Black Friday – Kara Cuma Nedir? Hikayesi Nedir?
29/11/2019
Yerli Malı Haftası Vardı Bir Zamanlar
19/12/2019

Adanın Laneti

Adanın Laneti

İngiltere’nin kuzeyi Lochester kasabası, göl manzaralı kasabanın pub yani barlarından birisindeyiz. Burada geleneksel olarak her yıl düzenlenen Lochester Poker Turnuvası’nın300 yıllık bir tarihi var. Eski Lochester Dük’ü soyundan gelen erkekleri bir cadı tarafından lanetlenir. Kasabada insanlar kaybolmaya başlayınca kasabalılar ayaklanarak onu ve ailesini katlederler. Ailenin kalan üyelerinin hala Lochester gölünün ortasında bulunan şatoda yaşadığı anlatılmaktadır.

Her yıl dolunayın başlangıcından sonuna kadar nöbet tutan kasabalı erkekler bu uzun nöbetler boyunca vakit geçirmek için poker turnuvaları yaptıklarından gelenek halini almıştır. Bugün lanet ve masallara inanan kimse kalmamış olsa da turnuva her yıl aynı zamanda yapılmaktadır. Bu turnuvanın ününü duyan birçok kumarbaz yılın bu zamanı uzak diyarlardan gelerek turnuvaya katılır. Bir ay boyunca ceplerini doldurmayı amaçlayan bu etkinliğe katılırlar.

Mavi ay pub’ın kapısından içeri giyimi tavırları ve konuşmalarıyla tuhaf görünen bir genç girerek, şişman iri yarı ve göğüsleri yarı açık kadına doğru ilerleyerek “Bana bir oda lütfen” dedi. Kadın gülümseyerek “Tabi tatlım ama para peşin” Genç adam elini cebine atarak bir tomar para çıkarıp içerisinden 50 sterlini kadının önündeki masaya koydu. Bu kadar ok parası olduğunu tahmin edemeyen kadın şaşkınlıkla parayı aldı “Beni takip edin”diyerek barın merdivenlerinden yukarı çıkıp elindeki en iyi odalardan birisini gence verdi. Kadın kapıdan çıkmadan “Ne kadar kalacaksın yakışıklı” diye sordu. Genç kadına hiç aldırmadan yavaşça soyunurken “Dolunay turnuvası için geldim son güne kadar buradayım” dedi. Kadın “O zaman sabah hatırlat tüm ücreti tahsil edeyim. Yoksa sadece kıçında ki donla kalınca alması zor oluyor” dedi ve kapıyı çekti.

Sabah bir aylık oda ücretini ödeyen genç, barmen kadının dediklerinde haklı olduğunu dört gün içerisinde anlamıştı. Genç adam elindeki tüm parayı turnuvada kaybetmiş cebindeki birkaç peni bozukluk dışında parası kalmamıştı. Eline kocaman bir viski şişesi alarak göl kıyısını seyretmek üzere kayık haneye inen genç adam iskelenin en uç noktasına gelerek karşısındaki tabak gibi aya karşı viski şişesini tepesine dikmeye başladı. Sarhoş olmalıydı ki yalpalayarak gölün derin sularında kayboldu.

Sabah saatlerinde pabyon ve siyah kıyafetler giyen bir adam kıyıda gezerken bağırmaya başladı. “James, Hamilton çabuk buraya gelin burada bir yaralı var. Hala Nefes alıyor.” İki adam koşarak sahile geldi. Üç kişi onu karga tulumba hâkim tepeler üzerinde yer alan şatoya taşıdılar.

Genç adam gözlerini açtığında her şey karanlık ve pusluydu ve başında koca bir şişlik bulunuyordu. “Selam kimse yok mu?” Kapı açıldığında içeri genç ve resmi kıyafetli halinden ve tavırlarından Kraliyet ailesinden gelen izlenimi bırakan bir kadın gelmişti. Yanında ince zayıf bir adam dikilmekteydi. Kadın etekliğini toplayıp yatağın yanındaki sandalyeye oturdu “Selam ben düşes III. Emily bu yanımdaki ise sizi bulan emektarımız Edward başınızı kötü çarpmışsınız. Hizmetçimiz Hanna bu işlerden anlar eski bir sıhhiye hemşiresi savaşta bulunmuş yaranızı dikip pansuman yaptı. Yakında bize katılabileceksiniz şimdi dinlenin bay…”

-Tevfik Tülek

-İlginç bir isim bay Tevfik nerelisiniz?

-Adana, şey Türk’üm

-Ülkenizden baya uzaklaşmışsınız.

-Evet, bayan ülkenizde öğrenci olarak bulunuyorum.

-Peki, bunları daha sonra konuşuruz şimdi dinlenin. Bir arzunuz olursa Edward halledecektir. İyi geceler Bay Tevfik. Bu arada düşes, hanım laflarını bir kenara bırakın emily demeniz kâfi.

-İyi geceler Emily.

Tevfik ertesi gün öğleden sonra kalarak üzerini giyindi. Biraz etrafa bakındı. Akşam yemeği büyük bir masa etrafında Düşes Emily, genç bir delikanlıdan başka kimse bulunmuyordu. Tevfik’te onlara katıldı. Bayan emily masada oturan genci Tevfiğe tanıttı:

-Bu oğlum Frank

Tevfik “Memnun oldum” dedi elin uzattı ama eli boş kaldığı gibi çocuk ağzını açıp tek kelime söylemedi. Bunun üzerine Tevfik Bayan Emily’nin tam karşısındaki yerine oturup servis yapılmasını bekledi. Üç kişinin oturduğu masaya yaklaşık beş kişi hizmet ediyordu. Bu kadar küçük bir kasabada böyle büyük bir şato ve lüks içerisinde yaşayan yalnız bir kadın ve oğlu çok tuhaftı. Merakına yenilen Tevfik yemek sonrası şömine başında otururken tüm merak ettiklerini sormaya başladı.

-Kabalık olmazsa sormam gereken bazı sorular var Bayan Emily.

-O tabi ki buyurun.

-Mesela neden burada yaşıyorsunuz ve köyde anlatılan lanetle bir ilgisi var mı?

-Ha! Ha! Ha çok komik bunların hepsi söylenti köylüler ve onların hayal güçleri, yıkılan monarşiyle birlikte kasabadaki ikametimizden ayrılarak daha emin yer olan adadaki şatoya büyük dedem ve ailesi buraya yerleşmiş buraya gelmeye korkan köylüler arasında değişik inanışlar var.

-Peki, burada nasıl yaşıyorsunuz? Yiyecek ihtiyaçlar?

-Adanın güneyinde ihtiyacımız olan her şeyi güvenilir dostumuz emektar Edward ve ailesi sağlıyor. Başka bir ihtiyacımız olursa Kayıkhanede bir teknemiz var. Edward kasabadaki marketlerden ihtiyacımızı sağlar.

-Merakımı bağışlayın Edward ve ailesi neden buradan gitmiyor? Hem uzun zaman önce dedeniz buraya yerleştiyse paranızın şimdiye kadar tükenmiş olması lazım neden başka bir yerlere gitmediniz?

Edward ve ailesi kuşaklardır hizmetimizi görür ve hizmet ederler onlarda ailemizden sayılır. Aldıkları eğitim ve ihtiyaçları tarafımızdan sağlanır. İstediklerinde gidebilirler ama onlar asla bizden vazgeçemez. Sonra diğer sorunuza gelince gittim birçok yer gördüm ama kendimi burada emniyette hissediyorum. Eşim on yedi yıl önce öldüğünden beri başka yere gitmedim.

-Peki, para konusunu nasıl hallediyorsunuz?

-Büyük dedem çok zeki ve planlı bir adamdı. Her şeyi düşünmüş ve şatoyu made…

-öhhhöö.. Affedersiniz küçük hanım sanırım yatma zamanınız geçiyor.

-Şey! Haklısın Edward, Tevfik bey sohbetimize sonra devam ederiz. Dedi ve emiliy kalktı. Tevfik ise olayı anlamaya çalışıyordu. Edward ve Emily’i uzaktan izlemeyi başladı. Odasına girip kapı aralığından sessice koridoru dinlemeye başladı. Yaşlı Edward ateşli bir şekilde:

-Bayan Emily az kalsın büyük babanızın büyük sırrını açığa çıkaracaktınız. O bir yabancı daha dikkatli olmalısınız.

-Edward, artık çocuk değilim bana güven

-Ama hanımım az kalsın madeni öğrenecekti.

-Tamam, Edward hadi iyi geceler daha dikkatli olacağım.

Tevfik merakından çatlayacak gibiydi Kendi kendisine “Öğrenmeliyim, öğrenmeliyim” diye tekrar ediyordu. Saatlerce herkesin uyumasını bekleyip araştırma yapmalıydı.Ama o sırada gaz lambasıyla kapının önünden geçen gölgeyi fark edip yavaşça koridora bakındı. Bu yaşlı uşak edward’dı geceliğiyle ve elinde bir gaz lambasıyla geziyordu. Kendi, kendisine “Uyur gezer olmalı ama uyurgezer lambaya ihtiyaç duymaz” dedi. Takibe devam etti. Uşak Edward merdivenlerden şatonun en altındaki mahzene girdi. Şarapların olduğu rafları geçti. Bir duvarın önünde dikilip etrafa bakındı sonra ortadan yok oldu. Tevfik dikkatle bakmasına rağmen bu olaya anlam veremedi. Duvara gidip baktığında eski bir elbise askısı ve raflardan başka bir şey göremedi.

Eliyle elbise askısını çeken Tevfik duvarın aslında gizli bir geçidin kapısı olduğunu keşfederek duvardaki meşalelerin aydınlattığı merdivenlerden aşağı indi. Aşağı baktığında onlarca zencinin madende zorla çalıştırıldığını gördü. Tevfik eline bir meşale alarak madenin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Yerden aldığı taşa baktı sapsarı parıldayan bir madendi.

-Altın bu diye bağırdı farkında olmadan arkasından tanıdık bir ses

-Evet, bayım ama siz burada olmamalıydınız, Diyerek üzerine atıldı karşısında duran elinde bir bıçakla dikilen kişi yaşlı Edward’dan başkası değildi. Koşarak hamle yaptığı sırada kenara çekilen Tevfiği ıskalayan Edward tepeden aşağı madene yuvarlanarak öldü. Tevfik koşarak hemen odasına çıktı ve hiçbir şey olmamış gibi yattı.

Sabah uyanan Tevfik kapı aralından baktığında koridorda evin hanımının etrafına birkaç kişinin toplanıp bir şeyler fısıldayarak konuştuklarını duydu. Tevfik onlara doğru yaklaşıp:

-Günaydın Bayan Emily

-Günaydın Tevfik, bana sadece emily demenizi söylemiştim.

-o Kusura bakmayın unutmuşum, bir sorun mu var acaba?

-Bay Edward bir kaza geçirip kayalıklardan aşağı yuvarlanmış

-Çok üzüldüm umarım bir şeyi yoktur.

-Sanırım boynu kırılmış. Onu kaybettik o benim için bir baba gibiydi.

-Kaybınız için üzgünüm

Ada’da yaşayan ailelerin katılıyla yapılan cenaze töreni sonrası Edward toprağa verilmişti. Rahatı yerinde olan Tevfiğin’se rahatı yerinde olduğundan ayrılmaya niyeti yoktu. Hele mahzendeki gizli altın madeninden sonra ne yapıp edip kalmalıydı. Bir hafta içerisinde yaptığı kompliman ve kibarlıkla Ev sahibesi bayan emily’nin gözüne girmişti. Minik sürprizler, çiçekler güller, romatik şiirlerin ardı arkası kesilmiyordu. Her ne kadar bayan emilynin oğlu Frank onu çok iyi karşılamasa da uzaktan ters bir şekilde bakıp onu süzüyordu. Bir akşam üzerin şömine önünde kadehler tokuşturuldu sohbet koyulaştı. İşte o an Tevfik patlattı:

-Emily benimle evlenir misin? Seninle evlenip ülkeme gidip yerleşelim ne dersin?

Emily kahkahalarla güldü. Bir süre düşündü. Sonra çok ciddi bir tavırla:

-Bende buralardan gitmek isterdim ancak bu şatoyu bırakıp gidemem. Ancak sen sonsuza kadar kalmayı kabul edersen neden olmasın dedi.

Tevfiğin gözü parladı. Aslında tam istediği şey okumaya geldiği bu ülkede zengin olup çalışmadan yiyip içmek fena olmazdı. Hem asalet unvanlar şık olabilir diye düşündü. Yalnız sorun kendisinden yaşça büyük ve yüzü beton kadar ifadesiz kadına ne kadar katlanabilirdi. Bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu.

Nihayet bir hafta sonra yapılan sade bir törenle evlenen Tevfik Lochnes dükü olarak tanınabilirdi. Emily bu işlemi geciktirmenin sorun çıkaracağını düşünmüş olmalı ki ertesi gün aile avukatını çağırarak bu evliliği resmi olarak’ta onaylanmasını sağlamaktı. Tüm bu arazilerin ve insanların sorumlusu Düşes Leydi Emily Eşi tevfiği Dük olarak ilan etmişti. O gece küçük bir kutlama yapan yeni evli çift yine şömine başında kadeh tokuşturuyordu. Emily alkolünde etkisiyle anlatmaya başladı.

-Sevgilim artık bilmen gereken sırlar ve sorumluluklar var.

-Ne gibi aşkım?

-Kasabada anlatılanlar tamamen hayal ürünü değil. Ailemin erkekleri yani kanımdan olan kişiler bir lanet taşır. Büyük babamı bir cadı lanetledi. İkincisi biz burada bir altın madeninin üzerinde oturuyoruz. Bu sırrı adada yaşayan halk dışında kimse bilmez ve ilk doğan erkek çocuklarını madende çalışmak için verir karşılığında tüm ihtiyaçları ve eğitimleri karşılanır. Bundan böyle eşim olduğundan bunlarla sen ilgilenmelisin.

-Tabi ki aşkım dedi Tevfik ama aklından o an geçen “Dur bakalım biraz zaman geçsin. Mahkeme suratlı karı seni uşağın Edwar’a kavuşturur paranın sefasını sürerim” diye düşüncelere dalıyordu. Aradan bir ay geçmişti ve her nasıl olduysa Tevfik, Emily’nin avukata yazdırdığı vasiyetin taslağını ele geçirdi. Vasiyete göre ölümü halinde tüm servet oğlu Frank’e kalıyordu. Ancak onun ölümü halinde Tevfik hak sahibi olacaktı.  Bu durum Tevfiği hiç mutlu etmemişti. Kendi, kendisine “Demek ki sadece Emly değil oğlundanda kurtulmalıyım. Ancak öyle bir şey yapmalıyım ki cesetleri bulunamasın”

Uzun zaman bunu planlayan Tevfiğin istediği fırsatı ona eşi Emily neredeyse altın bir tepsi de sundu bir akşam romantik bir gece yaşamak isteyen emily tüm hizmetlilere 1 hafta izin verip şatodan gönderdi ve onlar gitmeden kayalıklara bakan büyük terasa kocaman bir ziyafet masası kurdurmuştu. Herkes gittikten sonra Tevfik ve Emily terasta yemeğe başlamışlardı.

-Güzel sevgilim bu değişikliği neye borçluyum.

Emily ona gökyüzünü gösterdi.

-Bak aşkım dolunayı görüyormusun?

-Evet, ne olmuş?

-Bugün senin adaya gelişinin yıl dönümü tam bir yıl oldu.

-Hiç bilmiyordum.

-Evet, bende böyle romantik bir gece geçirmemiz ve baş başa zaman geçirmemiz için herkesi gönderdim. Artık baş başayız.

-Sanırım sevgili oğlunu unuttun?

-Hayır, unutmadım onu odasına kilitledim. Artık baş başayız.

Bir süre düşünen Tevfik eğilip terastan aşağı baktı. Kayaların dimdik ve keskin görününüşü insanı ürkütüyordu. Bir bahaneyle Emily’i yanına getirtmek için

-Aşkım gel bana sarıl birlikte ayı seyredelim dedi. Sarmaş dolaş ayı seyrederlerken Tevfik bağırdı.

-Aaa! Birisi kayalıktan buraya tırmanıyor.

-Mümkün değil

-İnanmazsan bak tam duvarın altında

Emily, daha iyi görebilmek için eğildi ama bir şey göremedi.

-Hani kimse yok hayal görüyorsun

-Hayır dikkatli bak tam aşağımızda bir gölge ilerliyor

-Hani!?.. Aaaaaaaaaaaaa

Tevfik onu aşağı itivermişti ve kayalara çarparak göle yuvarlanan emily ayın ışığının aydınlattığı gölde kaybolup gitti. Tevfik “Evet, bu işi de hallettim. Şimdi o suratsız Franki çağırıp annen aşağı düştü derim, o eğilince o da aşağı uçar ve gelsin paralar” Tevfik planları kafasında canlandırarak Frank’in odasına giderek kapının üzerindeki anahtarı çevirdi.

-Frank neredesin? Diye seslendi onun nefes almasına fırsat vermeden.  Üzerine atılan iri bir gölge onu altına alarak paramparça etmişti bile. Bir hafta sonra eve gelen hizmetliler. Emily’e rastlamasalar da Dük tevfiği buldular ya da ondan kalanları demek daha doğru olur. Hizmetlilerden James kendi kendisine konuşurken şunları söylüyordu.

-Sanırım Emliy hanım Zavallı Tevfik beye, Locknes düklerinin kurt adam olduğunu söylemeyi unuttu.

Son

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir