve torpilli.

-Çavuş! Hazır ol! Toplam kaç kişi çavuş

-Biz de dahil olmak üzere toplam kırk altı kişi efendim tam teçhizat ve yedek cephane takviyesi yapıldı.

-Tamam çavuş iki gurup halinde gidelim.

-Asker! ileri marş sol, sağ sallanmayın.

Akşam karalığın da başlayan bir saatlik yürüyüş sonrası uzaklarda patlayan top mermisi sesleri yürüyen birliğin yakınlarına düşmeye başladığında herkes tedirgin bir vaziyette yürümeye başladılar. Çavuş el işaretiyle birliği durdurdu:

-Süngü tak! Bu arada teğmen tabancasını çekip mermileri kontrol etti. Çavuş tekrar eliyle takip edin işareti yaptı. Patlamaların arasında ve gece karanlığından faydalanıp eğilerek siperlere girdiler. Siperlere girildiğinde herkes bir rahatlama içinde sağlı sollu yavaşça ilerlemeye başladılar. Top patlamalarının aydınlattığı karanlık gece de çamur dolu siperde ağır, ağır ilerleyen birlik bir sesle irkildi.

-Dur! Kim var orada? “Parola”

-Parola “Zafer” işaret

-İşaret “Sabah” kendinizi tanıtın

-Teğmen Nils ve birliği

-Silah indir! gelin Teğmen

-Prusya doğu 6. piyade Taburu Teğmen Nils komutanım

-Yarbay Ludwig memnun oldum Teğmen 6. piyade yedek kuvvetler olmalı kayıp mı? Oldunuz.

-Hayır, Yarbay işte emirler burada.

-Hmm, Saçma bir emir Teğmen, işte bakın şu ilerideki hat top atışı altında olan bölgenin sağı ve eminim ki oradan çekilen hiç bir Rus kuvveti yok, sadece ön safları biraz boşalttılar. Kaybettiğiniz adama değmez orada kazanılacak bir zafer yok. Adamlarınızın sağlığı için şimdi geri dönüp olumsuz bir rapor olarak bölgede Rus varlığının hala devam ettiğini yazın.

-Korkarım ki bunu yapamam efendim. Bana verilen görev benim için onurdur ve gerekirse son adama kadar ölürüz.

-Aptal! Anlamıyor musun? Bu kadar insanın hayatı daha önemli.

-Hayır! Yarbay asıl siz anlamıyorsunuz ülkem için bu işi başaracağım.

-İşte Teğmen başarılacak bir iş yok sadece keşif ve o işi biz yaptık Ruslar orada şimdi birliğinize dönün bu kadar cana yazık etmeyin.

-Sizi emre itaatsizlikten yargılatırım Yarbay!

-Siz.. ki.. Çavuş teğmenin arkası dönük olduğu bir an Yarbay’ın kulağına bir şeyler fısıldadı.

-Oh! Teğmen kusura bakmayın istediğinizi yapmakta serbestsiniz benim şimdi işim var görüşürüz.

-Hadi çavuş çıkar adamları

-Emredersiniz Teğmen, duydunuz hadi ilerleyin yavaşça

Top patlatmaları ve çatışma sesleri arasında daha önde bulunan siperlere sonra daha öndekine ulaştılar. Bir kaç rus askerinin cesedini gördüklerinde Teğmen gülerek.

-Hah! Yarbay beni genç ve tecrübesiz görüp dalga geçti sanırım. Bom boş. Çavuş

-Efendim bakın bence Yarbay gayet ciddi ve tecrübeli bir adamdı. Onu dinleseniz iyi edersiniz.

-Ne yani bir korkak gibi geri mi? Dönelim ilerleyin çavuş duranı vururum.

Askerler tedirgin vaziyette yavaş ve emin bir halde ilerliyordu. Arada patlayan top mermileri etrafa saçılmaktaydı. Beş dakikalık yürüyüş sonrası ıslık çalarak gelen bir top mermisi tam birliğin ortasına isabet etti. Tam bir kıyımdı. Kollar ve bacaklar havada uçuyordu. Düşen mermi düştüğü yerde koca bir oyuk bırakmıştı. Patlamanın etkisi ile herkes olduğu yerde donmuş kulaklarında bir çınlama ile geçici sağırlık yaşıyordu. Teğmen bağırıyordu :

-ÇAVUŞ! ÇAVUŞ! Neredesin? Kulakları onunda duymadığından

-BURADAYIM! TEĞMEN

-Ne oldu? bize

-Top mermisi efendim sanırım bizimkiler. çavuş hemen koşup yaralılara baktı. Bu patlama ile herkes bir yerlere sığınmış bekliyordu.

-Efendim on bir ölü bir kayıp beş yaralı.

-Ne yani bir firari mi? var

-Hayır! Efendim sanmam top mermisi isabet etmiş olmalı saçılan parçalardan anlamamız mümkün değil.

-Eğer öyle bir durum varsa onu Askeri mahkeme de yargılatırım. Şimdi ilerleyin

-Yaralılar ne olacak?

-Geride bırakacağız onları.

-Efendim yanlarında iki kişi kalsa daha iyi olur.

-Burada komutan benim çavuş ileri.

-Asker ileri! Yavaş yavaş ilerleyen birlik siperin ikiye ayrıldığı bir noktaya geldi. Çavuş eliyle dur işareti yaptı.

-Komutanım bakın burada yol ikiye ayrılıyor. Bir kaç kişi burayı tutsun geri kalan askerleri ikiye bölelim yukardan destek versinler önce bu yön temizlensin sonra geri dönüp adamlarımızın olduğu kısmı temizleriz.

-Ne yani, kuvvetlerimizi üçe mi bölelim diyorsun? Olmaz çavuş zayıf bir av oluruz.

-Teğmen anlamıyorsunuz? Burası tutulmazsa arkadan vurabilirler. Eğer yukarıdan desteklenmezsek yukarıdan gelecek küçük bir birlik hepimizi yok eder.

-Bana bak çavuş bu işi hızlıca bitirmek istiyorum. Eğer bana itaatsizlik etmeye devam edersen seni askeri mahkemeye veririm. Arkamızın kollanmaya ihtiyacı yok ilerleyin.

-Ya üstten destek verecek askerler.

-Ona da hayır diyorum kuvveti bölemem ne kadar çok adam o kadar kuvvet ilerle.

-Peki, Teğmen eliyle hava da daire çizip “ileri” işareti gösteren çavuş kendisi de yavaşça ve sessizce ilerliyordu. Birlik aniden siperler bitip su ve balçıkla dolu geniş bir alanın ortasında kalınca çavuş elini havaya kaldırıp “Dur” işareti yaptı.

-Herkes geriye doğru emir beklesin.

Asker siper aldı ve beklemeye başladı. Teğmen sürünerek çavuşun yanına sokulup:

-Ne var gene niye durduk?

-Tuzak olabilir, burası çok elverişli üstelik yukarıdan bize destek olacak kimse de yok.

-Bak çavuş burası cephaneliğe benziyor görevimiz orayı uçurmak ve ortada kimsecikler yok ilerleyin bu bir emirdir.

Çavuş askerlere eliyle “ileri” işareti yaptı. Askerler meydana girdiklerinde çamura bata çıka ilerlemeye başladı. O sırada arkalarından gelen silah sesleri askerlerin panikleyerek daha hızlı ilerlemeye çalışmasıyla birliğin tamamı hep birlikte su ve balçık dolu alanı doldurdular. Bu sırada meydanın ilerisinden makineli tüfek ateşi başlamıştı.

Hemen akabinde siperin üzerinden kalkan düşman aşağıdaki askeri aynı çavuşun öngördüğü gibi avlamaya başladı. Çamura batan birlik geri çekilmeye çalışsa da hızlı ilerleyemediklerinden teker, teker düşmeye başladılar. Çavuş ve bir kaç asker teğmenin bulunduğu yere doğru çekildi. Askerler Teğmenin önüne yaklaştıklarında yukarıdaki askerlerin silahı o yöne doğru çevirmeleri üzerine Teğmen iki askeri ileri doğru iterek vurulmalarına neden oldu.

Bunu gören Çavuş Werner elindeki dipçiği Teğmenin çenesine vurarak onu yere düşürdü tekrar vurmak için gerildiğinde kendisi de vurularak düştü. Bir süre sonra silahlar sustu aşağı inen askerler önce meydan da yatan askerleri süngüden geçirerek öldüklerinden emin olmak için iki asker süngü batırarak cesetleri yokluyordu.

Teğmen gözünü açıp etrafına baktığında üzerinde yatan çavuşu görüp yavaşça itekledi. Çamur içinde sürünerek geldiği yoldan yavaşça sürünerek ilerledi. Az önce geçtikleri yol ayrımında bulunan devriyeleri geçip, terk ettiği yaralıların yanına geldiğinde hepsinin süngü ile öldürüldüğünü gördü. Tekrar Prusya ordusunun oluşturduğu hattın olduğu yere doğru sürünmeye devam etti.

Savaş alanın da bulunan bir siperde uzun süre top mermisi patlamaları altında cesaretini toplamaya çalıştı. Yanındaki ölü bir askerden aldığı süngü ile bacağından kendisini yaraladıktan sonra üzerindeki gömlekten yırttığı bir bezle yarasını sardı. Daha sonra ölmüş askerin tüfeğine süngü takıp daha büyük beyaz bir bez parçası takarak savaş hattına doğru sürünmeye devam ettiğinde sabah gün ağarmıştı. Bir asker bağırdı

-Yarbay, bakın!

-Gidin çabuk yardım edin

Patlayan mermi ve topa rağmen iki asker teğmeni içeri çekmeyi başarmıştı. Teğmen hatta ulaştığında uzun süre dümdüz yattı.

-Teğmen kurtulan var mı?

-Hayır hepsi öldüler. Yarbay haklıymışsınız bizi pusu da bekliyorlardı.

-Ah! Çocuk ah! Beni dinlemeliydin. Çabuk revire götürün.

Öğlen olmadan önemsiz yaranın bakımı yapılmıştı. Dinlenen Teğmeni Yarbay bir at arabasına koyarak karargâha sevk ettirdi. Karargâha topallayarak elindeki bastonla giren teğmen ayağının tozuyla “Tümgeneral Albert Schultz” yazan kapının önünde nöbet tutan askere

-General’e geldiğimi bildirin! dedi.

İçeriden çıkan asker,

-Buyurun Teğmen General sizi bekliyor dedi. İçeri giren teğmen şapkasını çıkardı. Masa’ da ciddi oturan Generali selamladı. Elinde tuttuğu raporun ikinci sayfasını kapatıp.

-Evet, Teğmen sabah çatışma bölgesinden bana ulaşan raporları inceledim. Ölenler için üzgünüm onlar için elimden bir şey gelmez.

-Teşekkürler General hepsi iyi askerlerdi.

-Yalnız Teğmen Çavuş Werner’in sizi öldürmeye çalıştığını yazmışsınız. Anlam veremediğim madalyalı bir kahramanın böyle bir şey yapması beni düşündürüyor açıkçası.

-Belki sıcak çatışma dolayısı ile bir hata sonucu olmuştur bilemiyorum.

-Haklısınız, belki de Teğmen, Üstün hizmet ve gösterdiğiniz cesaret dolayısı ile Birinci sınıf bir demir haç madalyası için başvurunuzu yaptım bile yakında cevabı gelir. Bunun için hazırlıklı olun Teğmen Nils Schultz.

Ayağa kalkan General, Teğmene sarılıp onu alnından öptü.

-İşte şimdi Evlat bana yaraşır bir oğul olduğunu gösterdin, seninle gurur duyuyorum oğlum dedi.

Ertesi gün akşam üzerine doğru, Teğmen gıcır, gıcır siyah tören elbiselerini giymiş, sinek kaydı tıraşını olduktan sonra bıyıklarını düzelmişti. En son ceketini giyerek eline bastonunu aldı. Ağır ve mağrur adımlarla tören salonuna doğru yürüdü kocaman salonun kapıları iki asker tarafından selam verildikten sonra açıldı.

İçeride bulunan rütbeli subay ve hanımlar Genç Teğmeni alkışlarla karşıladı. Teğmen en ileride oturan üç rütbeli subayın bulunduğu masaya ilerlediğinde herkes onunla masanın arasında dar bir geçiş yolu açmıştı. Bu yoldan yavaş adımlarla ilerleyen Teğmeni babası General Albert Schultz karşılayıp elini sıktı güler yüzle elini sıkıp şık giyimli bir askerin getirdiği kenarı siyah ortası kırmızı şerit ucunda demir haç madalyası olan kurdeleyi açarak Teğmenin boynuna taktı. Alkış ve kıyamet koparken cepheden geldiği üzerindeki çamur ve kıyafetten belli olan bir onbaşı Bağırarak odaya girdi. Bir anda müzik kesildi herkesin gözü asker ve elindeki nota bakıyordu.

-General! General! diyerek elinde bir kağıtla General Albert Schultz’a yaklaşıp kulağına bir şey fısıldadı. General mektubu açıp sandalyesine oturdu okuduktan sonra General ayağa kalkarak bağırdı.

-Nöbetçiler! Nöbetçiler! Bu adamı tutuklayın hemen diyerek Teğmeni gösterdi. Sonra boynundaki madalyayı kopararak masanın üzerine fırlattı.

İçeri giren iki asker Teğmeni tutuklayarak götürürken. General Askeri mahkeme komisyonu derhal toplansın dedi.

Bir kaç saat içinde Askeri mahkeme toplanmıştı. Teğmeni elleri kelepçeli olarak bir odanın önüne getirdiler. Biraz sonra içeriye alınan Teğmen gözlerine inanamadı. Bir sedye içerisinde göğsündeki sargılardan hem vurulmuş hem süngülenmiş olduğu açıkça anlaşılan ve güçlükle konuşan Çavuş Werner Brunner komisyona olan her şeyi anlatıyordu. Mahkeme başkanı

-Başka söyleyeceğiniz bir şey var mı? Çavuş dedi.

-Hayır efendim ama, o korkak bir el bile ateş etmedi hepimizi bile, bile ölüme gönderdi. Ben o kadar uyardım. uyardıı….m

-Çavuş!.. Çavuş!..

-Sizi işitemez efendim o öldü dedi. Hazır olan doktor.

Hâkim tarafından dinlenen Yarbay olan birçok olayı ve uyarıları anlattı. Mahkeme başkanı olan General bunları not alırken. Bir köşede oturan Tümgeneral Albert Schultz sadece seyrediyordu. Teğmene durum sorulduğunda birçok çelişkili ifadelerle kendisini kurtarmaya çalıştı. Ama mahkeme ikna olmamıştı.

-Teğmen raporunuzla anlattıklarınız farklı. Şahitler sizin söylediklerinizi yalanlıyor.

-Yalan bunlar, iftira, Çavuşla hiç anlaşamazdık, bana kumpas kurmuş.

-Şu az önce ölen adam değil mi?

-Evet

Tamam, herkes çıksın mahkememiz bir karar alacak. Teğmeni götürüp bir demir parmaklık arkasına hapsettiler. Bir süre sonra demir parmaklığın açıldığı duyuldu. İçeri giren Tümgeneral Albert Schultz’tan başkası değildi. Ağır adımlarla yerde ağlayan Teğmene yaklaştı.

-Babana bari dürüst ol. Çavuş Werner haklıydı öyle değil mi? Başıyla onaylayan Teğmene boş tabancasını uzattı.

-Bende inanmak istemedim. Sonuna kadar sana inanıp güvendim. Bunları bana neden yaşattın?

-Ben.. benn asker olmayı hiç istemedim baba. Sadece sen istediğin için asker oldum. Yoksa Viyana müzik akademisine gidecektim.

-Ne? Seni yumuşak sürüngen. Hep bunlar annenin hatası, boş uğrap Pöh! Sanatmış.

-Ama baba rüyalarının peşinden git dememiş miydin bana?

-Dedim, dedim ama en azından çocukluğundan beri deden ve benim gibi örnek alıp bizim yolumuzu takip edersin diye düşündüm. O gıy, gıy, gıy kafa ütülemeni geçici bir heves sanmıştım.

-Senin hep benimle gurur duymanı istedim. Hep şeyi senin gururlanman için yaptım. Müzisyen olacaktım baba silah sesinden ölesiye korkuyorum. Lanet olası demir haç madalyasını bile senin için istedim.

-Evet, Bende sana başarabileceğin basit bir görev verdim. Çatışma deneyimli bir çavuşla bir kaç tahtayı havaya uçurur demir haç madalyası alarak ailemizi gururlandırırsın diye düşündüm. Sen anan gibi burnu hava da bir asilzade olup, Çavuş’un tecrübelerinden faydalanmayı ret ettin Çavuşun, hatta tüm birliğin ölümünden sorumlusun. Herşeyi berbat ettin, eline yüzüne bulaştırdın, seni aptal çocuk sen hiç akıllanmayacaksın.

Tümgeneral Albert Schultz, yere çöküp oğluna sarıldı. Bir kaç damla gözyaşı döktü ama ayağa kalkarken oğluna göstermeden silmeyi ihmal etmedi.

-Bak oğlum mahkeme kararını verdi. Bu karardan dönüş yok

-Ne zaman baba?

-Yarın sabah şafak vakti.

-O kadarcık mı?

-Bak oğlum sen benim tek evladımsın, varisimsin senin burada ölüp gitmene gönlüm razı değil. Bir plan ama harfiyen uyacaksın. Seni sabah almaya getirdiklerinde sakin davran ve korkmaz. Çünkü benim oğlum kahramandır. Benim oğlum ölüme bile meydan okur anladın mı? Sıra sana geldiğinde manga benim emrettiğim gibi ucu mavi renkli kurusıkı olan mermileri koyacaklar. İnfazlar tepe üzerinde yapılır, cesetler tepeden aşağı yuvarlanır. Ben sabah senin için tepenin altına yeşil askeri bir sırt çantası koyduracağım. Çanta içinde sivil kıyafet, bir miktar para ve sahte isme yazılı askeri izin belgeleri olacak lazım olursa askerlere gösterirsin. Avusturya’ya gidip o istediğin saçmalıkları yapabilirsin. Sakın savaş bitmeden eve dönme, adını bir yerde kullanma anlaşıldı mı?

-Sağ ol! Baba teşekkürler.

Teğmen babasının boynuna sarılıp ağlaşmasına rağmen General istifini bozmadan sert bir biçimde dikilmektedir.

-Tamam, bu kadar saçmalık yeter bu konuşma asla yapılmadı asker.

-Emredersiniz komutanım.

-Aferin asker, bir daha ağladığını görmeyim

-Emredersiniz efendim. Diyerek ayağa kalkan Teğmen Generali selamladı.

Sabah hücrenin parmaklıklarından bir tas çorba uzatıldı. Bir süre geçmişti ki parmaklıklar tek tek açıldı. Mahkûmlar iki asker arasında sadece eller kelepçeli uygun adım yürüyerek meydana getirildi. Bir manga asker tahta bir masa üzerinde silahlarını dolduruyordu.

Mangayı idare eden subay gelip  elindeki kâğıdı açıp okumaya başladı:

-Yüzbaşı Rudolf Berger, Savaştan kaçmak ve askeri firara teşvik, firar suçlusu,

Yüzbaşı gelerek manga subayına selam verdi. Manga subayı kılıcını çekerek omuzuna koydu yüzbaşı arkasında askerlerle onu takip etti. İki asker gelerek rütbeleri söktü. Manga subayı kılıcı ile ağacı işaret etti. Rütbesi sökülen son kez manga subayını selamladı. Ağacın önünde beklemeye başladı. Bir asker koşarak elinde siyah bir göz bağı getirdi. Yüzbaşı eliyle bağ istemediğini söyledi. Subay kılıcı havaya kaldırarak

-Nişan al! Ateş! Dedi ve kılıcını indirdi. Ceset yere düşerek oradan aşağıya yuvarlandı.

-Yüzbaşı Josef Urban, Askeri casusluk, Düşmana bilgi sızdırma, askeri bilgileri satmak, Vatana ihanetten suçlu,

Aynı sahne tekrarlandı. Yine iki asker gelip rütbeleri söktü ve ağacın önüne diktiler birisi gelip gözünü bağladı. Manga ateşe hazırdı. Tüm bunlar olurken ölümü bekleyen askerler bazıları ağlayıp sızlıyorlar “Ben yapmadım “diyor. Bazıları altına kaçırıyordu.

Teğmen Nils Schultz, Birliğini bilerek ateş hattına sokarak, onların ölümüne neden olma, üstlerinin tavsiyesini dinlemem savaş alanından kaçmaktan suçlu bulundu. Teğmen selam vererek öne çıktı. Bir asker rütbelerini söktü ve ağacın önüne kadar ona eşlik etti. Bir asker göz bağı getirirdi bağlamak üzereyken iken göz bağını alarak fırlattı.

-Bağ istemez! Asker ölümün gözlerine bakmalıyım. Ben korkak değilim dedi. Teğmen göz ucuyla aşağıda ceset yığının yakınında bir ağaca dayanmış yeşil askeri çanta görülebiliyordu. Teğmen rahatlamış vaziyette masa başında mermi dolduran manganın babasının söylediği gibi ucu mavi boyalı mermileri doldurduklarını seçebiliyordu.

Manga komutanı subay Generalin yanına giderek:

-Komutanım Oğlunuzla vedalaşmak istee… General subayın sözünü duygusuzca, keserek sertçe

-Gerek yok asker, devam edin subay elindeki kılıçla General ve yanındaki rütbeli subayları selamladıktan sonra

Mangasının başına geçerek bağırdı.

-Nişan al!

Teğmen alaycı bir sesle :

-Hadi artık sıkıldım beklemekten vuracaksanız vurun dedi.

Subay kaldırdığı kılıcı indirip bağırdı.

-Ateş!

Manga ateş açtı Teğmen küçük tepeden aşağı yuvarlandı. Generalin yanındaki subaylardan birisi askeri mahkemeyi yöneten rütbeli subay, Generale yaklaşarak

-General kaybınız için üzgünüz, Teselli olur mu? bilmem ama general oğlunuz gerçekten korkusuz bir çocukmuş belki de hata ettik.

General sessizce onu selamladı ve oradan ayrıldı.

Ertesi gün sabah sineklerin uçuştuğu ceset çukurunun üzerine, ağzı burnu bezle bağlı dört asker kürekle toprak atmaktadır. Çukurun ilerisinde yüz üstü yatmakta olan şaşkın ifade ile gözü açık cesedin gözünde kurtlar gezmektedir. Bu yakından tanıdığımız kişi Teğmen Nils Schultz’tan başkası değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir